Ne yapmamalı?

PAYLAŞ

İçinde yaşadığınız toplumun ruhsal yapısını yani değerler dizgesini görmezseniz ya da umursamazsanız çok güçlük çekersiniz. Toplumsal yaşam ben buyum ya da ben haklıyım gerekçelerinin pek de geçerli olduğu bir ortam değildir. İnsan saygısı karşımızdaki insanın ya da insanların ne duyup ne düşündüklerini anlamaya çalışmayı gerektirir. Siz karşınızdaki insana göre daha doğru bir yerde olabilirsiniz, yani daha bilgili olabilirsiniz, daha anlayışlı olabilirsiniz, daha hoşgörülü olabilirsiniz, hatta bütün iyi insan olma niteliklerini kendinizde bir güzel barındırıyor olabilirsiniz. Bu size hiçbir koşulda bildiğiniz gibi davranmak hakkı vermez. Üstün nitelikleriniz size hiçbir zaman başka insanlar üzerinde egemenlik kurma hakkı vermez. Şu dünyada herkes kendi yerinden, kendi bir kişilik yerinden sorumludur. İnsanlar kendi değerlerine saygı gösteren insanlara saygılı davranırlar. Üstün nitelikleri olan insanlar insan gibi davrandıkları zaman saygı görürler. Başkasına saygısızlık edebilen kişi de üstün nitelikleri olmayan kişidir.

İnsan yaşam savaşı içinde kendini varetmeye çalışırken bazı üstün nitelikler kazanabilir. Kazanmayabilir de. Bu üstün nitelikler gerçekte bireyi başkaları karşısında ayrıcalıklı kılmayan niteliklerdir. Bu nitelikler hoşgörüdür, özveridir, sevmeyi bilmektir, hırslarını yenmiş olmaktır, buna benzer şeylerdir. Üstün nitelikleri olmak zengin olmak değildir, ün ve unvan sahibi olmak da değildir. Bunları üstün nitelikler gibi taşımak isteyenler yanılırlar ve yaşadıkları toplumda eleştirilere uğrarlar ve yalnız kalırlar. Ben şunu oldum bunu oldum diye sağa sola tafra yapın bakalım yutuyorlar mı? Yutmazlar. Yutmadıkları gibi sessiz sessiz yıpratırlar sizi. Bir de bakarsınız koskocaman insan denizinde bir başınıza kalıvermişsiniz. Bir de bakarsınız çevrenizde dalkavuklarınızdan ve çanak yalayıcılarınızdan başka kimse kalmamış. Ondan sonra pişmanlıklara vurdurup alçakgönüllü adam oyunu oynamaya kalkın bakalım ne yapıyorlar. Sizden iki kat daha uzaklaşırlar.

Ben bir kente gittiğim zaman ya da hatta bir başka semte gittiğim zaman oradaki insanın yapısını gözlemlerim. İsterseniz siz buna ikiyüzlülük deyin ya da başka bir ad verin, ben böyle yaparım. Çok inançlı bir ortamda inanç sorunlarını konuşmaktan kaçınırım. Çok yoksul bir ortamda yoksulluktan dem vurmaya kalkmam. Bir yerde konuşma yapmaya gittiğimde, özellikle liselerde ya da daha çok devlet liselerinde olur bu, sorumlu öğretmen ya da doğrudan doğruya müdür benden ricada bulunur. Aman, der, burada çeşitli katmanlardan öğrenciler var, ne olur bunu gözden uzak tutmayın. Ben yılların deneyimlisi zaten bu konuda son derece duyarlıyımdır. Bir orta yaşlı bey, bir kültür kurumunun sorumlusu olarak, yıllar önce beni kasabasına çağırmıştı. Gittiğimde gördüm ki bu bey hiç rahat değil. Bana da bir şey söyleyemiyor. Hık ediyor mık ediyor. Neyse, akşam bir şey diyemedi. Ertesi gün konuşma saatinden önce çok da açık olmayan bir biçimde kaygılarını dile getirdi. Kaç defa kaygılanmaması konusunda güvence verdim. Toplantı bittiğinde büyük bir savaştan çıkmış gibiydi. Haydi şimdi gidelim, birer kadeh bir şey içelim dedi.

Bilinçlendiriyorum ayağına insanları ürkütürseniz toplumda nice yaralar açarsınız. Öncelikle şunu düşünelim: siz gerçekten yeterince bilinçlenmiş biri misiniz? Her düşünceyi karşımıza gelen her insana anlatabiliriz, yeter ki anlatmanın yolunu bilelim. Karşınızdakini incitmeden, aşağılamadan, ona ben senden daha üst bir yerdeyim duygusunu vermeden davranabilirseniz o sizi kendine en aykırı gelen konularda bile sessiz sessiz dinler. Bir düşünceyi kabaca iletmek de vardır, incelikli bir biçimde sunmak da vardır. Birincide ne ölçülerde dışlanırsanız ikincide o ölçülerde benimsenirsiniz, benimsenmeseniz bile anlaşılırsınız. Çocuklarıma küçük yaşlarından beri onu öğretmeye çalıştım: birine şöyle ya da böyle davranırken sakın ha bir takım değer ölçülerinden yola çıkmayın, yani ayıya ayı gibi efendiye efendi gibi davranmak formülünü benimsemeyin, böyle bir davranış kendini bilen insana yakışmaz, siz davranışınızı karşınızdakine göre değil kendinize göre gerçekleştireceksiniz, size bu yakışır.

Sultanahmet cezaevinde meydancımız her akşam toplaşmasında bize bir söylev verirdi, görevi gereği bunu yapmak zorundaydı. Her akşam değişik bir şeyler söylemeye çalışır ama pek beceremezdi. Başgardiyanın önünde bize bozuk cümlelerle doğru dürüst insanlar olmamız gerektiğini anlatırdı ve sonunda ne olursa olsun sözünü şöyle bağlardı: “Efendi adama efendi muamele, kelek adama kelek muamele.” Ben çocuklarıma bunun tersini öğrettim. Davranışımız karşımızdakini değil bizi bağlar. Ortama saygı göstermeden yaşayamazsınız.

 

CEVAP VER