Üçüncü Dünya Savaşı başladı (I)

Üçüncü Dünya Savaşı üzerine birçok senaryo yazıldı. Halen de bu konuda senaryolar üretilmeye, filmler hazırlanmaya, kitaplar yazılmaya, komplo teorileri üretilmeye devam ediyor. Benim bu makaleler serisinde ortaya koymaya çalışacağım ise şudur :

1. Üçüncü Dünya Savaşı’nın başladığını ilan etmek,
2. Bundan sonraki savaşların “topyekûn savaş” biçiminde değil, “yeni biçimlerde” yaşanacağını açıklamak,
3. Üçüncü Dünya Savaşı’nın iki tarafını belirlemek,
4. Dünyada güç dengelerinin yeniden şekillendiğini ortaya koymak,
5. Eski süper güçlerin yerini yenilerinin aldığını göstermek.

Bu makaleler serisinde, çok iddialı amaçlarla yola çıktığımı görüyorsunuz. Kısa birkaç makalede bunca konuya açıklık getiremeyeceğim konusunda kafanızda oluşan tereddütleri anlayabiliyorum. Ne var ki, küreselleşme çağında “Basit (Anlaşılabilir) Olan Doğrudur” ilkesinin ne kadar gerçekçi olduğunu, makaleleri okuyunca açık biçimde kafanıza yerleştireceğime inanıyorum.

Öncelikle, dünyada bugün yaşanan paylaşım savaşı ile Üçüncü Dünya Savaşı’nın aynı şeyler olduğunu belirterek konuya giriş yapmak isterim. Bu gerçeği anlayınca, başta Orta Doğu’da olmak üzere dünyanın değişik yerlerinde yaşanan ve analistlerin bir türlü anlayamadığı kaotik gelişmeleri aynı sepetin içinde değerlendirip analiz etme şansımız olacaktır.

Birinci Dünya savaşı ile dünyadaki ilk önemli paylaşım düzeni kurulmuştu. Birinci Dünya Savaşı ile başarılamayan küresel güçler arasındaki “adil paylaşım”, İkinci Dünya Savaşı’nın yaşanmasına neden oldu. Bu açıdan bakarsak, ikinci savaşın, birincisinin devamı olduğunu görmek gerekir.

İkinci Dünya Savaşı ile küresel güçler arasında göreli bir uzlaşma sağlanmış olsa da başta bölgemiz olmak üzere dünyadaki paylaşımın önemli hatları, ilk dünya savaşıyla çizilen hatlardan çok farklılaşmadı. İkinci savaşta, yeni bir kamplaşma yaratılarak dünyanın ikiye bölündüğü gerçeğini asla reddedemeyiz. Bu açıdan, sosyalist ülkeler coğrafyasının yeniden oluşmasında ikinci savaşın etkisi çok büyük olmuştur. Ancak, ilk savaşta Orta Doğu ve Afrika’nın çok büyük bölümü ile Asya’nın bir kısmının haritalarının belirlenmiş olduğunu da unutmamak gerekir.

Türkiye açısından değerlendirirsek, bölgemizde haritalar, Sykes-Picot Anlaşması ile belirlenmiştir. Sykes-Picot Anlaşması, ilk dünya savaşı sürerken 16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında yapılmış olan Orta Doğu topraklarının paylaşılmasını içeren “gizli” bir anlaşmadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaya çıkması ile bu anlaşmanın Türkiye’ye ilişkin kısmı yaşama geçirilmemiş olsa da Orta Doğu haritası, bu gizli anlaşma ile sınırlarını belirlemiştir.

Mayıs 2016’ya yaklaştığımız günlerde, 100 yıllık aradan sonra, Orta Doğu başta olmak üzere dünyanın değişik bölgelerindeki haritaları yeniden biçimlendirecek yeni bir süreç yaşıyoruz. Orta Doğu’da başlatılan, zaman içinde Afrika’ya uzanacak, sonrasında tüm Asya kıtasına yayılacak olan yeni sınırların belirlenmesi süreci, Üçüncü Dünya Savaşı olarak isimlendirdiğim sürecin bir parçasıdır. Küresel terör örgütleri de bu sürecin oyuncuları olarak sahneye sürülmüştür. Bu süreçte ortaya çıkan El-Kaide ve IŞİD gibi küresel terör örgütlerini ve şekil değiştiren terörü de bu açılardan değerlendirmek gerekir.

