İngiltere’de ÇUŞ’lar

ÇOKULUSLU ŞİRKETLER (ÇUŞ) İNGİLİZLERİ BİLE KORKUTTU
HAZIRLAYAN: Faruk Eskioğlu

Dünya kapitalizmi çokşirketleri yaşama evrildiğinden bu yana ulusal sınırlar da kaynaşmaya başladı. Bir zamanlar kâr güdüsü yerine toplum yararına üretim yapan, ulusal ekonomiye ucuz girdi sağlayan, aşırı istihdam ile işsizliği eritmeye çalışan kamu şirketleri ya da ulusal şirketler yerini yalnız ve yalnızca kâr güdüsüyle çalışan çokuluslu şirketlerine bırakıyor…

Yabancı çokuluslu şirketlerin ülkedeki elektrik, ulaşım ya da telekominikasyon gibi stratejik öneme sahip sektörlerdeki şirketleri ele geçirmesi bile “ekonomi açısından büyüme” sayıldığı için teşvik ediliyor… Satıştan elde edilen para ulusal sınırlar içinde yatırıma dönüştüğü ölçüde hem kalkınma/büyümeye hem de istihdam yaratma da olumlu bir yaklaşım olarak ele alınıyor…

ABD ve İngiltere’nin başta olmak üzere sanayileşmiş ülkelerin desteği ile de kapitalizmin kurumları Dünya Bankası ya da IMF’nin aracılığıyla kalkınmakta olan ülkelerde de kapılarını çokuluslu şirketlere açması ve kapitalist dünyaya entegre olmaları teşvik ediliyor…

İNGİLTERE’DE KAYGI BAŞLADI

İngiltere’deki şirketler dünyadaki diğer şirketleri ele geçirmede ilk sıralarda yer aldı… 2006’ların ortalarına geldiğinde ise yabancı şirketlerin İngiltere’deki şirketleri ele geçirme boyutu İngiliz şirketleri geçmeye başladığında ise söylem farklılaştı… İngiltere’nin ulusal gazetelerinde yer alan yazılar yabancı çokuluslu şirketlerin İngiliz şirketleri ele geçirmesinin korkutmaya başladığını yazmaya başladı…

Londra 2006 yazınrı kurak geçirince küreselleşme karşıtlarının eleştirilerinin doğruluğu da gündeme gelmeye başladı… Özelleştirmeden sonra Alman sermayesine geçen Başkent Londra’nın su dağıtım şirketi Thames Water’un, su kıtlığı nedeniyle başkentlileri su kullanımını kısıtlamaya çağırması temel hizmetlerin özelleştirilmesinin doğru olup olmadığını tartışmasını da beraberinde getirdi.

The Daily Mail gazetesi (26 Haziran 2006) yazarlarından Edward Heathcoath Amery, Thames Water’un sahibi Alman RWE Holding’i, “özelleştirmeye kötü örnek olmakla” değerlendirdi. Amery, Alman şirketinin suyu işletme tarzının kamu hizmetlerinin özelleştirilmesine karşı çıkanların tüm iddialarını doğruladığını belirtirken, Thames Water’u “gündüz gözüyle adam soymak” ile suçladı. Amery, hizmet kalitesinde düşme olmayacağı vaadi ile Londra’nın su dağıtımını üstlenen RWE’nin gerekli alt yapı yatırımlarını yapmadan en kısa zamanda fahiş karlar elde ettiğini vurguladı.

“YALNIZCA KÂRI AMAÇLADI”

The Daily Mail’e göre; bahçe bakımına meraklarıyla tanınan İngilizler, kuraklık yüzünden bahçe sulamanın yasaklanmasını istemesiyle çileden çıkarken, gerekli en basit yatırımları yapmayarak su darlığına neden olan şirketin bir yandan da karını artırmasından dolayı deliye döndü.

Thames Water’ın geçen yıl karını bir yıl öncesine göre yüzde 31 artırdığını hatırlatan yorumcular, özelleştirme ihalesini 6 yıl önce kazanan ana şirket RTW’nin o tarihten beri pay sahiplerine yaklaşık 1 milyar sterlin kar payı dağıttığını ve bu paranın çoğunu Almanya’ya transfer ettiğine dikkati çekti.

Londra’nın suyunun bir Alman şirketinin elinde olması İngilizlerin milliyetçi duygularını da tahrik ediyor. Alman şirketini yaz ortasında kenti susuz bırakmakla suçlayan bir Daily Mail okuru, ”Bir Alman şirketinin Almanya’da böyle davranmasına izin verilir miydi?” diye sordu.

Su darlığının esas olarak kuraklıktan değil, su dağıtımı için zorunlu alt yapı yatırımlarının yapılmamasından kaynaklandığını bilmek Londra halkının öfkesini daha da artırıyor.

Gazeteye göre; halktan su kullanımını azaltmasını isteyen Thames Water, Londra’nın kimi semtlerinde boruların yaşı 150 yılı bulan dağıtım şebekesini yenilemediğinden, kente ayrılan suyun yüzde 33’ü sızıntıyla israf oluyor. Londra şebekesinden günde 197 milyon galon ya da olimpik boyutta tam 350 yüzme havuzunu dolduracak miktarda suyun, boruların bakımsızlığı yüzünden sızarak heba olduğuna işaret eden gazeteye yorum yazanlar, sağladığı yüksek kara rağmen alt yapı yenileme yatırımlarından kaçınan şirketi eleştirdiler.

“YABANCILARIN İNGİLİZ ŞİRKETLERİNİ ELE GEÇİRMESİ KORKUTUYOR”

The Sunday Times’da (25.06.2006) da David Smith ve Richard Fletcher “Yabancıların İngiliz şirketleri ele geçirmesi korkutuyor” başlıklı makalesinde yabancı çokuluslu şirketlerin İngiliz şirketleri ele geçirmesindeki olumsuzlukları ele aldı.

Makalede; bir ada ülkesi olan İngiltere’de P&O gibi deniz ulaşımındaki dev bir şirketin yabancıların eline geçmesinin ulusal şirketlere karşı bazı dezavantajlar yaratmasından kaygı duyulduğu aktarıldı.

Telekominikasyon devi O2’nin eski başkanlarından Sir David Arculus, İngiltere’deki vergi sisteminin yabancı şirketlere adil olmayan avantajlar sunduğunu öne sürdü.

İşadamı İşçi Partisi hükümetini suçlayarak İngiltere’nin yanlış bir vergi politikası uyguladığını söyledi.

Gazete, bankerler ve politikacıların stratejik şirketlerin satılmasını tartıştığını vurgulayarak, “Hükümet küresel bağlamda serbest ticareti savunuyor. Yetkililere göre yabancı şirketlerin ulusal şirketleri ele geçirmeleri ekonomi açısından da yararlı olduğu savunuluyor…” denildi.

İNGİLİZ ŞİRKETİ ALMAK KOLAY

Harris Kamuoyu Araştırması’na göre; araştırmaya katılan İngilizlerin yüzde 68’i İngiliz şirketlerin satın alınmasının çok kolay olduğu kanısında. Bu oran Almanya’da 57, Fransa’da 52 ve İtalya’da 50 olarak saptandı.

Resmi verilere göre son 3 ay içinde yabancı şirketler, İngiliz şirketlerini satın almak için 19.4 milyar Sterlin harcadı. Öte yandan geçen yıl da İngiliz şirketleri 32.7 milyar Sterlin harcayarak 365 yabancı şirket satın aldı. Şirket birleşmeleri de hesaba katılınca 2004’de yabancılar İngiliz şirketleri için 29.9 milyar Sterlin harcarken, İngiliz şirketleri de 18.7 milyar Sterlin harcayarak yabancı şirketleri ele geçirdi. Bu rakamlar 1996-2003 arasında yabancılar için 234 milyar Sterlin, İngiliz şirketler için de 469 milyar Sterlin olarak gerçekleşmişti…

NEDEN İNGİLİZLER GERİ KALDI?

Yazarlar İngiliz şirketlerin dünya piyasasında diğer şirketleri ele geçirme serüveninde, yabancı şirketlerin evdeki şirketleri aldığı rakamlardan hızlı bir şekilde geri düşmesinin nedenini de yasal düzenlemelere bağlıyor. Makaleye göre, İspanya ve Almanya’daki yerel şirketlerin yabancıların eline geçmesini engelleyici bir dolu yasa ve düzenlemeler sözkonusu. Bu ülkelerde ayrıca hisselerde oransal çoğunluğu elinde bulunduran aile ve kurumlar karşı tarafın eline geçmemesi için zorluk da çıkarıyorlar.

Yazarların altını çizdiği diğer noktalar da İngiliz şirketlerin Avrupa’dakilere kıyasla daha ucuz olması ve Londra Borsası’nın İngiliz şirketleri yabancı yatırımcılara karşı cazip hale getirdiği konuları… Nottingham Üniversitesi’nin araştırmasına göre de İngiliz şirketler’deki işgücü Avrupalı yabancı şirketlere kıyasla yüzde 13 daha ucuz, üstelik çok daha nitelikli ve verimli… Bu da ciddi bir avantaj ve çekicilik yaratıyor.

Makalede Çin’in kamu kurulşlarını satışa çıkarmasından dolayı piyasaya yeni oyuncuların gireceği belirtilerek İngiliz şirketlerin satışına gelen itirazların giderek azalacağı öngörüldü…

YABANCILARIN ELİNE GEÇEN İNGİLİZ DEVLERİ

Mergermarket araştırmasına göre Ağustos 2005’ten bu yana İngiltere’deki en büyük satışlar ve yabancı alıcıları şöyle:

– O2 / Telefonica, İspanya (17.7 milyar Sterlin)
– BAA / Ferrovial, İspanya (15.5 milyar Sterlin)
– BOC Group / Linde, Almanya (8.9 milyar Sterlin)
– P&Q / Dubai Ports World, Dubai (4.5 milyar Sterlin)
– BPB / Saint-Gobain Fransa (4.3 milyar Sterlin)
– Exel / Deutsch Post, Almanya (4 milyan Sterlin)
– Hilton International / Hilton Hotels Corporation, ABD (3.2 milyar Sterlin)
– Pilkington / Nippon Sheet Glass, Japonya (2.4 milyar Sterlin)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × 5 =