Neden televizyon dizilerine ilgi azaldı?

Fark ettiniz mi televizyon dizileri geçen yıllara oranla hem izlenme oranları, hem de sayıları açısından iyice azaldı. Televizyon dizilerinin yerini filmler almaya başladı. Akşam haber kuşağından sonra dizi yerine filmlerle karşılaşıyoruz.


Bu da uzun zamandır yaşanan dizi enflasyonun bittiğini gösteriyor. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da dozu tutturamamıştık. Her kanalda aynı anda birbirine benzer diziler vardı.


Bundan yedi – sekiz yıl önce Akşam gazetesinde “Neden televizyon dizileri yok?” diye bir yazı yazdığımı hatırlıyorum. Tabii o yazımda yabancı dizilerden söz ediyordum. Çünkü bir dönem televizyon kanalları yabancı dizilere veda etmişti. Ben de “neden” diye sormuştum ve bir zamanlar birbirinden güzel diziler seyrettiğimizi hatırlatmıştım:


“İlk örnek kuşkusuz ki “Kaçak”. Cuma gecelerinde tüm aile bireylerini bir araya getiren bu nefes kesen diziyi nedense Türk halkı hiç unutmadı. Karısını öldürdüğü iddia edilen Dr. Richard Kimble’ın masumiyetini kanıtlaması için gösterdiği çabalarını soluğumuzu tutarak izlerdik.


Ardından “Zengin ve Yoksul”geldi. Güçlü oyunculara ve sağlam konusuna bîr de diziyi görsel bir şölene dönüştüren çekimler eklenince bize sadece hayran hayran izlemek ve ağlamak kalıyordu.


“Kaygısızlar”, “Bonanza”,’ “Tatlı Cadı”, “Tatlı Bela” (Pasaklı Saly diye de bilinir) “Kral ve Ben”, “Söz Savunmanın”, “Vadideki Hayat” (Walton ailesi), “İnsan Avcısı”, “Vakıf”, (Divinia’yı unuttunuz mu?) “Aşk Gemisi”, “Kung-Fu” (Çekirge), “Arsen Lüpen”, “Küçük Ev”, “Define Adası”, “Büyük Umutlar”, “Napolyon ve Arkadaşı”, Dallas” (Entrika ufkumuzu geliştiren dizi), “Smith ve Jones”, “Ben Cladius”, “Beyaz Gölge” (Türk gençlerine basketbolü sevdirdi), “Kökler”, “Flamingo Yolu”, “Şahin Tepesi”, “Kara Şimşek”, “Köle Isaura” (Brezilya dizilerine bağışıklık kazanmamıza yol açtı) “Robotek”, “Logan’ın Kaçışı”, “Kaptanlar ve Krallar”, “Şehir ve Adam” beni ekran başına çeken dizilerden ilk aklıma gelenler.


Bir zamanlar en çok izlenen diziler polisiye filmlerdi. “Görevimiz Tehlike”, “Kaygısızlar”, “EskiDostlar”, “Banacek”, “Madigan”, “Baretta”, “Tatlı Sert”, “Mc Millan ve Karısı”, “Komiser Columbo”, “Kadın Polis”, “6 Milyon Dolarlık Adam”, “San Francisco Sokakları”, “Charli’nin Melekleri” gibi birbirinden sürükleyici ve seyirciyi ekran başına çeken polisiye diziler izledik.


Bilim-kurguyu “Uzay Yolu” adlı diziyle öğrendik. Mr. Spak o yıllardaki çocukların kahramanıydı. Çocuklar uzun yıllar, düştükleri zor durumdan kendilerini kurtaracak üstün yetenekli uzaylı arkadaşlar beklediler.


“Uzay Yolu”nu “Uzay 1999” izledi. O yıllarda 1999 yılı bize çok uzak görünürdü. Filmdeki manyetik kapılar uzak bîr hayal gibiydi, şimdi kebapçıların kapıları bile manyetik olarak açılmıyor mu?


