Neredeydiniz!

Neredeydiniz!

0
PAYLAŞ

bölgeye seferber edilen dindar işadamları oluşumudur.


Cemaatler, başından beri bu meselede devletin safındaydılar oysa ve konuyu inanç ve kardeşlik bağlamında tartışmak niyetindeki küçük gruplara ise gerek devlet gerekse PKK tarafından izin verilmedi. Zihninizi yoklarsanız “Kürtçü bir İslam devleti kurmak amacı ile…” diye başlayan haberlere rastlayacaksınızdır. Bu haberler, karargah basınının sabotajıydı aslında. PKK ise bu kesime karşı acımasız bir kıyım başlatarak bölgede saygınlığı olan çoğu insanı katletti.  


Kurbanlarını Güneydoğu’da derme çatma mahallerde keserek etini yoksullara dağıtan işadamları, adeta yüzyıl önce terk etikleri ata diyarını ziyaret eder gibi ninelerin elini öptüler, çocukları öpüp sevindirdiler. Ne hissettikleri sorulan iş adamları şu ortak noktada buluştular: “Okuyorduk, duyuyorduk ama bu kadar olduğunu bilmiyorduk…”. Ve bu buruk cümlelere eşlik eden gözyaşları…


Evet, tam da böyle bir resim. Yıllar var ki, doğu-batı hattı kapalı. Olup bitenlere ilişkin söylenmesi gerekenin yerine düşmanlığı tahrik ederek ayrıştırmayı hızlandıran söz ve eylemlere muhatap olmuş ülke. Hayatında ilk defa doğu denen coğrafyaya gelenler büyük bir merakla bakıyorlar sokaklara, çocuklara, duvar dibine sinmiş çaresiz insanlara. Başka bir resimle kandırıldıkları ve onun  şaşkınlığını yaşadıkları okunuyor yüzlerinden.


Hemen ifade edeyim ki, o gözyaşlarının samimi duygularla döküldüğüne dair inancım tam. Eminim ki, bu vesile ile ilk kez bir doğu vilayetine giderek baskı ve şiddet ortamının çökerttiği, sahipsizleştirdiği, sefalete terk ettiği bu dünyaya kaşı daha farklı bir onarım süreci başlayacaktır. Asıl değinmek istediğim bu değil.


Türkiye’de uzunca bir zamandır kardeşler arasında yaşanan ve geri dönülmesi güç bir kan davasına dönüştürülen, adına ne denirse desin; ortak paydasında Kürtlere ilişkin haksızlıkları içererek buradan aldığı isyanla tüm ülkeyi etkisi altına alan meselede neden dindarları göremedik? Neden bir an geldi ve seferberlik rotası Güneydoğu’ya çevrildi? Bir zamanlar Kürt demeyi kafir demekle eşdeğer tutacak kadar ölçüyü elden kaçıranlar, neden sustular bunca yıl? Madem bu noktaya geleceklerdi, neden Kürtleri Türk toplumuna doğru anlatmadılar?


Şeyh Sait’i konuşamadılar! Resmi tarih öğretisi ne demişse onu doladılar dillerine. Oysa Şeyh Sait’in savunması bile sıradan bir dindarın yüreğini kabartacak sözlerle doludur. Ya Said-i Nursi? Bugün kitapları neredeyse tüm dünya dillerine çevrilmiş olan Nursi’nin, yazılarının sonuna koyduğu “Said-i Kürdi” imzasını bir tek defa telaffuz etmediler ve zımni bir baskıyla işin bu yanını hep örtbas ettiler.


Tasavvuf, tarikat oluşumları açısından da doğu, batıyı besleyen en büyük kaynak olmakla beraber, şeyhlerin eli öpülmüş, izzet ikramda kusur edilmemiş ama onların geldiği bölgeye karşı bir başka bakış açısı hep diri tutulmuştur.


“Taşları konuşan şehir, Diyarbekir” bile tek başına onlarca şairin, yazarın, mütefekkirin yetiştiği bir iklim olmakla beraber kaçımız Diyarbakır’ın bu yüzünü görebiliyoruz?
İnanç, bir coğrafyada dirilişin, adaletin, kardeşliğin bayrağını yüceltir. İnanç, ırk gibi, kavmiyet gibi saplantıların içinde kendi gerçekliğini en yüksek sesle haykırarak insana, öze vurgu yapar. İnanç, kendini ortaya koymak için resmi ideolojilerin gölgesi altında ve ondan aldığı telkinlerle bir söz söylemez , söylese de bu söz inancın sözü olamaz!


Bölgeye seferber edilen dindarlık iddiasındaki bu kuruluşların çıkını bir çelişkiler yumağından ibaret yamalı bohçadır!


Yanıtlanması gereken ilk soru şudur: Neredeydiniz bugüne kadar? On binlerce insanın ölmesi, binlerce köyün yakılıp yıkılması, milyonlarca insanın doğduğu toprakları terk etmesi mi gerekiyordu gelmeniz için?


Yanıtı aranan ikinci sorusu bugünle ilgilidir. Şayet dünün muhasebesi sağlıklı yapılamazsa bugün ninelerin elini öpüp çocukları sevindirmek de turistik bir geziden ibaret kalacaktır. Şimdi ne için geliniz? “Açlığımızdan önce acılarımız var, kabuk bağlayan yaralarımız, yitirdiğimiz kardeşlerimiz, oğullarımız için ne söyleyeceksiniz?” sorusu. Viraneye dönmüş, sefaletin kol gezdiği evleri yeniden yapmak kolaydır. Kum çimento marifeti ile üstesinden gelirsiniz. Ya yaşanan insanlık ayıbını, bir toplumu inkar etmiş olmayı, boş yere toprağa devrilmiş onca bedeni ve geride bıraktıkları acıları ne ile ve nasıl dindireceksiniz?


Doğuya bu niyetle giden herkesi bu sorular sarmalayacak, eminim. Konuşmanın bedel istediği zamanlarda susanlar, şehir turu için geldikleri bu kanla yıkanan sokakları, caddeleri gezerken o sesi işitecekler: Neredeydiniz?

BİR CEVAP BIRAK

2 × 3 =