İNGİLTERE’DEN… Ankara Mitingi’nin düşündürdükleri

İNGİLTERE’DEN… Ankara Mitingi’nin düşündürdükleri

0
PAYLAŞ

Lise yıllarındaydı. Tatil bitmiş, yeni dönem başlamış ve müfredata “Milli güvenlik” adlı yeni bir ders eklenmişti.

Bu dersin öğretmeni de emekli bir albaydı. Dersi ve kaşları çatık o adamı unutmam mümkün değil. Aslında ilk başlarda pek fazla ciddiye alan olmamıştı dersi. Albay daha içeri girmeden, koridordan görünür görünmez, sınıf başkanı ‘dikkat’ komutu çekiyor, arka sırada bazı öğrenciler kıkır kıkır gülmeye başlıyordu. Ve adam içeri girer girmez ‘hazır ol’ komutuyla asker gibi dikiliyorduk karşısında. Bir anda sert sert bakışlarla sınıfı süzüyor. Sonra gülenler arasında birkaç kişiyi tahtaya kaldırıp bir güzel hırpalıyordu Albay. Ve ‘rahat’ komutuyla gevşiyordu öğrenciler…

Milli Güvenlik dersinin gençlerin beynini yıkamak ve beyinlere militarist tohumları ekmek amacıyla uygulandığını bilemiyorduk o günlerde. Çünkü bu derste verilmek istenenler şöyleydi: Ne Mutlu Türk’üm diyene!, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur, asla olmamıştır ve asla olmayacaktır! Vatan bölünmez bir bütündür, ama her an bölünebilir de!…

Müslümanız, ama önce laikiz ve Atatürkçü’yüz!Yurtta sulh cihanda sulh! Vatanı bölmek isteyenler var. Onlara karşı hazır ol, silahlan, barışı korumak için silahını kap ve düşmana saldır!.. İşte o yıllarda bizim başımıza bela olan emekli albaylar sonraki yıllarda da boş durmayıp, Türkiye’nin başına bela oldular…

İşte bu psikolojiyle büyümüştü, 14 Nisan’da Ankara’daki “Cumhuriyet’e sahip çık” yürüyüşüne katılan o kitleler de. 


Atatürkçü Düşünce Derneği’nin miting daveti şöyleydi:

”21. yüzyılda dünyanın karşı karşıya kaldığı küresel tehdit ve tehlikeleri, ülkemiz ve ulusumuzun geleceğini ilgilendiren olumsuz gelişmeleri kaygıyla izliyoruz…
Ülkemiz, içinden çıkılamayacak bir borç batağına sürüklenmiş sömürge ülke görünümündedir. tüm ekonomik varlıklarımız, topraklarımız, sularımız, ormanlarımız, madenlerimiz ve petrolümüz özelleştirme adı altında yağmalanmaktadır. Plansız ve siyasal fırsatçılık dürtüleriyle tetiklenmiş nüfus artışının getirdiği olumsuzluklar ülke potansiyelinin hoyratça kullanılmasına, israfına, çevre problemlerine neden olmaktadır. Ortalama gelir ve ömür, dünya ortalama değerlerinin altındadır. İşsizlik ve gelir dağılımındaki korkunç adaletsizlik, dilde yozlaşma, eğitim birliği ilkesi ve laik devlet yapısıyla uyuşmayan eğitim/öğretim uygulamaları, yargı bağımsızlığına müdahaleler, cumhuriyetin temel değerlerinin “demokrasi” araç edilerek tahribatı, kabul edilemez boyutlara erişmiştir.
2007, Türkiye’nin geleceğini belirleyen, yaşamsal önemdeki kararların alınacağı ve parlamento seçiminin de yapılacağı bir yıl olacaktır. bu bakımdan Cumhurbaşkanı seçimi, rejimin teminatı açısından bir mihenk taşıdır.Ulus ve ülkenin birlik ve bütünlüğünü temsil eden Cumhurbaşkanı, her şeyden önce cumhuriyetimizin temel değerlerini benimsemiş ve bu değerleri her zaman her yerde içtenlikle savunduğunu kanıtlamış erdemli bir kişi olmalıdır. Ulusumuzun bu arzusunu dile getirecek son uyarıyı yapmak üzere bir miting ve ardından Anıtkabir ziyareti düzenlenmiştir.

Ülkemizin ve ulusumuzun bölünmez bütünlüğü için, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti için, tam bağımsız ve aydınlık bir Türkiye için, cumhuriyetimizin kazanımlarına, kurumlarına sahip çıkmak ve “irticaya hayır” demek için, 14 nisan 2007 cumartesi günü saat 11.00 de Ankara, Tandoğan Meydanı’ndaki “Cumhuriyet mitingi” ne katılımınızı ve katkılarınızı saygılarımızla arz ederiz…”

‘Ülkemiz, içinden çıkılamayacak bir borç batağına sürüklenmiş, sömürge ülke görünümü almış, tüm ekonomik varlıklarımız, topraklarımız, sularımız, ormanlarımız, madenlerimiz ve petrolümüz özelleştirme adı altında beri yağmalanıyor…’   O zaman sormak gerekiyor…
Erdoğan’ın yerine alternatif olarak gelecek olanlar, ne bileyim mesela CHP’nin ya da DSP’nin adayları IMF’ye kafa tutabilecekler mi? Patronlar Kulübü’nün işçilere yönelik saldırılarına hayır diyebilecekler mi? İşçilerin memurların örgütlenmeleri önündeki engelleri kaldırabilecekler mi? Özelleştirmeyi durdurabilecekler mi?

Sormak lazım mitingi düzenleyen paşalara.. Bu güne kadar ABD’nin hangi uçak satış projesine, AB’nin hangi tank satış projesine hayır deme cesareti gösterebildiler?  Askerler, NATO tarafından Kore’ye,  Afganistan’a, Lübnan’a çağrıldıklarında ne zaman ‘bizim orda ne işimiz var’ diyerek Emperyalist savaşlara karşı tutum takınabildiler?  Denizler, Mahirler “bağımsız Türkiye” sloganları atarken neden onları vatan haini ilan edip astılar..?

Ankara’da hatırı sayılır bir kalabalık.  Her olaya, bir bayrak, bir Atatürk, bir anıtkabir ilişiğiyle tepki gösteren ve protesto biçimlerinin en garip ve en zavallıca birisini seçen insanlar topluluğu. Basın açıklamaları, mozoleye çelenk koymalar…sonra da malum deftere, “sen olsaydın böyle olmazdı halimiz, emanetine sahip çıkacağız, onu sonsuza kadar yaşatacağız…” temalı yazı yazmalar.

Nedense bu Ankara mitingi beni lise yıllarındayken yaşadığım o Milli Güvenlik dersi yıllarına götürdü yine. Militarizm ile yönetilen ülkeler ve sivillerin yönettiği ülkeler arasındaki en önemli fark, militarist yöneticiler, ülkenin işlerini değil, toplumu yönetmeye koyulurlar. Yani kitleleri asker, kendini de askerlerin komutanı gibi gören bir yaklaşım içerisinde olurlar.

BİR CEVAP BIRAK