Bu filmler daha sonraki yıllarda tekrar yayınlandığı zaman hepimiz hayal kırıklığına uğradık. Bu diziler siyah beyaz izlenenice güzeldi, renkli ekran o dekorların suniliğini ortaya serdiği için aynı tadı alamadık.


Çocuk dizilerinin de tadı bir başkaydı. Belki de çocuk olduğumuz için bize öyle geliyordu; “Bir Köpeğin Serüvenleri”nde Jo adındaki o akılı köpek “Lassie” “Çocuk ve Arkadaşı”ndaki Ben adındaki ayı, sevimli yunus “Flipper” pek çok çocuğa hayvan sevgisi aşıladı.


“Jack”, “Sihirbaz”, “Küçük Yaramaz” (Webster) çocukları ekran başına adeta mıknatıs gibi çekerdi.


Son izlediklerimiz ise “Muhteşem ikili”, “Altın Kızlar”, “Cosby Ailesi”, “İkiz Tepeler”, “Emret Başbakanım”, “Mavi Ay” ve “Alf”.


Şimdi yabancı dizi seyredemiyoruz ama, iyi kötü (genellikle kötü) yerli dizi seyredebiliyoruz. Belki on yıl sonra bu dizileri anımsayıp, nostalji dolu yazılar yazan gazeteciler çıkacaktır. Ama onların da tıpkı benim gibi “Yarın Artık Bugündür”, “Çalıkuşu”, “Üç İstanbul”, “Küçük Ağa”, “Aşk-ı Memnu”, “Kartallar Yüksek Uçar”, “Sekiz Sütuna Manşet” gibi yerli dizileri hatırlayacağını sanıyorum.”


Gerçekten de biz bu dizileri unutmadık. Bakalım gelecek kuşaklar son yıllardaki dizilerden hangilerini hatırlayacak?


Son günlerde televizyon dizilerine ilginin azalmasının birden çok nedeni var. Bunlardan en önemlisi dizilerinin birbirine çok benzemesi kuşkusuz. Aralarında sivrilen, özelliği olan diziler var elbette ama, onlar ya çok sevildiler ya da reyting kurbanı oldular.


Dizi bolluğu yaşanması dizilerin reytingini de azalttı. Büyük kanallar prime time kuşağında arka arkaya iki dizi yayınlamaya başlayınca işin suyu çıktı. Seyirci hangi diziyi izleyeceğini şaşırdı. Zamanla bu karışıklığa daha fazla dayanamadı ve tercihini filmlerden yana kullandı.


Dizilerden bıktıran nedenlerden biri de aralarda verilen uzun reklam kuşaklarıydı. Bir saatlik dizinin içerisinde neredeyse bir saate yakın reklam yayınlanmaya başlayınca seyircilere bıkkınlık geldi. İzleyici “nasılsa tekrarı var” diyerek diziler arasındaki reklamları es geçip kanallar arasında sörf yapmayı tercih etti. Bu da film kuşağı reklamlarının, dizilerin arasına giren reklamlardan daha fazla izlendiği gerçeğini ortaya çıkardı. Zira filmin tekrarı olmadığı için film izleyicisi başka kanallara geçerken dizi izleyicisinden daha dikkatli davranıyor.


Yaşanan dizi enflasyonu gösterdi ki, işin tadını kaçırdınız mı durum fena. Ne onca para ve emek harcanarak yapılan diziler akıllarda kalıyor, ne izleyiciler bu dizilere hakkını verebiliyor.


Diziler arasına konulan reklamların dozunu kaçırdınız mı durum daha da fena. Bu deneyim hem televizyonculara hem de reklam verenlere uzun reklam kuşaklarının hedefine ulaşmadığını, bu kuşaklarda reklamı yapılan ürünün diğerleri arasında kaybolup gittiğini öğretti.


 


*Yazarın diğer çalışmaları için www.birsenaltiner.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.