Nerde soğuk savaşın sıcaklığı

Kutup soğuğu veren klimaların bile insani sıcaklıkla üflediği dönemlerdi o günler…  Kutuplar kadar dengeliydi insanlar…  Güç o zaman denge kriteriydi, şimdi ateş kusan bir zulüm krateri… 



O zamanlar satranç sadece kendi kuralları ile oynanırdı… Artık tek hareketle 3 satranç taşı hamlesi yapabilen dama oyuncuları var… Ve bunları tavla seyreder gibi seyreden izleyiciler… Liyakate gerek yok, oyun bil yeter…


Bush’a, geri kalan bütün pislikleri giderayak son 1 ayda icra ettirip, ekonomik krizleri patlattırıp, Gazze’deki ağrılı dişin yerine protez yaptırttılar ki, Obama’mız işin başına geçer geçmez duruma el koysun, haksız bir savaşı durdursun ve küresel krizi düzeltmeye başlayıp şirin Amerika imajını oturtsun nadas süresince, yeni hasatlara kadar…  50 yıl önceden planlanmış şekilde, güdümlü iyiliklere kol kanat geren, “baba Amerika“ vizyona girecek Şubat başından itibaren… Bir taraftan Filistinli’leri pasifize ediyorsun, diğer taraftan Obama’ya ABD’nin iyi polisi olması için zemin hazırlıyorsun, tek hamlelik üçüncü kazanım da İsrail’e verilen sus payı… Ki aynı soydan gelen Araplarla beraber, dünyanın başına genetik musallat olan terörün tetikleyicileri, din savaşı görünümündeki tüm ihtirasların çıbanıdırlar… 


Ne Araplar kınadı, orantısız savaşı ne AB… Nerde orantı kaldı ki? Adalette mi? Din değerlerinde mi? USA bahanesiyle U.S.A abileri Irak’a tepeden inme yaparlarken çok mu orantılıydı güç? Ayrı ayrı kaplara yapanlar bile tek kutupta toplandılar sivillerin sıkıştırılmış şeritlerinde… İnsani yardım kapıları dahi kapatıldı insanlığın… 


Bizim yoksul memleketimiz bile daha sahiciydi soğuk savaşın o sımsıcak devrinde… Ne güzeldi devletimizin 70 Cent’e muhtaç olduğu saf günler… IMF’nin merdanesine kaptırmamıştık kolumuzu…  İşkencenin, santrafüjlü kirli çamaşır makineleri bile, kan lekelerini, kanı bile kurutan şimdiki ahtapot makinelerinden daha iyi çıkarırdı… 


Eskimiş Amerikan jeanlerine yama yapmak bile güzeldi… Amerika’nın açtığı yaraları artık yamayamıyor dünya? Bu kadar düşman edinmemişti Amerika… Amerikan parkaları bile giyerdi romantik devrimcilerimiz…  Denizler temizdi ve denizler kadar duru ve masumdu yankileri Dolmabahçe’den denize döken Denizler… 


Henüz yolunu bulmamıştı yolsuzluklar… Çok yolsuzduk ve yollarımız kayganlaşmamıştı yumurta aklarıyla, gemiciklerin köpüklü dümen sularıyla… Soğuktu ama sanki daha sıcaktık birbirimize, ısınır giderdik bir hırkayla… Birbirimizin güneşini çalmazdık felekten torpilli göksel makamlarda makam edinip… Ve çalıntı geleceklerin faturasını SSK’lının ilaç paralarını keserek dayamazlardı zaten geçinemeyen insanlarımıza… Allah fonlarıyla, kendilerinden olanları ısıtıyorlar şimdi…


Liyakatli adamlar otururlardı dünyevi makamlarda… Hızlı treni raya son hızla oturtup, raydan çıkartan kabzımalgillerden bir demiryol müdürümüz yoktu, hemşehrisine sayaç takıp, yelken açan, enayi sarrafı bir belediye başkanımız yoktu, doğalgaz ölümlerini doğal gören inançlı cuma pazarı esnafı yoktu, ülkeyi kedere boğan kaderciler yoktu, hava yollarını terlikle yöneten pandizot kavafları yoktu, apronda deve kestiren develer yoktu, kendini affeden hayalicilerimiz yoktu, fizik kurallarına karşı uçurmaya çalıştıkları uçaklarda fizikçilerini düşüren sorumsuz sorumlularımız yoktu, camilerin yanındaki ağaçları kuşlar konuyor, cemaati ve çevreyi pisletiyor diye kestiren daniska çevreciler yoktu,  cemaati altına kaçırtan yelci imamlar yoktu devlet kademelerinde… 


