İNGİLTERE’DEN… Abdurrahman Çelebi

PAYLAŞ

İngiltere gündeminde yine Başbakan Tony Blair’in koltuğunu Maliye Bakanı Gordon Brown’a bırakacağı vardı. Üç dönem partisine seçim kazandıran bir liderin, üstelik AB içinde ekonomisini en iyi konumda olmasına rağmen partisine dinamik bir imaj kazandırmak için koltuğunu bırakmaya hazırlanmasından çok ders çıkarmak gerekir.

Sabah ilk iş olarak İngiliz gazetelerine göz attığımda ve bu tür haberlerle karşılaştığımda duygularımı tahmin ediyor olmalısınız. Sanki bizim politikacılar anasından koltukla doğmuş gibi yapışıyorlar… Şu bizim politikacılar bir alem gerçekten… Batının herşeyini örnek alırlar, batılı gibi düşünüp, batılı yiyip içmek isterler ama batının bu tür örneklerine de işlerine gelmediği için kulak tıkarlar…

***

CHP’nin, en azından partiye gönül verenlerin vicdanlardaki yenik lideri Deniz Baykal’ın Londra ziyaretinde kendisine bunu açıkca dile getirmiştim. Aslında parti kurumlarında bu seslere kulak verseydi Sayın Baykal, ziyaret ettiği yerlerde benim gibi duygularını dile getirenlerle karşılaşmazdı. Bence usulen iyi de olurdu. Ama ne yazık ki her gittiği yerde benzer tepkilerle karşılaşmaya mahkum…

İktidar partisinin lideri Tayyip Erdoğan farklı mı? Daha beter. Batılı bir lider kendisini sözlü protesto eden çiftçiye “Git ulan” deseydi, şimdi kendi çiftliğinde emeklilik günlerini geçiriyor olurdu herhalde… Bu tür olaylar bir liderin, bir başbakanın demokratik olgunluğunu, daha önce söylediği süslü sözlerin takiyye olduğunu ele veriyor işte.

***

İngiliz medyasında eğitim ile yoksulluğun ters orantılı olduğunu okumuştum. Akla yatkın bir sonuç. Türkiye’de eğitimde ne ektiysek şimdi onu biçiyoruz. Köy Enstitüleri’ni nasıl yok ettiklerini hepimiz biliyoruz. YÖK tartışmalaırna farkettiniz mi? Tartışmanın odağı üniversitelerin idari yönetimi aslında. Öyle eğitim kalitesi ve batı standartlarına ulaşması gibi kaygılar gündeme gelmez nedense…

Türkiye’de politikada kaliteyi sağlamak için uzun dönem eğitim yatırımının yanısıra, acil olarak seçim sisteminin değiştirilmesi ve parti içinde lider dikdatörlüğünün kaldırılması gerekir. Seçim sistemini değiştirmek için partiler (kendilerine güvenmediklerinden olsa gerek) muhalefette başka, iktidarda başka söylemleri olduğunu iyi biliyoruz.

Seçim sistemini değiştirmek gündeme geldiğinde “Hah!” diyorsunuz, “Seçim sistemi nihayet değiştirilecek…” Bir de bakmışsınız ki Ali Cengiz oyunuyla gündem birden değişivermiş. Toplumsal hafızamız zayıf, konulara konsantre olma süremiz çok kısa olduğu için de bizim konunun yerinde yeller eser, kimse “Ne oldu ya?” demez… Bir başka bahara yine tartışılıp unutulmak ve kangren olmak üzere uçup gider… Kürt Sorunu da öyle olmadı mı?

Son günlerdeki gündem konularına bir bakın. Parti liderlerinin tarla takkası tartışılıyor. Tartışmanın odağı başbakan, aslında koskaca Türkiye bütçesinin de patronu. “Bütçedeki toplumsal faydanın gözetilmediği”ni sormazlar… Avrupa’da para toplayıp uçan sahtekar yeşil sermaye için neler yapılıyor”u aklına getirmezler… “Trilyonları uçuran Erbakan’ı affetme formüllerinden utanıyor mu?” sorusunu merak etmezler… Ama bayat ve yapay kokan bu tür tartışmalara da bayılırlar.

Yapay gündem, garip ama muhalefetin de işine geliyor. Baykal böylece parti içi birliği mi sağlamaya çalışıyor ne?

***

Seçme hakkı olmadığından olsa gerek yurtdışındaki vatandaşının sözünü dinleyen yok. Öyle ya yurtdışındaki vatandaşına vatandaşlık haklarını tanıyan işgalcilerin çizmesi altındaki Irak bile bu konuda Türkiye’den daha demokratik. Yurtdışındaki vatandaşını “vatandaşlık görevi” diye askere çağıracaksınız ya da onun yerine, içinde hasretle yoğrulmuş alınteri olan bir yıllık kazancına el koyacaksınız, sonra da seçim zamanı vatandaşınız “vatandaş” olmayacak…

TBMM üyelerine, “Yurtdışındaki Türkler denilince aklınıza ne geliyor?” diye sorsanız, faydacı bir yaklaşımla yalnızca Türkiye’ye gönderilen dövizler gelir herhalde…

***

Bütün bunları ömrünün yurtdışında geçirdiği için kıyas yapma şansı daha yüksek birisi olarak yazdım. AB Standartlarıyla kıyaslandığında Türkiye’deki genel politik kalite ne yazık ki çoook kötü. Bir kaç değerli siyasetçi dışında sanırım hepsine Abdurrahman Çelebi desek, hani yanlış da yapmayız…

__________________

* Akşahin: BABİK Yönetim Kurulu Başkanı ve Türk İngiliz Sanayi ve Ticaret Odası’nın Avrupa – Türkiye İlişkilerinden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi, Türk İşadamları Dernekleri Avrupa Federasyonu Başkan Yardımcısı ve İngiltere Temsilcisi, Açık Gazete Danışma Kurulu üyesi

CEVAP VER