Neden Türkiye Üniversiteleri ilk 500’de değil? (II)

Türk Yüksek Öğretiminin Hedefi, Vizyonu ve Önderlik Sorunu ve Amaç ve Hedef Oluşturmada Kısırlık…

Bugün Türkiye’de üniversitelerin en ciddi sorunu geleceğe yönelik bilimsel program ve hedeflerinin olmaması olarak görülmüş ve bir çok sorun da bilimsel bakış açısının olmaması ile ilişkilendirilmiştir. Bir çok üniversiteler ana bilim dalı düzeyinden başlayarak üst örgütü rektörlük makamına kadar geleceğe yönelik hedeflerden, projelerden, perspektiften ve stratejilerden yoksun bulunmaktadırlar.

Toplumun en örgütlü ve vizyonu olması gereken kurumu halen bulundukları ortamda planı, projesi olmayan ve hangi misyona hizmet ettiğinin bilincinden yoksun okyanusta pusulasız yüzen bir gemiyi andırmaktadır.

Gelişmiş üniversitelerde uzun ve kısa vadeli projeksiyonlar çizilir ve aralıklarla bunların gerçekleşme durumları tespit edilir. Başarılı olan birimler ve kişiler ödüllendirilir; başarısızlar ise zamanla işini kaybetmekle yüz yüze kalırlar. Üniversiteler en alt biriminden en üst kuruluşuna kadar aralıklarla hedefler belirlemeli ve hedeflerin gerçekleşmesi ve öğretim üyelerinin yıllık faaliyetleri izlenmelidir.  

Vizyonu ve Önderlik Sorunu

Bugün ülkenin bir bütün olarak belirli bir hedefi, felsefesi bulunmamaktadır. Ülkenin eğitim felsefesinin dayandığı sistem ve ekonomik modelin bugün yaratmaya çalıştığı yetişkin insan profili maalesef beklenenin aksine düşük profillidir. Toplumsal, siyasi ve ekonomik sistemlerde olduğu gibi eğitim sistemlerini planlayan, yürüten, inceleyen, işleten, denetleyen, yeniden şekillendiren insanlardır. Bu işin sağlanması yine insana bağlı olduğu için mutlaka bir liderliğe gereksinim bulunmaktadır. ınsanın lider özelliği, konuya bütünsel olarak hâkim olması, sistemin aksaklıklarını ve çelişkilerini görmesi, sorunun çözümü için çözüm yolları üretmesi ve nedenleri ve niçinler ile değerlendirerek başarıya ulaştırması ciddi bir liderlik ve önderlik gerektirmektedir.

Mustafa Kemalin işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesine çıkmak isteniyorsa ki bunun için kendi yol haritasını doğru oturtması gerekir. Bugün gelişmiş batı ülkelerinin üzerine çıkmayı hedefleyen gelişmekte olan bir ülke gelişmişlerin mevcut birikiminin üstünde bir hedefe kilitlenmesi gerekir. Bunun için öncelikle ülkenin bir bilim- teknik politikası ve vizyonunun oluşması gerekir. Ülkenin üstünlükleri, yetersizlikleri, yakalayabileceği fırsatlarının ne olduğunun iyi bilinmesi; buna uygun insan gücünün yetiştirilmesi gerekir. ınsan planlamasının uzun süreli bir zaman dilimi içerisine yayılması gerekir. Örneğin Türk üniversiteleri dünyada ilk 100 sıralamasına girmek istiyorsa üniversitelerin mevcut sorunları bütün olarak incelenmeli ve çözüm yollarının sistematik bir şekilde belirlenmesi gerekir.

Ulusal bilim politikası ve rekabet yaratılmalıdır

Ülkenin bu anlamda devlet tarafından da benimsenmiş bir ulusal bilim politikası bulunmamaktadır. Varsa da bir çok insanın ya haberi yok ya da koordinasyonunu sağlayacak merci bilinmemektedir. Ulusal çerçevede her üniversitenin özerk olması sağlanmalı ve üniversiteler arasında adil bir rekabet, bir yarışma ortamı verimlilik ve etkinliği arttıracaktır. Gelişmiş dünya üniversitelerin uzun ve kısa vadede belirlenmiş hedefleri ve vizyonları bulunmaktadır. Başarılı üniversitelerin en küçük birimi bile her yıl on yıllık program yapmakta ve izlemektedir. Belirli aralıklarla hedeflenen amacın ne oranda gerçekleşiğini görmek önem arz etmektedir.  

Temel Sorun “Nasıl Bir Üniversite İstiyoruz” Sorusunun Cevabı Net değil 

Üniversiteleri kurumsallaşmıştır. Söz konusu derecelemeye giren üniversitelerin çoğu yerleşik ve kurumsallaşmış üniversitelerdir. Bize en eskisi ıstanbul Üniversitesi 550 yıllık olduğu söylense de üniversitelilik tarihi cumhuriyetle birlikte anılmakta. Ve gelenekselleşmiş bir yapı halen oluşmamıştır. Sürekli darbeler ve üniversite reformları ile çok sayıda alternatif bakışlı insan üniversitede rahat görmediği için üniversitelerden ayrılmaya zorlanmış veya ayrılmışlardır.