Demirel’in uzun elli prensleri, Evren’in devren kiraladıkları, Özal’ın özel yuppileri vardı soğuk savaş yıllarında… Soğuk savaş bitince, Tansu’nun malı uçuranları, Yılmaz’ın mesut azınlıkları, Erbakan’ın sırmalı kayıp trilyon kravatları ortaya çıktı tek kutuplu dünyamızda… Ama hiçbiri, en azından, elmas ve pırlantalarla süslenmiş arap zevki takunyalarla, allı pullu işlemeli altından alaturka kuburlara yapmazlardı semavi tahterevanlarının üstünden… 


Tek lüks, Kadıköy – Karaköy vapurundaki 50 kuruş farkla oturulan lüks mevkii idi… Yeni sınıfların görgüsüz lüksleri daha azdı… Vapurda promosyonlu tarak satan Burhan pazarlama en akademik pazarlamaydı… Ülke pazarlamacıları yoktu… Kuş gribi promosyonuyla hijyenik yumurta akı pazarlayan iş oğulları, devlet kurumlarına tasarruflu ampul alma kararnamesi çıkartan ampulcü babalarına ampulcü şirketler kurduran iş kızları, vicdanları kanatan kanallar açan medyacı iş damatları ve peşkeş çekilen pespaye düşeşler, hanedancı düşesler yoktu… Hepsi kusursuz işleyen adaletten ve süratli kalkınmaktan dolayı oldu… 


Şasesi uzatılmış Dodge’lar kadar bile karakterli değil, şimdi bağış dolmuşlarına binen ve bindiği dolmuşun düdüğünü çalan halkımız… Halkın satın alma gücü yine yoktu ama, “satın alınabileceği“ bol yeşillikli liberal bir piyasa da yoktu… Dindarlar dünya malına bu kadar kolay yeşillenmezlerdi… Demokles’in kılıcı bile şimdiki tatlısu demokrasisinden daha demokrattı.


Şerefli mağlubiyetler vardı, şerefsiz fırsatçılıklar yoktu. Balık tarlalarımızın tirollendiği zamanlar olmadı değil, ama halkımız da balığın baştan kokmasına bu kadar meyilli ve bunca cinliğe teşne değildi… 


Pratik zekamız her dönemde yanlış işlere çalışırdı ama, trafik cezasını özellikle yazdırıp, muayene istasyonlarında kuyrukta beklemeye çözüm üretecek pratik zeka yürütemezdik şimdiki emsalci, gözlemci ve düzene uyumlu halkımız kadar… En fazla yaptığımız, Alamanya’da demir fenik ebadında buz kalıpları döküp, sigara makinelerinden bedava sigara almaktı, yüzüne kömür karası çalmayı bile bilmezdi kamuflajlı islam komandosu ümmetimiz…


Ah nerde o eski soğuk savaş yılları… Buzdağlarının erimesi dünyanın dezenfektasyonu için iyi olacakmış… Peki bunca yayılan mikropları, sonraki nesillere sirayet etmiş olan ihtiras virüslerini, arsızlık genlerini, gözü doymazlık hücrelerini, çılgın tüketim savurganlıklarını, din ticareti kemirgenliklerini, pis kokulu sidik yarışlarını, ciğersiz çoğunluğun ciğerine işlemiş ahlaksızlıklık dokularını yeraltı akıntıları mı temizleyecek ülkemizden? Kim temizleyecek stratejik ortak ilahların akıttığı mazlum kanları bu yuvarlak dünyanın yamuk yörüngesinden? Güdümsüz rolü yapan güdümlü dünya hükümetleri mi? Yoksa onları, atandıkları iktidar kalesinde ters köşelere yatırarak güdenler mi? İnsanlığın, hala Allah’tan beklemeye yüzü var mı islamın islahını, Musa’nın emirlerini, İsa’nın dönüşünü?


Şer haberleriyle beslenen kanalları, ruhsuz sanalları ve insansı banalleri istemiyorum… “ Savaş yaz, cepheye gönder, ebeniz cebinize gelsin “ diyecek aletleri de istemiyorum… Yandaş arama motorlarını istemiyorum tepemde… Netliğe hasretim, internetsizliğe razıyım… 


O sımsıcak soğuk savaş yıllarını geri istiyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × 4 =