Nehir yolculuğu. Moskova’dan Baltık kıyısına.

Nehir yolculuğu. Moskova’dan Baltık kıyısına.

0
PAYLAŞ
İsmail Bayer
İsmail Bayer

İSMAİL BAYER – Nehir gemisi, M/S RUBLEV. Moskova’dan yola koyulduk. Kuzey’e gidiyoruz. Baltık kıyılarına ulaşacağız. Moskova – Leningrad yolculuğu. Stalin döneminde açılan yol. Moskova’nın üç denize ulaştırılması. İnsan emeğinin, doğayı yeniden yorumlaması. İnsanlar için yaşamın zenginleştirilmesi.

MOSKOVA Nehri’ni geçtik. VOLGA Nehri ile buluştuk. Adeta doğa içinde yeni bir serüven yaşıyoruz. Yeşil ile mavinin aşkı. Sakin, belli belirsiz akan bir nehir. Yol boyu ormanlarda ki ağaçlar, fısıldar gibi rüzgarla değişik şarkılarını söylüyorlar. Ağaç boylarını aşan yapılaşma hiç yok. Doğa içinde bir yolculuk.

İlk durak. Bir kent. UGLİCH. Kente yaklaşırken ilk dikkati çeken kiliselerin kubbeleri. Rus mimarisinin özellikleri bozulmamış, korunmuş. Stalin döneminde, önce kapatılmışsa da, sonra bazıları açılmış. Putin dönemi ile kiliseler altın dönemini yeniden yaşıyor. Restore ediliyor, bakılıyor, müze olarak ziyaret edliyor ve dini vecibeler yerine getiriliyor.

Bu kentin en büyük özelliği, geçmiş de yaşayan bir şehir olması. Nehir hattının açılması ile biraz dünyaya açılmış diyebiliriz. Votka yapımı yörenin en büyük özelliği, değişik votkalar. Meyvalarla da tadlandırılmış, hafif veya sert.

Kentin kuruluşunu, 937 yıl öncesine götürüyorlar. O yüzden de, geçmiş de yaşayan şehir adlandırılması. Sevimli sakin bir kent.

Ancak, Rusya içinde ki diğer önemli bir yeri ise saat üretiminin merkezi. “Çayka” saatleri burada üretliyor. Köstekli saatlerden tutun da, mücevher gibi işlenmiş bayan saatlerine kadar, adeta bir saat sergi salonu gibi mağazalar.

Hoş bir tesadüf, gece Volga üzerinde yol alırken, yıllar öncesinin bir filmi. Bu filmi kışın değil de yaz ortasında Rusya da izlemek, bir başka keyif. “Dr. Jivago” ekranda.

RYBİNSK’den geçerek Volga ile bu kez adeta güney-doğuya yöneldik. Büyük bir şehir, Rusya’nın ilk başkenti. St. Petersburg’dan önce. YAROSLAVL. Sovyetler dönemin de, bir sanayi şehri haline getirilmiş. Eski caddeler, katedraler ve manastırlar. Neredeyse adım başına dini bir yapı. Şimdiler de daha çok üniversitesi ile gençlik merkezi gibi. Rusya’nın en güzel kızlarının bu şehirden çıktığı efsanesi yıllardır devam ediyor. Gemiler limana sabah yaklaşıp, öğleden sonra kentten ayrılıyor. Önceden, gemiler akşam ayrıldığın da, gemilerde bulunan erkeklerin, kentte kaybolduğu görülüyormuş.

Bu kentten, Kazan ve Hazar Denizi’ne uzanan, yine Stalin döneminde açılan, nehir ve kanallardan oluşan ikinci bir yol daha var.

Geldiğimiz yoldan devam ediyoruz, Volga Nehri’nden ayrılarak, bir göl haline gelen Rybinsk Reservuarı’nda yol alıp, yeni bir nehire ulaşıyoruz. ŞEKŞANE Nehri. Bu nehir üzerinde, küçük bir köy de duraklıyoruz. GORİTSİ Köyü. 700 nüfuslu küçücük bir Rus köyü. Kadınlar Manastırı, köyün özelliği. Tarih de kimler gelip geçmiş. Tamamen ahşap köy evleri. Adeta emekliler cenneti gibi, her evin geniş bahçesi var. Kendi yiyeceklerini yetiştiriyorlar adeta. Ahşap el işlemeleri ise bir başka güzel. Emek, ağacı, tahta ve sonra sanatkar eli ile de hatıra eşyalarına dönüştürüyor.

