Neden Demokrasi?

1980 İhtilali sonrası devrin başbakanı Süleyman Demirel, Güniz Sokak’taki evine hapsedilmiş ülkedeki gelişmeleri izliyor. Orgeneral Ahmet Kenan Evren (Netekim Paşa) bazı siyasetcileri Zincirbozan’a sürmüş. Sürgün sonrası Demirel hem siyasi yasaklı, hem konuşma… Yani ev hapsinde. Telefonları da dinleniyor.

Gerçi Demirel konuşuyor ama “Bir bilen” olarak gazetelerde yer alıyor.
Partisi kapatılmış. Konuşacak ne meydanı var, ne kürsüsü. Ülkede genç kuşaklar kesip biçiliyor, daha çok solcular. Hapishaneler insan almıyor. Askeri mahkemelere hakim, savcı yetişmiyor. Onbinlerce insan hapiste.

Evren ve beraberindekilerin demokrasiye ne zaman geçecekleri belli değil.
Demirel ne yapıyor diye merak ediyorum. Sonunda eski İçişleri Bakanı Orhan Eren’le konuşmam sırasında Güniz Sokak’a gidip Demirel ile görüşmek istediğimi aktarınca “Yarın birlikte gidelim”deyince anlaşıyoruz.

Hürriyet’te çalışıyorum. Hürriyet Haber Ajansı’nın Ankara temsilcisiyim ama Ankara’daki genel haberlerden değil, bana bağlı illerden gelen yerel haberlerden sorumluyum. Ancak gazetenin orta sayfasındaki “Bir Günün Hikayesi” köşesinde her türlü çarpıklıkları, çelişkileri küçük fıkralar halinde Istanbul’a aktarıp bu köşede siyasete bulaşmaya çalışıyorum. Her gün bu köşeye en az dört ayrı fıkra yazıyorum o dönemde. Siyasi, sosyal, ekonomik konulardaki çelişkilere ve çarpıklıklara yönelik fıkralar. Türkiye’de ilk denemeler…

Demirel bizi son derece heyecanla karşılıyor.
Gözleri parlıyor adeta.

Böyle anlarda sağdan soldan konuşuluır, sonra lafa girilir ya, Demirel doğrudan söze giriyor.

“Bak ben sana bir şeyi aktarayım Sezai. 1970 öncesi Keşan ve Dedeağaç’ta Yunanistan’la yapılan siyasi görüşmeleri sen de izlemiştim. (Demirel’de hafıza harikadır. 1964 yılında genel başkanlığa adaylığını koyduğu günlerde telefonla kısa bir görüş almıştım. O görüşmemden sonra, ne adımı, ne sesimi unutmuş değil”.  Yunanistan’da askeri cunta kralı devirdi ve idareyi ele aldı. Yunan basını demokrasinin geri gelmesi için vargücüyle çalışmaya başladı. Bazı gazeteler şiddetle cuntaya karşı çıkarken, bazı yazarlar köşelerini boş bırakıp yazı yazmadılar. Cunta kısa zamanda basının bu kararlılığı karşısında yönetimi devretmek zorunda kaldı. Yani demokrasi kazandı.”

Sözü nereye getirecek bilemiyorum ama Demirel devam ediyor:
“Patronun Erol beyle benim görüşmem zor ve zamanı değil. Sen mesajlarımı ona iletmenin yolunu bulursun. Ben Hürriyet dahil, sağ-sol demeden tüm gazetelere, patronlarına elimden geleni yaptım. Teşvik ise teşvik, fon ise fon, vergi indirimi ise indirim. Tahsis ise tahsis.Hepsini yaptım. Patronlara bir tek tank-tüfek vermedim, bunun dışında makul arzuların hiç birini geri çevirmedim. Şimdi sıra onlarda. Demokrasi için ellerini çabuk tutsunlar. Sorumlulkları çok ama sıra onlarda. Geride kalan ve yaşanan örneği unutmasınlar, onu hatırlat”

Yani “Yunan basınından geri kalmayın” demeğe getiriyor.

Tabii o gün sadece bunları değil, askerlerle, özellikle de ülke yönetimine el koyan Evren’le ilgili bir çok şey daha anlattı Demirel ama yasaklar sürdüğü için yazmak ne mümkün

Zaten o günlerde “sıkıyorsa yaz” derler adama.

Yazı daha Istanbul’a geçmeden gazetelerin kapatıldığı dönem.
Gerçi ihtilalciler Hürriyet’e fazla dokunmuyorlar ama belli mi olur.

Genel Yayın Müdürü rahmetli Nezih Demirkent’e telefonla durumu aktardım, sohbeti anlattım. Sessizce dinledi. Erol Simavi’ye aktardı mı bilemem. Gerçi Demirkent bir süre sonra görevinden alında ve bir diğer rahmetli Çetin Emeç bu göreve getirildi ya, o da ayrı bir konu…

Bunları şunun için yazdım. Demokrasi çok güzel bir yönetim. En azından yönetimler içinde  ehven-i şer, yani kötülerin en iyisi diye de bilinir.

Peki demokrasi için Hürriyet mücadele verdi mi?
Onu da ihtilalcileri üyelerini tek tek atadıkları Danışma Meclisinde Anayasa görüşmelerini baştan sona Hürrriyet adına izlemiş biri olarak bir başka yazıda aktaracağım.

Demokrasi için verilen mücadele “değer” mücadeledir.
Cumhuriyet bütün kurum ve kuruluşları ile ayakta, devrimler tüm berraklığı ve netliği işe hafızalara kazındı ve uygulamada. Laiklik ve ulusal kavramlar da dimdik ayakta.
Ya demokrasi?

İşte onda kuşkuluyum.
Hukukun üstünlüğü. Sosyal hukuk devleti. Kısıtlanmasına gerek kalmayan özgürlükler. Fırsat eşitliği. Seçimlerde adalet. Hakca temsil. Halkın sesinin TBMM’ye tam olarak yansıması, yankılanması…
Bütün bunlar demokrasi şemsiyesi altında nolabiliyor.
Esas mücadele bunlara ulaşmak için verilmeli…

Ya gerisi?
Şimdilik gerisi keşfedilmiş değil…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.