Neyi kırdın?

PAYLAŞ

Ben sakar değilim, iki yılda tek bir bardak ya da üç yılda tek bir tabak ya kırarım ya kırmam. Karanlıklar ülkesinde ışığı eksik olmasın, bizi rahmetli sakardı, ona tabak bardak dayandırmak bir sorundu. Kırdı mı tek tek de kırmaz, bazen bir tabak ya da bardak topluluğunu bir anda telef ediverirdi. Bazen hiç gereği yokken gönül de kırardı. Beni en çok rahatsız eden şeylerden biri yanlış yapanın üstüne gitmektir. Bu da annemin çocukluğumda bize uyguladığı baskının izleriyle ilgilidir. Kırk yılda bir bardak kırsam annem hemen koşar gelirdi. İlk soru: neyi kırdın? Daha sonra nasıl kırdın neden kırdın ve öbür sorular. İyi ki bu baskılar karşısında tepki olarak iyi bir sakar olup çıkmadım. Olur a, insan garip bir varlık.
Ancak geçenlerde iyi bir sakarlık yaptım. Bir gün önce saydam kapta yani cam kapta ayıptır söylemesi zeytinyağlı taze fasulye pişirmiştim. Ertesi sabah satın aldığım eti buzdolabında yer bulamayınca tencerenin üstündeki dar yere yerleştirdim. Öğleden sonra eti ayıklamaya kalktım. Et paketini çektiğim gibi koca tencere fasulye yere düştü, ben fasulyeler ve cam kırıkları arasında kalakaldım. Dostlarım düşünün durumumu, beni görseniz ağlamasanız bile çok üzülürdünüz. Yeri temizlemem neredeyse bir saatimi aldı. Ben kırılana dökülene acımam da yere döküleni temizlerken nedense kötü olurum. Geçen yıl mı önceki yıl mı bir iş daha yaptım buna benzer. Ankara’dan bir arkadaşım gelecek, birkaç gün bizde kalacak. Yemek yetiştirme telaşına düştüm. Enginarı pişirmek sorun değil de onu soğutmak bir iş. Acele etmeliyim. Cam tencerenin altındaki ateşi iyice açıp tencerenin kapağını da sıkı sıkı kapatınca olanlar oldu: cam kırıkları enginar parçalarıyla, havuçlar patatesler bezelyelerle ocağın üstüne serildiler. O da gene bana aşağı yukarı bir saatlik bir emeğe patladı.
Giderek mutfakla olan bağlarım zayıflıyor. Eskiden yemek yapmak benim için bir zevkti, en azından dinlendiriciydi. Şimdi biraz isteksiz yapıyorum. Zaten bize eskisi kadar çok konuk gelmiyor. Gelmemeleri beni ayrıca mutlu ediyor. Adamı yemeğe çağırıyorsun, belediye zabıta memuru gibi oturuyor sofraya. Bu ne çorbası? İçinde ne var. (O arada tencereyi karıştırıyor.) Ben yeşil salata almayayım, sen bana şu patates salatasından ver. Bu ne, et mi? Mantar mı bunlar? O arada karısıyla ya da sevgilisiyle işaretleşiyor: ondan alma boşver, şunu al. Bütün bu davranışların ne anlama geldiğini iyi biliyorum. Umurumda mı? Benim başkalarının davranışlarından etkilendiğim yıllar çok ama çok gerilerde kaldı. Eskiden insanlar benim için üzülmesinler diye çırpınırdım. Baktım birileri adam yerine kondukça zevzekleşiyorlar. Rahmetli Erbakan’ın dediği gibi: hadi oradan hadi hadi!
Gene de mutfaksız olmuyor. Bir akşam işi kolayına getiriyorsunuz, ikinci akşam bir şeyler yapmak gerekiyor. Ali İzmit’de çalışırken hafta sonları gelirdi, o günler ben yemek işini ancak hafta sonları düşünürdüm. Şimdi birlikteyiz. En azından onun yemeğini tasarlamak zorundayım. Hayır yüksünmüyorum. Ama bazen nedense mutfağa gitmek bana zor geliyor. Şimdi de öyle oldu, mutfağın eşiğinden döndüm ve bu yazıyı yazmaya koyuldum. İşten kaçtım düpedüz. Bugün kaçtığım işi en geç yarın yapmak zorunda değil miyim? Oysa bugünün işini yarına bırakmayı sevmem. Yemek neyse, süpürgeden ve çamaşırdan nefret ediyorum. Bizim evimiz de kirli olsun ne yapalım. Birileri evlerini tek bir toz bırakmamak üzere tertemiz ediyorlar, onlar hep temiz olsunlar. İçleri de evleri kadar temizse ne mutlu onlara. İçlerini temizleyemeyip dışlarını temizlemeye kalkıyorlarsa ne yazık! Yerler camlar çerçeveler kolay temizleniyor da ruhlar o kadar kolay temizlenemiyor.
Son zamanlar ekmeği evde yapıyorum, tek bir gün sektirmedim. Emekliliği bu gibi işler için icat etmişler. Ekmek makinesi mi aldın diye soruyor tanıdıklar. Olmaz öyle şey, makinede ekmek yapmak bizi bozar. İki dakikada mayalayıveriyorum unu. Hamuru kısa bir süre bekletiyorum. Pişmesi de bir saat kadar sürüyor. Neden bu ekmek yapma telaşı diyeceksiniz. Televizyon kanallarından birinde ekmek yapımında çin tuzu kullanılıyor diye bir haber yayımlandı. Haberi veren kişi bu tuzun sağlık bakımından sakıncalı olduğunu söyledi. Biz ne bilelim, ne deseler inanıyoruz. Televizyon haberlerinde zaman zaman da ekmek fırınlarının aşırı temizliğinden dem vuruluyor. Hepsi bir yana, benim yaptığım ekmek pek lezzetli oluyor. Yarısı beyaz undan yarısı tam buğday unundan. Biraz da zencefil katıyorum. Eski günlerimizin ekmek kokularını almaya başladım. Beyaz unla tam buğday ununu karıştırıyorum. Ne ölçüde diyeceksiniz. Ben ölçülü iş yapmayı bilmem, biraz ondan biraz bundan.

CEVAP VER