Bir başka yerleşim yeri. 8 km. içeri girince, KİRİLLOV. Yüksek kalın surlar arkasında kale görünümünde ki, “Beyazgöl Kiril Manastırı” 14.Yüzyıldan günümüze, Polonya ve İsveç saldırılarına karşı koyarak, yaşamını sürdürmüş. Sovyetler dönemin de kapatılmış, ancak şimdi müze halinde kullanılıyor. Dinin ne denli önemli olduğunu, Rus, köy,kasaba ve şehirlerini gezerken görmek çok şaşırtıcı, ama gerçek.

Ve biraz uzun bir yolculuk başlıyor. Şekşane Nehri’nde ilerliyoruz. Ve BELOYE GÖLÜ. Yeniden kanallar. Gemi Moskova’dan bu yana, kah iniyor, kah çıkıyor. Bu kez ONEGA GÖLÜ’ne ulaşıyoruz. Göl de, kuzeye doğru uzun bir yolculuk ve KİJİ Adası.

Yeni bir ülkeye geldik. Rusya Federasyonu’na bağlı, KARELYA ÖZERK CUMHURİYETİ sınırları içinde. KİJİ Adası, tam bir açık hava müzesi, UNESCO’nun dünya kültür mirası listesinde. Rus Ahşap Mimarisi’nin özellikleri yapılar da korunmuş. Göl, orman, yeşil çimen ve ahşap. Öylesine dinlendirici ki. Burasının en büyük özelliği ise, 22 kubbeli Ahşap TECELLİ Kilisesi. Ahşap Rus evlerine tarihin derinliklerinden gelip, adeta sizi koruyorum der gibi. Bir kısım restorasyon çalışmaları da devam ediyor. Ancak,Rusya da böyle yerleşim yerleri de var diye şaşkınlığımız, her geçtiğimiz yerde, artarak devam ediyor.

Onega Gölü’n den geri dönerek, tekrar kanallara, SVİR Nehri ve bu kez. MANDROG’dayız. Şaşıracaksınız. Mangal ve şarap, yeşil çimenler üzerin de piknik, bir ara hafif bir yağmur çisele de, o da günün bir başka rengi. Bir başka anlatımla, Barbekü partisi. Ama buranın fırınları, börek ile tatlıları, unutulacak gibi değil. Yöresel meyvalar ve bohçalar. Kilo almak mı, kim takar bu lezzet diyarında kiloyu.

Burası, İkinci Dünya savaşında yok olmuş. Şimdi dikkat. Sonra, bir Rus girişimci bu geniş araziyi satın alıyor. Ve yeme içme ile el sanatları kültürüne dayalı, yeni örnek ahşap binalarla, ayrı ayrı atölyeler, işyerleri oluşturuyor. Tam bir turistik cennet adeta. Ketenden, seramike, ahşapdan dokumaya, kürke varan, değişik bir pazar. Ayrıca bir de Votka Müzesi bile var.

Ayrılması bile zor. Nehirden devam ediyoruz. Ve Marmara Denizi’nden daha büyük LADOGA GÖLÜ. Ve sonra NEVA Nehri’ne ulaştık. Baltıklara az kaldı. Başta Leningrad dedik ama, şimdi yine artık. St.Petesburg. Baltık kıyısındayız.

Moskova’da, Lenin’in mozalesini görebilmek için, km.olarak kuyruklar var, saatlerce bekliyorsunuz. Yine, Kremlin’in duvarları önünde, Kızıl Meydan da, Stalin’in de mezarı ve heykeli var. Ancak, önünde ziyaretçi yok. Gelecek için bir nesli büyük oranda yok saymanın, sonuçta ki siyasi faturası.

St. Petersbrg’da ilginç bir gün ve son günümüz, bir gün sonra İstanbul’a döneceğiz. Yalnız önemli bir gün. 9 Ağustos 2016. Salı. Erdoğan ve Putin, burada eski bir saray da görüşüyorlar. Yeni bir diyalog ve şekillenme. Bu ayrı bir konu.

Ve biz 30 Temmuz – 10 Ağustos arası, Rusya notlarını burada artık noktalayoruz. Üç hafta, altı yazı da paylaşmaya çalıştık. Yeniden gitmek üzere diyerek.

____________

Ankara. 16 Ağustos 2016. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK