İNGİLTERE’DEN… 2008 AB yılı mı? “Ah Be!” yılı mı?

Ben bazı Türk yazarlarının “Ah Avrupa, İki Gözüm Avrupa, No’olur Avrupa” yazılarını okudukça, İngiltere’nin AB’ye kabul edildiğinden evvel İngilizler arasında gördüğüm Avrupa hırsını bir ikinci kez yaşıyorum gibi oluyor.

Yalnız Avrupa hırsı olsaydı, kabul.   Ama bir de Avrupa hayali var.

İngiltere AB’nin bir ucunda, Türkiye öbür ucunda.   Ama her ikisinde, bir Avrupa hayali var.   Hem de bu Avrupa hayali, en entellektüel, hatta en akıllı politikacilar ve gazeteciler arasında var.

2008’de girerken, Avrupa Komisyonu Türkiye ile iki yeni Başlık konuşmaya başlıyor.   Yani toptan 35 Başlık olduğuna göre, daha epeyi kaldı.   Ama şikayet etmiyelim, konuşuyorlar.   Onlar konuşurken, o Avrupa hayalinin İngiliz cinsine biraz baksak, ne dersiniz?

İngiliz Avrupa hayalinin en basit versiyonu, sarmısak hakkında.   Sarmısak var ya, eskiden İngiliz yemeğinde hiç kullanılmazdı.   Ondan sonra, Avrupa’dan dönen İngilizler, Fransa’da, İtalya’da, hayatlarında ilk defa doğru dürüst pişirilmis, sarmısaklı, baharatlı, otlu yemek yemişler, beğenmişler, ve tutturmuşlardı: Avrupa Birliğine girebilirsek, İngiliz mutfağı değişir.

Şaka söylemiyorum.   Mesela, Margaret Thatcher’in Başbakanlığı zamanında, onun Başbakan Yardımcısı Michael Heseltine o düşünceliydi.  Ve onun tezi, AB üyeliğine karşı olan İngilizler, demek ki İngiltere’nin pis, soğuk, endüstriel Kuzeyinde bir tatili güzelim Venedik’te bir tatile tercih ederler, o kadar aptal olmaları lazım.   Yani ona göre AB’nin ciddi, siyasi tarafı yok.   AB demek, ona göre, onun gibilere göre, güzelim Akdeniz kenarında sonsuz tatil demek.

Ve de yahut Bayan Thatcher’in Maliye Bakanı, Kenneth Clarke vardı.   Hem Parlamento’nun en akıllı üyesi olarak tanınmıştı, hem de AB’nin en büyük fanatiği olarak.  

Mesela ona bir gazeteci, “1994 Maastricht Anlaşmasını okumuşsunuzdur tabii Bakanım, Maastricht’in federal Avrupa hazırlıkları hakkında bir diyeceğiniz var mı?” diye sormuştu.   Ve ona Clarke, “Yok, Maastricht Anlaşmasını okumadım, okumam lazım değil, ben AB’nin planlarında bir federal Avrupa katiyyen olmadığına, olamadığına eminim”, diye cevap vermişti.   Halbuki Maastricht, federal Avrupa’nın altyapısı, yani esaslı temelleri.

Yani o adam AB aşığı idi.  Çünkü bu cins AB sevgisi, aşk sayılır.   Beyinle ilgisi yoktur, yalnız kalple.   Hakikatle değil, hayallerle.

Halbuki AB’yi ilk ortaya çıkaran Avrupalı politikacılar, çok beyinli, entellektüel tiplerdi.   Ve her yaptıklarını kasden, bilerek, istiyerek yaptılar.   Federal Avrupa istediler, temellerini iyi kazdılar.   “Demokrasi tuhaf sonuçlar çıkarabilir, demokrasiyi bir yana koyalım” dediler, yana koydular.   Mesela bu son geçen sene içinde, İngiltere’de yürürlüğe giren yeni kanunların 70%’i hiç kimsenin oyla seçmediği Avrupa Komisyonundan geldi, yalnız 30%’u seçimle seçilmiş İngiliz Parlamento’sundan geçti.

Bütün bunların iyi tarafları var, tabii.   Yani hem AB’nin sahiden ne olduğunu bilip anlamak, hem de AB’yi sevmek mümkün.   Yani aşıklık mecburi değil.   Ama her nedense, bir çok İngiliz, bir çok Türk gibi, AB aşıklığını tercih ediyorlar.

Türkiye’ye gelince, bir bakımdan Türk Avrupa hayalleri İngilizlerin Avrupa hayallerine benzemiyor.   Yani İngilizlerin sarmısak hayaline benziyen bir şey yok tabii ki Turkler arasında.  Ama onun yerinde başka basbaya hayaller var.   Ve bu hayallerin sonuçları beni üzüyor.

Çünkü AB’nin bazı üyelerinin Türkiye ile oynadıkları oyunlar beni üzüyor.   Yüzde yüz Asya’da olan, güya bir Avrupa ülkesi olan, hatta güya ülke olan, Kıbrıs’ın Rum tarafının kendini beğenmiş lokanta garsonuna benzeyen Cumhurbaşkanının Türkiye hakkında dediği şeyler beni üzüyor.

Yarı Macar, yarı Osmanlı’ların İspanya’dan kurtardıkları Sefardi Musevilerden olan, yüzde sıfır Fransız olan, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin dediği şeyler beni üzüyor.

Sarkozy’nin Fransız asıllı olmadığına göre, Fransız İmparatoru Napoleon’un Türkler hakkında Fransızlara verdiği ikazını bilmediği beni üzüyor.  Hani o muthiş, unutulmaz ikaz: “Bir Türk’ü, kılıçını çekecek notkaya kadar sakın kızdırmayın.”

Efendim onun için başlığımı öyle yazdım, biraz terbiyesiz bulmuşsanız özür dilerim, ama o da bir cins ikaz.

Yeni yılınız kutlu olsun.   Ama şundan da emin olun ki, AB açısından, Türkler için 2008 yine bir “Ah Be!” yılı olacaktır.

_______________

* Yazarımız Namık Kemal’in torunun torunudur…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.