NEDEN BEETHOVEN! (I)

SUZAN BEYAZIT / LONDRA – Bu yıl (2020) Beethoven’ın 250. doğum yıldönümü. Bu sebeblerle dünyanın dört yanında konserlerden konferanslara çeşitli etkinlikler düzenlenerek dahi besteci anılıyor. Önemli olduğuna inandığım Beethoven’a ait tarihsel bilgileri bir kaç makalede derlemeye çalıştım.

Beethoven’i dinlememiş, tanımamış olmak, uzun bir ömür yaşayıp da denize hiç ayağını değdirmeden göçüp gitmeye benzer.

Beethoven demek tutku, inanç, adanma, kararlılık, özgürlük, yenilikçilik, cesaret ve mücadele demektir. Kalıpları kırma, yaşadığı çağın politik gelişmelerine duyarlılık gibi değerleri içsel derinliği ve üstün müziksel yeteneğiyle birleştirebilen bir dahi olarak özetlenebilir.

Bütün bu özellikler güçlü ve asi bir kişilikle birleşince kendine has yeni bir nefes yakalayabilen, ender ve öncü bir besteciyle karşılaşırız. Bu asice öncü güç Klasik Batı müziğini, Klasik dönemden Romantik döneme taşımıştır. Beethoven eserleri, yaşantısı ve yol göstericiliğiyle müzik tarihinin merkezinde sarsılmaz canlı bir anıt gibi dimdik karşımızda durur. Her çağdan insanla iletişim kurabilen bilge bir gezginci gibi çağlar arası seyahat eder.

İnsanlık ve müzik tarihinde eşsiz bir yer kaplayan bu dahiyi daha iyi tanımak için yaşadığı çağı ve hatta o dönemden daha önce başlamış olan Aydınlanma Çağı’na kısa da olsa değinmek gerekir.

Aydınlanma Çağı sanattan edebiyata, felsefeden bilime, sosyolojiden mimariye bir çok alanda büyük gelişmelerin, buluşların olduğu heyecanlı bir dönemdir. Bilgi güç kazanmış, aklın daha etkin kullanılmasının önerildiği, dinsel yaklaşımların sorgulandığı, dini otoritelere ve monarşiye karşı halkın ayaklandığı bir tarihi süreç yaşanmıştır. Beethoven’ın yaşadığı dönem ise bu hareketin son çeyreğini kapsar. Bu hareketin en bereketli yılları da denilebilir.

Bilimsel ve aydınlanmacı bakış açılarının önem kazandığı bu dönemde; yazarlar, felsefeciler eserleriyle halkın aydınlanmasına katkıda bulunurlar. Jean Jacques Rousseau ve Voltaire gibi aydınlanma felsefesinin önemli yazarları yaratıcı düşüncenin hiç bir engel ve korku olmadan kendisini ifade etme hakkını savunmuşlardır. Sanat, edebiyat ve müzik alanında karşılığını bulan bu fikirler eşsiz eserlerin doğmasına vesile olur.

Dönemin önemli aydınlarından Emmanuel Kant’ın vurgulamış olduğu ‘insanlığın kendisine sunulmuş hazır reçeteleri’ sorgulaması ve ‘aklını kullanma cesaretini’ göstermesi gerektiği fikrinin yaygınlaştığı bu dönemde, aydınlar gelecek kuşaklar için daha medeni ve adaletli bir dünyanın da temellerini atmaktaydılar.

İnsanlık tarihinde, güçlü ve sarsılmaz zannedilen otoritelere karşı ilk defa çok büyük bir toplumsal hareket gelişir ve 1789 Fransız devrimi geçekleşir. Bütün Avrupa’yı etkileyen ve yeniden şekillendiren bu devrimle insanlık özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin  ilke olarak benimsendiği bir başka evreye taşınır.

Beethoven, büyük toplumsal değişimlerin, dönüşümlerin yaşandığı, çalkantılarla dolu böyle bir çağın ortasında doğar. Doğduğu yıl olan 1770’te, Avrupanın büyük bir kısmı, Avusturya merkezli “Kutsal Roma İmparatorluğu” altında Katolik Habsburg monarşisi yönetimindeyken, öldüğü yıl olan 1827’e gelindiğinde ise, Kutsal Roma İmparatorluğu tamamen kaybolmuş ve Avrupadaki savaş ve devrimlerle birbirinden ayrılıp farklı  bir konum almıştı.

Beethoven böyle bir dönemde, Bonn’da müzisyen bir ailenin çocuğu olarak doğar. Evin geçimini sağlayan ve sarayda müzik sorumlusu olarak çalışan dedesini Beethoven henüz üç yaşındayken kaybeder. Dedesinin ölümüyle aile ekonomik daralmayla karşı karşıya kalır. Babasının alkol bağımlılığı ise bu daralmayı derinleştirir. Sarayda müzisyen olarak çalışan babası Beethoven’daki yeteneği  farkeder ve henüz dört yaşındayken müzik dersleri vermeye başlar.

Beethoven’dan 14 yıl önce doğmuş olan Mozart’ın dahi çocuk olarak ün kazanması, şehir şehir dolaşıp konserler vererek küçük yaşlarda büyük başarılar elde etmesi, Beethoven’ın babasını etkiler. Beethoven’dan Mozart gibi başarılı dahi bir çocuk yaratmak ister. Mozart’ı dahi çocukluğa taşıyan, ona hocalık yapan babasıyla yakaladığı uyumun benzerini Beethoven ve babası yakalayamaz. Babanın disiplinli çalışmaya dair bir çocuğu aşacak beklentilerin içinde olmasına Beethoven’in güçlü karakteri eklenince oldukça yıpratıcı bir ortam doğar. Bu uyumsuz diyalog şiddet ve baskıyla sonuçlanır. Beethoven mutsuz ve üzüntülerle geçen bir çocukluk dönemi atlatır. Annesinin sevgi ve şefkati Beethoven’ın çocukluğundan hatırladığı tek güzel anısı olur.

Mozart’ın anne ve babası gibi güçlü kanatlar altında değildir Beethoven. Babasının alkol sorunu ailenin ekonomik olarak geçimini zorlaştırdığı gibi itibarını da zayıflaştırır.

Beethoven’ın çocukluk döneminde karşılaştığı sorunlar ve 25 yaşından itibaren başlayıp sağırlıkla sonuçlanan duyma sorunu nedeniyle hayatının büyük bir bölümü talihsizliklerle geçer. Bu anlamda Mozart’ın hayatına göre çok daha çileli bir hayat sürdürmüştür. Henüz 14 yaşındayken müzisyen olarak çalışıp evin geçimine katkıda bulunan bir konumdadır. Annesini 17 yaşında kaybeder. Viyana’ya hem Mozart’la tanışmak, hem de ders almak amacıyla gittiği bu dönemde, annesinin ölüm haberiyle müziksel hayallerini bir kenara bırakarak, doğduğu kent olan Bonn’a geri döner. Küçük yaşlardaki iki kardeşinin de sorumluluğunu üslenir.

Beethoven’ın küçük yaşlardan itibaren karşılaştığı bu sorunlara çözüm bulma zorunluluğu, onda mücadeleci ve güçlü bir kişiliğin gelişmesinde yardımcı olur. Beethoven’ı Beethoven yapan onu diğer bestecilerden farklı kılan onun kendine has kişiliğinin yanısıra yaşadığı bu zorluklar ve bu zorlukların onda bıraktığı derin izlerdir. Onun müziğindeki yücelik ise bu derin izlerin taşmasından başka birşey değildir. Beethoven çaresizliği görkeme, kederi esere çevirebilen ender bestecilerden…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.