İNGİLTERE’DEN… Başka Hasankeyf yok

İnsanlığın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Hasankeyf’teyiz. Ortasında Dicle nehri, çevresini sarmalayan yemyeşil coğrafi yapısı, mesken olarak kullanılan binlerce mağarasıyla ve yekpare taştan meydana gelen kalesiyle nefesleri kesen bir görüntüye sahip Hasankeyf.

Tırmanarak çıktığımız mağaralarda hala yaşayanlar olduğunu öğreniyoruz hayretle.  Bir mağaranın önünde durup bir Kürt kadınla sohbet etmeye başlıyoruz. Türkçe bilmiyor bu nedenle yanımızda aynı zamanda rehberliğimizi yapan küçük çocuktan yararlanıyoruz. Elektriği daha birkaç yıl önce bağlanmış.

Suyunu çeşmeden çekiyor. Evinde bir de televizyonu var. Ama hayatı boyunca hiç okula gitmemiş…

Hasankeyf’te Turizm Bakanlığı’na bağlı bir büro var. Ama kapıları kapalı. Nedenini kimse bilmiyor. Oysa her gün çok sayıda turistin bölgeyi ziyaret ettiğini öğreniyoruz. Ama çevre oldukça bakımsız ve korumasız.

Yani terkedilmiş… On yaşlarındaki çocuklar gönüllü rehberlik yapıyor. Valilikten aldıkları bir eğitim var. Hasankeyf tarihini inanılmaz güzel  anlatıyorlar. Karşılığında içinizden gelerek vereceğiniz para ise, harçlıkları oluyor. Bazıları Türkçe ve Kürtçenin yanında Arapça da biliyor. Biraz da İngilizce öğrenmişler.

Karşımızda Dicle üzerinde yükselen El Rızk Camiisi. Camiin önemli özelliklerinden biri de cami minaresinin çift yollu olmasıdır. Oldukça tatlı ve bir o kadar da dramatik olan hikayesini anlatıyor rehber çocuk bize… 

Rivayete göre Sultan Süleyman Camii minaresi, daha inşaat halinde iken usta ile kalfa arasında inşaat tekniği açısından bir anlaşmazlık çıkar ve çekişme kalfanın usta tarafından kovulmasıyla son bulur.

Bu olay kalfanın çok zoruna gider. Ancak buna karşılık vermek için Dicle Nehrine hakim kayalıklar üzerinde bulunan El Rızk Camiinin minaresini yapmayı üstlenir.Kalfanın buradaki amacı, ustasının yapmakta olduğu minareden daha güzel bir minare yapmaktır. Nitekim öylede olur.Usta ile kalfa minarelerini birlikte yapmaya başlarlar.

Her iki minare de yükseldikçe, ihtişamları da ortaya çıkmaya başlar. Ama bu arada kalfa, yapmakta olduğu minarede herkesten saklı tuttuğu bir ayrıntı vardır. Minareler, ilk bakışta dış görünüş itibariyle birbirine benziyor gibidir. Ancak halk, zarafet ve estetik açısından minareleri karşılaştırınca, kalfanın yapmakta olduğu minarede daha güzel ve göze hoş gelen desenler bulur. Bir süre sonra minareler birlikte tamamlanır.

Usta yaptığı minarenin açılışını, kentin ileri gelenlerinin katılımıyla gayet görkemli bir törenle açar. Kalfa ise yaptığı minarede sır gibi sakladığı bir inşaat tekniğini yalnız ustasının görmesini istemektedir.

Bu nedenle minarenin açılışını yapmadan önce, ustasına karşı duyduğu saygıyı ön planda tutarak ve mütevazi bir tavırla ustayı açılışa davet eder ve minarenin açılışını ona yaptırır. Usta, minarenin merdivenlerini kontrol etmek ve rahat olup olmadığını anlamak için minarenin tepesine çıkar.

