İngiltere’de İşçi Partisi liderini arıyor

İngiltere’de İşçi Partisi liderini arıyor

0
PAYLAŞ

Babası Ralph Miliband, Belçika’da Nazilerden kaçıp 1940’da Londra’ya yerleşmiş ve daha sonra İngiliz ordusunda II. Dünya Savaşı’nda savaşmış. Daha sonra aktif politika içine girmiş. İngiltere’deki en saygın Marksistlerden biri olarak biliniyor. Çocukları David ve Ed, babası gibi politikaya küçük yaşta atıldılar ve babasının mirası üzerinden İşçi Partisi içinde yükselmeye başladılar.

“Oğul babayı geçer” gibi sözler vardır ya. Bu oğular ve bu baba için bu söz geçerli değil. Baba Miliband, İngiliz işçi sınıfının mücadelesi içinde yer alırken, sömürüsüz bir dünya uğruna mücadele ederken, oğullar, ancak İşçi Partisi kadar ilerleyebildiler.

Blair’in, Afganistan ve Irak saldırılarında kabinede, ya da Blair’le yakın pozisyonlarda duran Miliband kardeşler, Blair’in istifası ve daha sonra Gordon Brown’ın seçim kaybederek istifa etmesi sonucu parti liderliğine soyundular. David’in kesin kazanması beklenirken, parti içinde önemli söz sahibi olan sendikalar Ed’e blok oy vererek parti lideri yaptılar.

Yaptılar yapmasına ama işler hiç yolunda gitmedi. Ortada bir kapitalizm krizi sözkonusuydu. Bu krizin sorumlusu sistemken, başvurulan kesim işçiler, emekçiler ve geniş halk yığınları oldu. Şimdi açsanız bütün şirketlerin kriz dönemlerindeki karlarına, daha fazla kar yaptıklarını görürsünüz. Gıda şirketlerinden silah tekellerine, bankalardan ilaç firmalarına hangi alan olursa olsun büyük bir çoğunluğu kar yapmaya devam ettiler, bazıları da karlarını arttırarak yoluna devam etti.

Hükümet, “Hepimiz bunun içindeyiz” diyerek bütün alanların bütçesini kısıp, kesip işçi ve emekçilerin sırtından krizi atlatmaya çalıştı. Halkın büyük bir kesiminden büyük tepkiler geldi. Yüzbinlerle ifade edilecek eylemler grevler oldu ve hala devam ediyor. Sendikalar, hükümetin kemer sıkma politikalarına karşı kararlı bir şekilde eylem ve grevleri, çoğaltarak devam etti. Artık her hafta İngiltere’de bir grev var.

Bu durum karşısında, İşçi Partisi aslında muhalefette olmasının da avantajını kullanarak işçi ve emekçileri parti çeperinde toplayabilirdi. Bunu yapmadı. Yapamaz mıydı? Yapardı elbette. Yapmamasının sebebi açık. Onlar da iktidara gelse aynı uygulamaları devam ettirecekler. Bunu açıktan söylüyorlar da. Aslında İşçi Partisi bir işçi partisi değil de, sermaye partisi olduğu bu tutumundan da çok açık bir şekilde görülebilir.

Sendikaların oyları ile parti lideri olan Ed Miliband, ne sendikaların isyanına kulak veriyor, ne de işçi ve emekçilerden yana bir tutum sergiliyor. Tabandan gelen baskılar, sendikaların memnuniyetsizliği Ed’i iyice köşeye sıkıştırmış görünüyor. Geçtiğimiz ay yapaılan bir kamuoyu araştırmasına göre, daha önce İşçi Partisi’ne oy verenlerin yüzde 51’inin, Ed Miliband’ın başbakanlık görevine hazır olduğu, ya da iyi bir başbakan olabileceği yönünde oy kullandığı açıklanmıştı. Aynı araştırma, bu ay için bu oranın yüzde 34’e düştüğünü açıkladı. Parti içinde giderek popülaritesi düşen Ed Milibnad’ın istifasını isteyen milletvekilleri de çıktı.

Daha önce iki defa parti liderliğine aday olan Hayes milletvekili John McDonalds’a liderlik tartışmalarını sorduk ve McDonalds, Ed Miliband ya da parti sosyalist bir proğramı hayata geçirmediği sürece işçi ve emekçilerin tam desteğini alamayacağını ve şimdiki politikaların bir çoğunun kenara itilmesi gerektiğini söylüyor.

Yani İşçi Partisi, işçilerin ve sendikaların desteğiyle başına geçirdiği, babasından çok çok geri oğulun, işçilerden yana görünüp de sermayeye çalışan bir lider olarak para etmediğini görmeye başladı. Bu yüzdedir ki, parti içinde liderlik tartışması alevlenerek devam ediyor.

BİR CEVAP BIRAK

18 − ten =