Ne olacak bu sosyal demokratların hali*

İsveç Sosyal Demokrat Partisi, bir yıl içinde üçüncü kez lider de değiştirdi. Son olarak, Håkan Juholt gitti ; Stefan Lövfen geldi… Partinin, 2010 yılında aldığı yenilgiden sonra, o zamanki genel başkan Mona Sahlin istifa etmişti. Yerine gelen Håkan Juholt ise hakkındaki kira yolsuzluğu savları nedeniyle sadece 10 ay görevde kalabildi. Geçtiğimiz haftalarda yapılan genel kurulda, Stefan Löfven’in genel başkanlığa getirilmesiyle, İsveç Sosyal Demokrat Partisi, 1 yılda 3 kez lider değiştirmiş oldu.

Sosyal Demokrat Partisi içindeki duraganlık, 2006 yılında, genel başkan ve başbakan Olof Palme’nin öldürülmesiyle başladı. Vietnam savaşına kararlı karşı çıkışları ve ulusal kurtuluş mücadelerine desteğiyle tanınan Olof Palme, yeni küresel dünya düzeninin önünde bir engel olarak görülüyordu. 26 Şubat 2006 günü Stokholm’de vurularak ’’bertaraf’’ edildi.

Palme’nin yerine geçen İngvar Carlsson, soğuk yaratılışlı bir bürokrat izlenimi verdi. Uzun yüzü ve çenesinden dolayı’’ayakkabı suratlı lider’’ olarak adlandırıldı. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı yıllarda, İsveç Sosyal Demokrat Partisi, dört yılını iktidarda, dört yılını da muhalefette geçirdi. Carlsson, 2 dönem liderlikten sonra, seçimde parti oylarının düşmesini gerekçe göstererek görevden ayrıldı. Carlsson’un yerine geçen Göran Persson, sermaye çevreleri tarafından sempati ile karşılanan bir isimdi. ’’Yeni dünya düzenine’’ karşı çıkmamasıyla tanındı. O da, 2 dönemlik liderliğin ardından görevi bırakma kararı aldı. Yeni süreçte, Olof Palme ekolünden gelen 2 kadın aday yarıştı; Dışışleri Bakanı Anna Lindh ve Başbakan Yardımcısı Mona Sahlin…Sahlin, hakkında, banka kredi kartı harcamalarıyla ilgili bir yolsuzluk savı vardı. En şanslı aday Anna Lindh’di. Ancak, Lindh’in, dışişleri bakanı olarak izlediği politikalar, küresel güçleri rahatsız ediyordu. Lindh, o günlerde, hazırlıkları sürdürülen ABD’nin Irak’ı işgal planlarına ve Sırpların, Bosna’da uyguladığı soykırıma karşı çıkıyordu. Meydanlarda yaptığı konuşmalarda, o zamanki ABD Devlet Başkanı George Bush’u , Orta Doğu’da ’’kovboyluk’’ yapmakla suçladı. Sosyal Demokrat Parti’nin genel başkanlığına getirilmesi, başbakan olması, küresel sermayenin çıkarları açısından sakıcalı bulunuyordu. Anna Lindh, o günlerde, bir alış veriş merkezinde korumasız olarak tek başına dolaşırken, meczup olduğu öne sürülen bir kişi tarafından sokak ortasında bıçaklanarak öldürüldü! Seçime tek aday olarak giren Mona Sahlin, genel başkan oldu. Sahlin, yönetimde beklenen başarıyı gösteremedi. Liderliğinde gidilen 2010 yılı seçimi sosyal demokratların yenilgisiyle sonuçlandı. Sahlin, başarısızlığın sorumluluğunu üzerine alarak istifa etti.

Sosyal Demokrat Parti’deki dağınıklık Mona Sahlin’den sonra da giderilemedi. Yapılan genel kurulda, partinin başına Håkan Juholt getirildi. Mesleği gazetecilik olan Juholt, yolsuzluk kira yolsuzluğu savlarıyla sarsıldı, görevde 1 yılını bile doldurmadan istifa etmek zorunda kaldı. Basında yer alan haberlere göre, Håkan Juholt, Stokholm’de milletvekili olarak kiraladığı bir evin kirasını Meclise ödetmiş; ancak, evi bayan arkadaşıyla birlikte özel amaçları için kullanarak devletten kira yardımı almıştı.

Juholt’un ardından, Sosyal Demokrat Parti’de liderlik yarışı krize dönüştü. Adaylık önerisi götürülen partililerden hiç birisi genel başkanlık görevini kabul etmedi. Sonunda, eski bir kaynak işçisi olan, İF Metal Sendikası Başkanı Stefan Löfven ikna edilerek genel başkanlığa getirildi. Milletvekili olmayan, koruyucu bir ailenin yanında evlatlık olarak büyüyen son genel başkan Stefan Löfven’in, nükleer enerji konusunda partisinden farklı düşündüğü öne sürülüyor. İsveç Sosyal Demokrat Partisi, nükleer enerjiye karşı çkıyor ve atom santrallerin kapatılmasını istiyor.

İsveçte, Sosyal Demokrat Partisi içindeki bu dalgalanmalar, siyasi ve ekonomik çevrelerde soğukkanlılıkla karşılanıyor ve demokrasinin, çoğulculuğun bir gereği olarak değerlendiriliyor. İktidardaki sağcı Moderat Parti’nin Genel Başkanı ve Başbakan Fredrik Reinfeldt, Sosyal Demokrat Partisi’ndeki gelişmeler konusunda yorum yapmaktan kaçınıyor; sorulan soruları, ’’bu Sosyal Demokrat Parti’nin kendi iç işidir’’ şeklinde yanıtlıyor. Sağcısıyla, solcusuyla, iktidarıyla, muhalefetiyle böyle de bir demokrasi geleneğine sahipler…

__________________

* alinergis@yahoo.se
alihaydarnergis@gmail.com
Bu yazı Cumhuriyet Gazetesinde de yayımlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here