Üniversiteler geleceğe yönelik yöntem ve deneme geliştirme konusunda yetersiz kalmaktadır. Bu konuda batılılar ile aramızdaki farkı nasıl kapatırız konusunda da bir anlayışımız ve öngörümüz yok. Bu konuda TUBA, TÜBİTAK da hiçbir öneri geliştirememiştir. Üniversite yöneticilerinin önemli bir kısmı maalesef bir sonraki seçimi kazanmak için belediye başkanları gibi davranıyorlar ve üniversite yöneticileri zamanının büyük çoğunluğunun belediyecilik faaliyeti ile geçiriyor (Oktay Ekinci Cumhuriyet’teki ÇED Köşesinde (26 Ocak 2005). Üniversite yöneticileri ülkemiz üniversitelerinde gelişen yanlış gidişatı değiştirecek bir çaba içinde değillerdir.

Ülkemiz üniversite yönetim modeli yönünden bugün batıdaki gelişmiş üniversite modellerinden farklı bir yapılanma arz etmektedir. Yönetim organlarının belirlenmesi, öğretim üyesi yetiştirme politikası, Lisans üstü eğitim ve lisans eğitimi konularında sistematik olmayan bir yapılanma göze çarpmaktadır. Bilim ve akademik kadrolara ilişkin bilim politikası olmadığı için belirli üniversitelerde belirli görüşlerin kümeleşmeleri oluşmaktadır.  

YÖK İle Birlikte Eğitim Felsefesi Ortadan kaldırıldı

Türk üniversitelerinin en büyük talihsizliği YÖK yasası ile merkezileştirilmiş yönetim anlayışı yanında evrensel normda ilişkiler yerine ulusal düzeye çekilmiş ve kabuğuna sıkıştırılmış bir yapı kazanarak üniversitelilik bilincinden uzaklaşmış bir yapı kazanmıştır. Başta üniversite yönetim özerkliği yanında düşünce özgürlüğünü kısıtlanması ve benzeri uygulamalar üniversitelerin dokuları ile uyuşmamıştır.

Üniversitenin öğretiminin temel felsefesi olan docendo documus, “öğreterek öğreniriz” ilkesi, YÖK ile birlikte medrese ilkesi olan “magister dixit”, hoca dedi ki’ye teslim edilmiştir diyor Uluğ Nutku (Yeni Adana 21 şubat 2003, Bilimsel Bakış). Sayın Nutku diyor ki “YÖK ile birlikte yönetimsel hiyerarşi, akademik hiyerarşinin tepesine dikilmiş ve bilimde dikta rejimi yaşanmıştır”. Bu anlayış kurumları kişilerle kaim duruma getirmiştir. Ancak kurumun uzun vadede işlevi ve fonksiyonu kurumlaşmayı engelleyen bir anlayışa neden olmaktadır. 

O halde 21. yy’ da nasıl bir üniversite istiyoruz? 

Bunun yanıtını Haldun Özen’in “Özerk Demokratik Üniversite Programı, Yeni Çözüm Yayınları, ıstanbul, 1988) yapıtında bulmak olasıdır. Gerçek bir üniversite, bir bilgi üretme ve mevcut bilgiyi gerçekleme (verification) ortamı istiyoruz.

Öğrencinin eşit hakları ve sorumlulukları olan bir üniversite; soru sorabilen, kaynakları ve yayınları yasaksız bir üniversite; öğretim üyesinin akademik özgürlüğünün yanı sıra, öğrencinin de akademik özgürlüğü olduğuna inanan bir üniversite; bilgi aktarmanın ancak bilgi üretmeye bağlı kaldığı sürece anlam kazandığının bilincinde olan ve “üniversite sorunu her şeyden önce, bilimin ve bilimcilerin özgürlüğü sorunu” diyebilen öğretim üyeleri; ülke sorunlarını, evrensel bilgi ve deney birikiminin ışığında ülke gerçekleri temelinde çözecek bilgi üretiminin yapılabildiği bir eğitim, öğretim ve çalışma ortamı olmalıdır.

Konuyu önümüzdeki haftalarda daha detaylı olarak inceleyeceğim  

Son günlerde değişik üniversitelerden çok anlamlı e-postalar alıyorum. Son derece ilginç fikirler geliştiriyor arkadaşlarımız.  Türk insanının zeka ve yaratıcılığına fırsat verilmesi durumunda çok önemli işler yapabileceğine ve alternatif çözüm yolları üretebileceğine olan inancım bir kez daha artı.  Saygılarımla

_____________

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi, asportas@cu.edu.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

six + 5 =