Ne zaman evleniyoruz?

PAYLAŞ

Kadınlarımızın başına gelen kötü olaylar azımsanır gibi değil. Hemen her gün bir cinayet haberi alıyoruz. Erkek olduğunu sanan zavallılar kadınlarını ya da sevgililerini ya kurşunluyorlar ya doğruyorlar. Pencereden atmak gibi değişik yöntemler kullananlar da az değil. Yakalandıkları zaman verdikleri tepkiler pek ilginç: çok pişmanım diye ağlayan da var, hiç pişman değilim canıma değsin diyen de var. Bu zavallı adamların çoğu istenmeden dünyaya gelmiş olmalılar: nerede nasıl eğitildikleri belli değil. Çok kötü baskılar görmüş olmalılar çocukluklarında. Aralarında yoksulluğun acısını çekerek büyüyenler de az olmamalı. Toplumun büyük bir bölümü hastalanmış durumdadır. Cahilliğin ileri biçimleri ruh hastalığıyla özdeş özellikler gösterir. İnsanlarımız hemen hiç eğitilmiyor. Altta kalanın canı çıksın düzeninde erkeğin gücü kadına yetiyor.
Kadınların başına gelen kötülüklerin büyük bölümü evlenme merakından kaynaklanıyor. Bu ülkenin kadını ancak evlilikte doğru dürüst korunabileceğini düşünüyor. Kızlar evlenebilmek için pek erkenden düşler kurmaya başlıyorlar. Evlenmek ya da olmazsa evli gibi yaşamak kadının birinci amacıdır. Bu tür eğilimler o büyülü “yuva” kavramını öne çıkarıyor. Yalnız eğitimsiz kadınlar değil meslek sahibi kadınlar bile erkenden evlenmeye bakıyorlar. Bir erkeği tanımak bir erkeği sevmek bir erkeği değerli bulmak için, bir erkeğin arkadaşı olmak ya da dostluğunu kazanmak için vakit harcamayı ziyanlık sayıyorlar. Bir takım somut ya da maddesel koşulların varlığı kadının erkeğe evet demesi için yetiyor. Eli yüzü düzgün mü? Parası var mı? Evinin erkeği olacak gibi mi? Öyleyse tamam. Kadın doğru dürüst olduğunu sandığı bir adam için nesi var nesi yok vermeye hazırdır.
Kadın da erkek de evliliğe balıklama giriyorlar. Kadın erkeğin dünyasını bilmiyor erkek kadının dünyasını tanımıyor. Erkek kadının bedeninden ve ruhundan habersizdir. Kadın da erkeğin bedeninden ve ruhundan habersizdir. Kadın ailede erkek korkusuyla yetiştirildiği için cinselliğini bir azap gibi yaşar, onu erkeği memnun etmek için kullanır. Pekçok kadın için cinsel edim bir bitse de uyusak konusudur. Çocuk yapmaktan başka bir işe yaramayan yetersiz cinsel yakınlıklar ikili ilişkiyi zedelemeye başlar. Çabucak yapılan çocuklar evliliği iyiden iyiye çekilmez kılar. Bu arada ailelerin evliler üzerinde belli bir ağırlığı vardır: kızın ailesi kızdan yanadır erkeğin ailesi erkekten yanadır. Her iki kesim de bıçkınlarıyla ve yaşlılarıyla ateşin üstüne benzin dökmeye hazırdır.
Bu toplumda bir kadının kocasından ayrılmak istemesi onu aşağılaması anlamına gelir. Sen nasıl olur da beni istemezsin, sen kendini ne sanıyorsun? Kadının ailesi de kızlarının ayrılmasından yana değildir: dul kadını korumak zordur. Gerektiğinde ister istemez gel diyeceklerdir kızlarına ama bunun kendilerine iyilik getirmeyeceğini de bileceklerdir. Onlar şunu da bilirler: eski koca ayrılmanın üzerinden yıllar da geçse kendisini eski karısının sahibi olarak görecektir. Çocuklarının annesinin ya da yalnızca eski karısının herhangi bir adamla görüşmesi onu çileden çıkarmaya yetecektir. Öte yandan bir kere başa bela edilmiş olan bu eski koca sevdiği değil de alıştığı eski karısıyla yeniden bir araya gelmek isteyebilir. O zaman kadının buna hayır demesi korkunç sonuçlar getirebilir. Bu ülkede kadın erkenden evlenmeye hazırlanır. Kadınlarımızla arkadaşlık etmek ya da dostluk kurmak olacak iş değildir. Kadın aklına yatan erkeğe güler yüz gösterir, bunu yaparken anlayışlı olmanın bütün güzelliklerini kullanır, olmaz derken bile sevecendir. Bu güzel oyun evlenene kadardır. İmzadan sonra o güzel gülüşlerin yerini surat asmalar alır. Söylenmeler yakınmalar uzak durmalar… Sevgisiz evlilik cehennemdir. “Seni seviyorum” sözü bu toplumda hiçbir şey anlatmadığı gibi aşağılama anlamı da taşıyabilir. Söylenilmesi gereken büyülü söz şudur: “Benimle evlenir misin?”
Kadınlarımız yanlış yapıyorlar. Kadınlarımızın bir erkeğe bağsız koşulsuz eklenmek istemesi topluma iyilikler getirmiyor. Bu arada kendilerine de iyilikler getirmiyor. Her evlilik dayakla süslenmiyor ya da cinayetle sonuçlanmıyor diye her şeyin yolunda olduğunu düşünmeyelim. Kapalı kapıların ardında oldukça ağır dramlar yaşanıyor. Bu acılı ortamlarda en büyük yarayı çocuklar alıyor. Onlar insandan umudu kesmiş ve kimseye güvenmeyen bireyler olarak yetişiyorlar. Karısını ya da sevgilisini boğazlayanların çoğu kötü evliliklerin ürünleridir. Kadınlarımız evliliği bir zorunlu yaşam biçimi diye algılıyorlarsa erkeklerini seçerken kırk ölçüp bir biçmeliler.

CEVAP VER