İNGİLTERE’DEN… Derin devlet, sığ devlet

İNGİLTERE’DEN… Derin devlet, sığ devlet

0
PAYLAŞ

Susurluk’tan bu yana ortalıkta bir “derin devlet” lafıdır dolaşıp duruyor. Hrant Dink’in katlinden beri bu deyiş daha da yoğunlaştı. Hükümetin başına göre, bu, devlet içinde illegal bir çeteleşmedir. Gerçekten öyle midir?

“Derin devlet” yanıltıcı, hatta bana öyle geliyor ki, bu örgütlenmenin başında bulunanlar tarafından alttan alta teşvik edilen bir kavram, bu “derinlikte” işin esası kaybolup, görünmez ve bilinmez hale getirilmiş oluyor çünkü. Bu kavram devletin kendisini işin içinden sıyırıyor, olayı, yasal devletin içinde oluşmuş kötü bir ur noktasına getiriyor. Bu uru kesip atarsanız devlet de kurtarılmış olacak.

Oysa ortada ne derin, ne de görünmeyen bir devlet var, ne de bir ur. Ortada sadece devletin esası, özü var: devletin bilumum istihbarat örgütleri, MİT, Jitem, emniyet teşkilatı ve ordu. Hükümet (aslında bir “ur” aramak gerekirse, bu öze, bu ana yapıya hiçbir zaman gerçek anlamda nüfuz ve kumanda edemeyen “seçilmis” hükümetlerin kendisi bir ur olarak görülmelidir) bu ana yapıya resmen “hükümet eder” görünmekle birlikte, bu ana yapı esasen bildiğini okur. Buna emniyet örgütü de dahildir. Savunma Bakanı ve parlamento orduya ne kadar kumanda edebiliyorsa, İçişleri Bakanı da emniyet örgütüne ve MİT’e o kadar kumanda edebilir.

Devletin “düşman”ları hiçbir zaman bitmez. Devlet demek “teyakkuz hali” demektir. Teyakkuz halinin sürekliliği, gayri-nizami savaşın ve buna ilişkin illegal örgütlenmelerin devletin ana yapısı tarafından sürekli hale getirilmesini zorunlu kılar. Dolayısıyla, “çeteler” devletin ana yapısının, özünün illegal örgütlenmesinden başka bir şey değildir. Bu bazen, komünizme karşı kontrgerilla örgütlenmesi, bazen Asala’ya karşı gizli savaş örgütlenmesi, bazen Kürtlere karşı “kirli savaş” örgütlenmesidir, ama süreklidir, hiçbir zaman lağv edilmez ve devletin yasal istihbarat örgütlerinin ve ordunun himayesi altındadır. Bunlar o kadar sağlam ve yerinden oynatılamaz örgütlenmelerdir ki, hükümetler değişir, istihbarat örgütlerinin üst kadroları değişir, Genel Kurmay kadrosu değişir, ama onlar değismez, yerlerinden oynatılamaz. Duruma göre, halihazır hükümet, devletin bu ana yapısının politikalarına ayak uydurur ya da bazı özel durumlarda çatışır. Çatıştığı zaman ya bir darbe ya da zorlamayla iş başından uzaklaştırılır ya da devletin politikasına itiraz edemeyecek şekilde eli kolu bağlanır. Ama esas olan, hükümetin, devletin ana yapısının illegal işleri için incir yaprağı rolü oynamasıdır. Bu, sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde böyledir. Türkiye’de olayın bu kadar ayyuka çıkması, Türk devletinin zayıf yapısından ve ideolojik hegemonyasının güçsüzlüğünden kaynaklanmaktadır.

Öte yandan, “derin devlet” adı verilen, devletin ana yapısını ve özünü oluşturan bu yapının yekpare olduğunu da düşünmemek gerekir. Son olarak Jitem ve Emniyet teşkilatı arasındaki çatışmada gördüğümüz gibi, bu ana yapıyı oluşturan unsurlar birbirleriyle işbirliği yapmalarına rağmen, birbirlerinden bağımsızdır da ve zaman zaman rekabet ve çatışma içindedirler. Tabii ki bu, işleyişe ve kumanda merkezlerine ilişkin bir çatışmadır, yoksa yapılacak işler konusunda, ana doğrultuda bir çatışmadan söz edilemez.

Başta, “derin devlet”in değil, aslında hükümetlerin bir ur olarak görülmesi gerektiğini söylemiştim. Bununla anlatmak istediğim şudur: Devletin ana gövdesinin dışında kalan bu örgütlenmeler değil, yürütmeyi temsil eden hükümetlerdir. Devletin ana yapısı, hükümetlere istediğini ulaştırır, istemediğini ulaştırmaz. Gerek gördüğü an hatları keser ve hükümeti karanlıkta bırakabilir. Maraş katliamı sırasında hatlar bilerek kesilmiş ve örneğin o zamanki İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı katliamdan ancak üç gün sonra haberdar olabilmiştir. Hrant Dink cinayetinde de hatların bilinçli olarak kesildiği anlaşılıyor.

Hatlar bir başka durumda da kesilebilir. Hükümet ve parlamento, kamuoyunun baskısıyla, çok gönüllü olmadan da olsa, devletin ana yapısının suçları üzerine bir soruşturmaya girebilirler, ne var ki, bu soruşturmanın  sınırları vardır, diyelim ki, birileri bu sınırları da zorlamaya kalkıştı, o zaman ana yapı anında hatları keser ve soruşturmanın daha ileri boyutlara ilerlemesini engeller. Susurluk soruşturmasında olduğu gibi.

Sonuç olarak, “derin devlet”i gerçekten ortadan kaldırmak, onu “sığ devlet” haline getirmek isteyen, bu ana yapıyla hesaplaşmak zorundadır ki, bu da devletin kendisiyle hesaplaşmakla özdeştir.

BİR CEVAP BIRAK