İNGİLTERE’DEN… Başörtüsü dersi

Türkmen aşiretimizde kadınların erkeklerle eşitliği hakkında yazmıştım.  Ama din konusuna dokunmamıştım.

Herhalde kasten dokunmamıştım.   Yoksa bundan daha kolay düşman edinme yolu pek yoktur.

Ama nazik bir okuyucunun notu basıldı. Dini sordu. İslam dinini sordu. Ben de düşünmeye başladım. Millet var. Din var. Milletin dine, dinin millete etkileri var.

Geçen yaz, Büyükada’da gördüğüm, ciddi tarafları da olan çok komik bir olayı da hatırlamaya başladım.  

İstanbul’a  çok Arap gelmişti.   Hele o Arap taraflarının daha, geleneksel mi diyeyim, geri mi diyeyim, siz bilirsiniz, ülkelerinden, bol Arap gelmişti. Ve de, her nedense, bu Arapların bir çoğu, vapura atlayıp Büyükada’ya geliyordu.

O kadar Arap vardı ki, Büyükada vapur iskelesinin ötesinde, atlı araba beklemek için, yüz metrelik kuyruk vardı.  

Arap kadınları da, bizim konuştuğumuz, tartıştığımız türban mürban değil, bütün vücutlarını kapayan siyah kiyafetlere bürünmüşlerdi.

Bunu gören bir takım yerli oğlan, Araplara İngilizce biraz ayıp, küfür değilse de, biraz terbiyesiz, nahoş şeyler bağırmaya başlamışlardı. 

Ben seyrederken, o da belli ki Büyükadalı, yaşlı, centilmen bir bey oğlanlara yaklaştı.   “Öyle konuşmayın, ayıptır, hem de lüzumsuz” dedi.   Ve ondan sonra, ne yapacaklarını onlara öğretti.

“Bağırmıyacaksınız, konuşacaksınız.  Örtülü Arap hanımların kendilerine değil, onların başında olan babalarına yahut kocalarına yaklaşıp, herkes işitebilir seviyede İngilizce söyleyeceksiniz.  Ve şöyle diyeceksiniz.”

“Beyefendi, biz size çok teşekkür ederiz. Biz Türkler, Arapları pek sevmeyiz.  Arap kadınlarını çirkin buluruz, onlara bakmak gözlerimizi rahatsız eder. Bizi ondan kurtardınız.   Kadınlarınızın suratlarını, vücutlarını, her taraflarını kapattırttınız, gözlerimiz rahatsız olmasın diye. Yani çok düşüncelisiniz, biz de size teşekkürlerimizi sunarız.”

Adalı oğlanlar, hemen bunu tatbik etmeğe başladılar. Hevesle, ciddiyetle, Arap beylerine hitap etmeye başladılar.  

Afallamanın anlamını hayatımda hiç daha iyi görmedim.  

Araplar şaştılar.  Ağızları açıldı.  Ama hemen sonra kapandı, çünkü diyecekleri bir şey yoktu.  

Bu hikayenin ciddi tarafı var mı? Yaşanmış olmasına karşın ‘Hayır yok’ derim. İnançla tartışılmaz…

Bir çok uzmana göre, İslam dini adına yapılan bir çok şeyin dinle değil, Araplıkla ve de hatta Suudi Arabistan Araplığıyla, yani en muhafazakâr, yahut en geri Araplıkla ilgisi vardır.

Mesela bu hafta gazetelerde bir haber vardı. Cidde’de bir Suudi baba, genç kızı Internet’in Facebook’unda, bir yabancı erkekle, “konuşurken” odaya girmiş, “yakalamış”.   Ve kendi kızını evvela dövmüş, ondan sonra tabancayla vurup öldürmüş.

Bu babalık değil, erkeklik de değil.  Vahşet.

Bir başka hikaye.

1990-1 Körfez Harbinde, Suudi Arabistanı kurtarmak için, ve Suudi ordusunda pek iş olmadığı nedeniyle, tarihde ilk kere Amerikan birliklerine Suudi Arabistan’a giribilmesine izin verilmişti. Ve ondan sonra komik bir hikaye bana erişmişti.

Amerikan ordusunda epeyi bol kadın var.   Bunlardan bir kadın binbaşı, sokakta yürürken, önüne bir Suudi bey çıkmış.   Hanım subayı durdurmuş, ve erkek kılığını giymek suçundan onu tutukladığını yüksek sesle etrafa bağırmış.  

Adamın bağırdıklarını Amerikalı hanım binbaşıya tercüme etmişler.  

Hanım binbaşı da, bağırıp çağıran Suudi beyin çenesine bir tek yumruk indirmiş.  

Knock-out etmiş, Suudi bey yere serilmiş.  

Amerikalı hanım binbaşı da, yoluna devam etmiş.

_______________

* Yazarımız Namık Kemal’in torunun torunudur…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.