Ne olacak bu “KAPİTALİZM'”in hali!

Onun için, başlıkta kullandığımız gibi, “Ne olacak bu ‘KAPİTALİZM’in hali!” konusunda ki manşet söylemin, biraz dışına çıkarak, yapılan diğer saptamaları ve durum değerlendirmeleri üzerinde durmak istiyoruz.

“Artık paradigmalar değişmeli” diyor Koç. Mevlana’nın da çok güzel belirttiği gibi, dün dünde kaldı geleceğe bakalım, mesajının benzer şekil de altını çizerken, bu değişime katılıma adeta bir çağrı yapıyor. ” Bu da görüş bildirmeyen tarafların katılımıyla olmalı.” diyor.

Ali Koç devam ediyor. “Pek çok ülkede zenginlik geçmişe kıyasla arttı ancak bunun paylaşımına bakıldığında eşit olmadığını görüyoruz.”
Bunun üzerinde durup, sistemi yenileme gereğini gündeme getirmeğe çalışıyor. Sistem günümüzde tıkanmış. Tıkanmışlıkdan en çok yakınacaklardan ses çıkmaması karşısında, onların da bu yenilenme sürecin de görüş bildirmelerini, katkılarını vermelerini, o zaman yaşam bulacağını aktarmak istiyor diye düşünüyorum.

Bu günden bakarsak, bu sürecin devam etmesiyle, geleceğin pek parlak olmadığı da görülüyr. ” Verilere baktğımızda bu eşitsizliğin yakın gelecekte de artarak devam edeceğini görüyoruz” diyor. Önemli olan bunu görmek değil tabii, bunu değiştirmek. Peki bu değişim nasıl olacak. Politik arenada her geçen gün tekrarlanan, farklı gündem yaratma yabancılaşması içinde, sorunları nasıl ele alıp tartışabileceğiz.

Basın ve medyanın birinci sayfadan ya da ilk ana haber olarak verdiği konulara bir bakalım. Bu sorunlar ve arayışları bulmak, o denli zor ki. Sanki başka bir dünyada yaşıyoruz.

Suriye gerçeğinin daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkardığı önemli bir olgu. Dünya bu konuyu uzaktan görüp, kendi içinde yaşamaya başlayınca, farkındalığının boyutu değişti. Peki biz bunun farkındalığını yaşıyormuyuz. Bunu söyleyebilmek gerçekten zor. Oysa yurdun her yerinde, her gün önümüzde bu gerçeklik. 2 milyonun üstünde insan mülteci olarak, ülkemize geldi ve yaşamaya çalışıyor.

Önce, “misafir” dedik bir de.

Koç, devam ediyor. “Bunun yanısıra 2.Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük göç dalgasıyla karşı karşıyayız. 60 milyon insan vatanını terk ederek, daha zengin ülkelere doğru gitmek istiyor ve iş arıyor.” İşte sorun burada, bunu daha ucuz emek olarak görüp sömürecekmiyiz, yoksa yaşama alanlarını koruyarak, istihdam ve üretim olanaklarını araştıracakmıyız. Kolay ve zor arasında tercih, bir ölçüde dünyanın geleceğini de belirliyor.

Günü kurtarmak adına sorunlar yumağının büyütmek mi, yoksa geleceği hazırlamak mı, biz neredeyiz ve ne yapıyoruz.

G20 Liderler Zirvesi kapsamında, küresel çalışan kesimi temsil eden L20 tarafından düzenlenen,”İş dünyası ve Emek ile Dialog” oturumda dile getirilen görüşlerden, kısa bir kaç not alarak bunların altını çizmeğe çalışıyoruz.

Nereye gidiyoruz, sorusuna yanıt hazırlama, gidilen yeri belirleyerek, güzelleştirmeğe, çalışma arayışı yapılıyor mu, farkında olalım diyoruz. Yalnız ya da tek başına değil. Birlikte olacak bu. Ve de beklenmeyecek. “Godot” gelmeyecek çünkü.

Daha geçtiğimiz günlerde yineledik, sosyal diyalog kurumlarını çalıştıracakmıyız. Bir, Ekonomik ve Sosyal Konsey, aylardır değil yıllardır yasal zorunluluk varken, beş yıldır da, anayasal bir kuruluş olmasına karşın, adı bile neden gündeme getirilmez.

Biri konuşacak, diğerleri dinleyecek ve tasdik edecek, tasdik olmayınca ötekeleştirilecek.

Yok çağımızda böyle bir demokrasi. Yok öyle gelişen bir toplum.

Oturup, susarak, kabul ederek, görüş belirtmeden, katkı vermeden, verilenle yetinilerek, ne bu gün bir anlam kazanır ne de yarınlar kurulabilir.

“Komunist Manifesto”, bir asırdan öncesinin metni. Ama “Manifesto” deyimi dile geldiğinde, birlikde anımsanıyor. 2000’li yıllara gelirken, ülkemizin işveren sendikaları arasında önemli yeri olan, MESS’in çıkardığı bir kitabın da adı olmuştu. “Manifesto”

Ali Koç’un çarpıcı bir şekilde açıklamalarını yaparken, dikkat çeken bir şekilde, “Kapitalizm” olgusunu gündeme getirmesi buşuna değil.

Dünya savaşları, geçen yüzyılda, “SOSYAL DEVLET” ilkesini gündeme getirdi. Kapitalizm kendi içinde, kendi yenilemesini yapmağa çalıştı. İnsanı, emeği, değerleri, ön plana getirerek, yaşam bulacağının bilinci ile bunu yaptı.

Biz ise neredeyse “Sosyal Devlet” tanımından korkar hale gelen, bir toplup oluşturma yolunda yol almağa başladık. Sistem, bunun da sisteme çok zarar vereceğinin farkında, yenilenmek istiyor. Geleceğin pek parlak olmadığının altını çizmek istiyor.

Bu durum biraz da, siyasilerden umudun kesilmesinin başlaması karşısında, onlara çağrı yapma gereği olarak da yorumlanabilir. Ama bu sonuca gelinmesinde ki katkıları da yadsınamaz, şimdi bir özeleştiri gerçekleşiyor bir anlamda da.

Peki sendikalar nerede bu arada. Onlar ne diyor. Seçim öncesi ve seçim sonrası pek görülmediler. Sahi neredeler.

Dilerseniz noktayı şöyle koyalım. “Orda kimse var mı ?”

____________________

* Ankara. 17 Kasım 2015. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.