İNGİLTERE’DEN… AB’de egemenlik bol şartlı

Şu demokrasi tuhaf şey.   Seçimi kazanır gibi olan, bazen daha da önemli sahada mağlup oluyor.  

Türkiye’de AKP’nin, üniversitelerde türban giyme kurallarını değiştirmesi konusunda binbir yazı çıktı son günlerde. 

Benim yazım daha çok demokrasi hakkında.   Bütün Avrupa Birliğinde, milletin egemenliğinin sahiden kayıtsız şartsız olan bir ülke bulunup bulunmadığı sorusunda.  

Seçim kazanan bazı politikacıların, seçimi kazanır kazanmaz, taraftarlarının istediklerini yere getirmek hakları konusunda.

Hem de, seçim kazanan başka politikacıların, taraftarlarının istediklerine boşverip, seçimden evvel ‘tabii ki yaparız, yapmaz olurmuyuz’ dediklerini, seçimden sonra yapmamayı daha elverişli bulmaları konusunda.

‘Vergileri indiririz’ tipi seçim programından da bahsetmiyorum, tabii.   Öyle bir uydurmasyon seçim programına inanan ve oy veren, hak ettiği sonucu görür.  Yani basbaya yalana inanmış seçmen varsa, oh olsun diyebiliriz.

Ama yapması zor şeyleri candan isteyen seçmen bol var.

Mesela İngiltere’de seçmenlerin çoğunluğu, idam cezasının geri gelmesini isterler.   Hangi parti taraftarlar olursa olsun, sorsanız, ayni cevap gelir.   Cinayet işleyenleri dar ağacından asalım, daha rahat uyuyalım.   Hangi partiden olursa olsun, politikacı tabii ki öyle bir şeyi yapmayı düşünemez.   Programına koyamaz.

Peki ama, hem İngiltere’de, hem de Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunda, seçim kazanan partiler, programlarına büyük harflerle koydukları şeyleri seçimi kazandıktan sonra yapmazlar.   Kanuna çevirmezler.   Ve kanuna hiç çevirmek niyetleri yoktu başlangıçtan.

Bu anda bunun en büyük misali, Avrupa Birliğinin yeni anayasası.  

Eski anayasa, AB ülkelerinin çoğunda, referandumlarda halka sunulmuştu, Fransa ve Holanda’da halk reddetmişti.

Bunun bir daha olmaması için bu sefer tedbirler alındı.   ‘Anayasa’ kelimesinin yeni anayasanın hiç bir yerinde bulunmaması gibi tedbir.

Ama herkes biliyor ki, bu yeni kural yine de bal gibi anayasa’dır.
 
Şimdiki İngiliz hükümeti de son seçimi kazanmadan evvel söz vermişti, yeni anayasa Brüksel’den gelirse, hiç korkmayın, referandum yaparız, tabii ki muhterem seçmenlere oy verme fırsatını garantileriz, başka türlü AB anayasası kabul etmeyiz.
 
Anayasa geldi.   Ama referandum filan yok, tabii.   İngiliz parlamentosunda bu anda sürülen yarı ciddi konuşmalar var.   Yakında bitecekler, isimsiz anayasa kabul edilecek, verilen sözler unutulacak.
 
En önemlisi de bu.   Batılı demokrasilerde, seçimden evvel söz veren, seçimi kazandıktan sonra sözünü tutmayan parti liderleri boldur. 
 
Ve böyle verdiği sözünü tutmayan parti liderine ‘yalancı’ demezler.   ‘Aferin’ derler.   ‘Parti politikasından yükseldi, Devlet Adamı oldu’ derler.
 
Bunları bütün Avrupa Birliği liderleri, milletlerinin egemenliğine bol kayıt ve şart koyacak Avrupa Birliğinin isimsiz anayasasını kabul ederken, bilmezler mi?
 
Tabii ki bilirler.   Ve böylece de Devlet Adamı tacını giyebilirler.

Peki, ayni şeyleri Türkiye Başbakanı bilmez mi?
 
Recep Tayyip Erdoğan, o Devlet Adamı tacını bekliyordu, belli idi son seçimden evvelki nutuklarında.  Ve de hatta, son zamanlarda, sesinde görünen kızgınlık ve sabırsızlıkla, belki de ‘Nerede kaldı yahu o Devlet Adamı tacım?’ demek istiyor.
 
Ama o türban isteğine ‘Evet’ demesi, Devlet Adamı tacını Erdoğan’a artık yaklaştırmaz gibi geliyor bana.   Tam aksine, Devlet Adamı tacı onun kafasının üstünden birdenbire kayboldu gibi.
 
Yazık.
 
Kapıda bekleyen ahaliye ‘Evet’ demek kolay.
 
‘Hayır’ demek çok daha zor.
 
Ve onun için, ‘Hayır’ diyebilen nadir kişilere, tarihte Devlet Adamı tacı ve ünvanı veriliyor.

Şunu unutmayın ki, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girebilmesi icin, Avusturya, Fransa gibi ülkelerin liderlerinden tam o tip Devlet Adamlığı beklenecek.

Avrupa’nın bir çok yerinde, ‘Türk’ demek, üniversite mezunu değil, ‘Gastarbeiter’ demek.   Kırk elli sene evvel, Avrupa’da çalışma imkânları ilk ortaya çıkınca, Türkiye’den gelen ‘Gastarbeiter’ların bir çoğu, köyden, kasabadan, muhafazakâr yerlerden gelmiş, erkeklerin kafaları kepli, arkalarından yürüyen eşlerinin kafaları örtülü idi. 

Şimdi de, demokrasi’nin sonucu olarak, Türkiye’nin üniversitelerinde de kafaları türbanlı kızlar görecekmişiz.   Yani Avrupa Birliği’nin Türk üyeliğine karşı olanların beğenmedikleri, ‘tipik’ dedikleri, Türkler çoğalacak, azalmayacak.

Böyle bir Türkiye’yi, ne kadar demokratik olursa olsun, kendi oyverenlerinin isteklerine karşı, AB’ye üye olarak kabul edecek Devlet Adamları ortaya çıkacak mı?

Kendi milletlerinin egemenliğine daha da kayıt ve şart koyacak Devlet Adamları bulunacak mı?

Çünkü Avrupa Birliği milletlerinin egemenlikleri hem bol kayıtlı, hem de bol şartlı değilse, Türkiye’nin üye olarak kabul edilmesine pek ümit yok.

Türkiye’nin lideri, kapıda bekleyen ahaliye ‘Hayır’ diyemedi.

Ve böylece de, AB’nin kapıda bekleyen Türkiye’ye ‘Evet’ diyebilmesini daha zor yaptı.


_______________

* Yazarımız Namık Kemal’in torunun torunudur…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.