Bu savaşın eski savaşlar gibi süper güçlerin orduları arasında iki büyük tarafın topyekûn savaşı olmayacağı açıktır. Yeni dünya savaşı, bölge bölge, ülke ülke ilerleyen ve savaşın taraflarının sınırları dışında gerçekleşen “zımni bir uzlaşmaya” dayalı olarak gerçekleşmektedir. Bu açıdan yeni savaşın, post-modern bir dünya savaşı olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Peki, bu savaşın tarafları kimlerdir?

Çok açıktır ki, eski sınırlar değiştirilme sürecine girildiğine göre, yeni sınırları çizmek isteyenler ile eski sınırları korumak isteyen güçler arasında bir savaş yaşanmaktadır. Bu nedenle, eski soğuk savaş taraflarını veri alarak ya da ülkelerin hareketleri ve açıklamaları ile yeni savaşın kimler arasında olduğunu anlamak kolay olmayacaktır. Çünkü, bu savaşın dışında görünen, ancak çıkarlarına göre her iki tarafla bazı konularda işbirliği içinde olacak güçler olacaktır. Bir kısım ülke ise bu savaşın dışında kalmaya çalışacaktır.

Bir ipucu vermek gerekirse, Üçüncü Dünya Savaşı, Sykes-Picot Anlaşması ile sınırların belirlenmesinde en büyük rolü olan İngiltere ile sınırları yeniden belirlemeye çalışan ABD içindeki bir grubun arasında geçmektedir. ABD içindeki bu grup, banka-finans sektörü ile güçlenen, dünyayı kısmen de olsa yöneten büyük karteller, IMF, Dünya Bankası ve BM’yi denetim altında tutan gizli yapılanmalar, İsrail, CIA gibi küresel oyuncuları içine alan küresel bir konsorsiyumdur. Bu küresel konsorsiyum; dünyanın her yerinde darbeler, devrimler, ayaklanmalar, hükümet değişiklikleri yapma kapasitesine sahip olan ve bunları sayısız defa yapmış küresel bir güçtür. Savaşın diğer tarafı da dünyadaki son imparatorluk olarak görülmesi gereken, bütün ülkelerde ve bütün bölgelerde yerleşmiş güçleri bulunan İngiltere ve birlikte çalıştığı diğer küresel güçlerdir.

Üçüncü Dünya Savaşı’nı, İngiltere ve İsrail arasında geçen bir dünya savaşı olarak görmek doğru değildir. Bu savaşta ABD’nin nerede yer aldığını belirlemek de kolay olmayacaktır. Çünkü, “hangi ABD?” diye sormak gerekir. Tıpkı, “hangi Almanya?” diye sormak gerektiği gibi.

Üçüncü Dünya Savaşı’nın yaşandığı bugünlerde, ABD’de her iki tarafta yer alan değişik küresel ve yerel güçler bulunmaktadır. Fransa’da yaşanan terör saldırılarının da bu savaşın bir parçası olarak görülmeli ve Fransa’ya yön vermek ya da uyarıda bulunmak amaçlı yapıldığı söylenebilir. Rusya ise bu savaşta kendisine rol kapmak için devreye girmiştir ve şimdilik savaşın taraflarından birisi lehine süreçte yerini almıştır. Zaman içinde Rusya’nın tavrı, kendi ulusal çıkarları ile belirlenecektir. Almanya gibi ülkeleri de bu savaşta bir tarafa yerleştirmek şimdilik mümkün değildir. İşgal altındaki Almanya ile “derin” BND tarafından yönetilen Almanya, bu savaşta farklı cephelerde kendisini bulabilir. Zaman içinde bu ülkeler, savaşın taraflarından birisinden yana olabilir ya da ülkede etkin olan güç, diğer gücü enterne ederek ülkenin bir tarafta savaşa dahil olmasını sağlayabilir. Ne var ki, bugün için Almanya ve Fransa gibi ülkeleri bir tarafa yerleştirmek mümkün görünmemektedir.

Gördüğünüz gibi, Orta Doğu’daki kaotik gelişmeleri açıklamak için ciddi bir yaklaşım ortaya koyuyorum. Bu konunun detaylarını, makalenin diğer bölümlerinde ele alacağım.

Makale serisinin ilk bölümü üzerindeki tartışmaların da makale serisinin diğer bölümlerine katkı sağlayacağını hatırlatmak isterim. Makale serisinin devamında buluşmak üzere …

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.