Birde ne görsün, kalfada minarenin tepesinde kendisini beklemektedir. Bu durumu hayretle karşılayan usta, kalfaya “ buraya nasıl çıktığını” sorar. Kalfa da mütevazi bir şekilde “ şu yan tarafta bulunan ikinci yoldan çıktım” der.

Bunun üzerine usta, şöyle bir yan tarafına bakar ki birde ne görsün minarede çift yol yapılmış.

Üstelik bu yollardan çıkan ve inen birbirlerini görmeyecek şekilde bir inşaat tekniği kullanılmış.

Oysaki kendisinin yaptığı minarede böyle bir teknik kullanılmamış ve yalnızca minaresinde bir yol vardır. Bu durum karşısında ne yapacağını şaşıran usta, kalfasının bu şahane eserini takdir etmek yerine gururuna yenik düşerek kendisini minarenin tepesinden aşağıya atar ve intihar eder… 

Hasankeyf’in hikayesi de El Rızk Camiisi’ninki kadar hazin. Çünkü birçok medeniyetlere beşiklik etmiş bu kent, 2012’de Ilısu Barajı Proje’si tamamlandığında tamamen sular altında kalacak.

Hasankeyf’i gezerken Arkeolojik kazılar yapan ekipten birileriyle karşılaşıyoruz. Binlerce mağaranın bulunduğu bölgenin, yeraltındaki tarihin, gün ışığına çıkarılması amacıyla 1985 yılından bu yana kazıların devam ettiğini öğreniyoruz. “Bölgedeki kazıların tamamlanması için en az 60 yıllık süreye ihtiyaç var.

Burası Orta Asya’dan, İran’dan ve Mezopotamya’dan gelen kültürlerle Batı’dan gelen kültürlerin buluşma yeridir.Kazılarda ne kurtarabilirsek o kardır” şeklinde konuşuyor kazı ekibi çalışanı. 

Yapılan kazılarda, birçok arkeolojik eser bulunmuş. M.Ö. 8. yüzyıla ait Asur ve Urartu dönemlerinin çeşitli kalıntıları ile Dicle Nehri kenarında Ortaçağ’dan kalma sahil sarayı, Eyyübiler’den kalma 6-7 küçük külliye, bedesten, han, cami, köprü ve çini fırınları bu buluntulardan sadece bazıları…

Ilısu Barajı Projesi gündeme gelmesiyle Türkiye’deki bir çok sivil toplum örgütü ve Avrupa ülkelerindeki çeşitli kuruluşlar, Hasankeyf’in kurtarılması amacıyla kampanyalar başlatmıştı, bu kampanyalar halen devam ediyor. Hasankeyfliler Başbakan Erdoğan’a kızgın.

Erdoğan’ın, tarihi ilçenin kurtarılması yönünde birçok kez söz verdiğini anımsatan küçük rehberimiz, “son olarak Ocak 2006’da Batman’da yaptığı açıklamada tarihi Hasankeyf’i yok etmeyeceklerini ve  ilçeyi taşıyacaklarını söyledi. Zeynel Bey Türbesi, eski köprü ve tarihi eserlerin bir bölümünü kuzeye taşıyıp yeniden inşa edeceklermiş. Bunlar inandırıcı olmayan projeler.

Bu baraja alternatif bulunabilir. Ama Hasankeyf başka yok ki. Bizim için Hasankeyf’in taşınması değil, olduğu yerde korunması önemlidir” diye de ekliyor. Türkiye’de ne yazık ki henüz en fazla  100 yıl ömrü olan bir baraj projesiyle,  10 bin yıllık bir antik kentin suya gömülmesinden rahatsızlık duyacak, 10 yaşındaki bir çocuğun hassasiyetine sahip yöneticiler yok.

Bu nedenle de, bu denli büyük çekim gücü olan ve dünyada bir başka eşi olmayan Hasankeyf’in, bir kaç yıl sonra sadece sanal ortam görüntüleriyle avunmak zorunda kalabiliriz.  

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 + two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.