İNGİLTERE’DEN… Gazi Katliamı, Fırat’ın ötesi ve Londra (I)

Gazoz kapaklarının sıra sıra dizildiği boş arsalarında, benim çocukluk yıllarımın geçtiği, yani, ilk sevinçlerime, ilk üzüntülerime, gençlik dönemlerime; heyecanlarıma, aşklarıma,  birlikteliklerime, düşlerime, düş kırıklıklarıma tanıklık etmiş bir  semttir Gazi Mahallesi.  Çoğunluğu Alevi olan ama Aleviler’in, Sunni’lerin, Tokat, Amasya, Kars, Trakya ve Sivaslıların,  Kürtlerin, Türklerin, Lazların bir arada, barış içinde yaşadıkları İstanbul’da yoksul bir emekçi semti. Yani bir Anadolu mozaiğidir Gazi.
12 Mart 1995. Günlerden Pazar. Akşam saatleri. Televizyonda önemli bir maç.  Mahallenin bütün kahveleri tıka-basa insan dolu. 20.30’da Gazi’de Cemevi ve Yavuz, Doğu, Dostlar ve Öntaş kahvehaneleri ile Sarıoğlu Pastanesi’nin tarandığı haberleri kısa bir süre sonra televizyon ekranlarında  alt yazı olarak geçti. Doğu Kıraathanesi’nde Halil Kaya’nın ölmesi, Gazi Olayları’nın başlangıcı oldu. Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bu mahallede bir Alevi dedesinin açılan ateş sonucu öldüğü söylentileriyle birlikte mahalle halkı sokaklara aktı. Tarama haberini alanlar Gazi Karakolu’na doğru yürüyüşe geçti. İstanbul’un varoşlarındaki bu küçük gece kondu mahallesinde zaten çoğunluk  birbirini tanıyor. Dolayısıyla haberin yayılması uzun sürmedi.  Sokaktaki göstericiler arasında çok sayıda  genç vardı. Ama gençlerle birlikte, yaşları 7’den 70’e, kadın, erkek, yaşlı, özürlü, bütün mahalle halkı sokaktaydı. Halk can güvenliklerini sağlayamayan polise karşı öfkeliydi.  Zaten yıllarca devlet güçlerin baskısı altında, yoksulluğun, sosyal adaletsizliğin ve  dışlanmanın  öfkesini içine atmış olan  mahalle halkı patlamaya hazır bir bomba gibiydi. 
İsmet Paşa Caddesi olarak bilinen caddeye toplanmış olan vatandaşlar polis karakoluna doğru yürüyüşe geçti. Polis karakolunun önüne gelindiğinde yüzlerci kişi vardı. Polisler kitleyi dağıtmak için havaya ateş açıyordu.  Kısa bir süre sonra, Alibeyköy, Okmeydanı, Sultan Çiftliği gibi çevre bölgelerden gelenlerle birlikte karakolun önünde bekleyen kitlenin sayısı hızla arttı. Polis zor kullanarak kityeleyi dağıttı. Halk bu kez Cemevi önünde toplanmaya başladı.. Polis bu kez kitleyi dağıtmak için panzerlerle Cemevi önünde bekleyenlere saldırdı.  Burada bekleyen Mehmet Gündüz isimli bir vatandaşın polisin açtığı ateş sonucu vurularak öldürülmesi, öfkenin daha da artmasına neden oldu.
Polisin tavrı ertesi gün aynı şekilde devam etti. Birçok ev ve dükkan basıldı. Polisin mahallede kurduğu barikatlar askeri birliklerle daha da güçlendirildi. Tansiyon yükseliyordu. Cemevi önünde Halil Kaya ve Mehmet Gündüz’ün cenazesini almak için bekleyen binlerce kişi, cenazelerin verilmemesi üzerine saat 11.00’de karakola doğru yeniden yürüyüşe geçti. Ancak polis barikatı ile engellenen kitlenin üzerine ateş açılması ile sabah saatlerinde 3, öğleden sonra ise 12 kişi daha öldü. 13 Mart günü katliamın bilançosu da belli olmuştu. 17 gösterici ölü, yüzlerce yaralı…
Gazi Mahallesi’nde katliama dönüşen olayı protesto etmek için pek çok eylem yapıldı. Polis, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde 15 Mart günü yapılan protesto eylemlerine de silahla müdahale etti. Olaylarda 5 kişi daha öldü, 20’den fazla kişi de yaralandı. Bilanço 22’ye yükseldi. Gazi Mahallesi olaylarından sonra açılan dava yıllarca sürdü.  İstanbul’dan peşpeşe değişik illere taşınan ve en son Trabzon’da görülen  davada  gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmadan göstericilere ateş açtıkları saptanan 2 polise toplam 4 yıl, 32 ay hapis cezası verilerek olay ört bas edilmişti. 
Gazi Katliamı yaşandığında; Gazi halkının üzerine ateş açan polislerin başı, yani o dönemin Emniyet Genel Müdürü, ünlü ” Bin operasyon yaptık” sözünün sahibi Mehmet Ağar ‘dı. Aynı dönemde ülkenin Başbakanı, ”vatan için kurşun yiyende, kurşun atan da şereflidir” diyen, bir çok kontrgerilla eylemini bildiği ve hatta bizzat emir verdiği bile iddia edilen Tansu Çiller’di.

Dönemin İçişleri Bakanı, ”Polis silah kullanmadı” yalanıyla sivil halkın öldürülmesine sahip çıkan Nahit Menteşe’ydi. ”Gazi, planlı bir kontrgerilla eylemidir” diyen Hanefi Avcı’ ise dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı’ydı. Halkın en temel demokratik haklarından biri olan ‘gösteri hakkına’ karşı ”sokağa çıkma yasağı” ilan eden, adeta halka ateş açılmasına olanak sağlayan İstanbul Valisi o  zamanlar Hayri Kozakçıoğlu’ydu. Olayları önlemekte yetersiz kalan ve 17 sivilin ölümünden sorumlu olan dönemin İstanbul Emniyet Müdürü ise Necdet Menzir’di.


=Gazi halkı adalet istiyor

Gazi Halkı, olayların üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen yaşadıklarını unutmadı. Bu günlerde olayların yıldönümü nedeniyle anma etkinlikleri düzenleme hazırlığında. Olaylarda sakat kalan, dayak yiyen, akrabaları, arkadaşları polis kurşununa kurban giden Gazi halkı olayların katliamının gerçek sorumlularının yargılanıp cezalandırılmasını istiyor. Bir daha bu acıları yaşamamak, katillere bu cesareti bir daha vermemek için, kontrgerilla devletinin bütün karanlıkta kalmış yönleriyle açığa çıkartılmasını istiyor.
Gazi halkı adına adalet kampanya yürütenler Gazi’de yargılanmayan Ağar’ır, milletvekili dokunulmazlığıyla yıllarca korunduğunu söylüyor. Gazi halkı, Şemdinlli’de halk çeteci astsubayları yakaladığında çetecilerin telefonla arayıp yardım istediği kişinin, yine Ağar olduğunu söylüyor. Gazi halkı şimdi ‘dokunulmazlığı kaldırılarak yargılanan Ağar’ın davası, sudan dosyalarla yine kapatılmasın’ diyor.  Gazi halkı 14 yıl aradan sonra Ağar’ın ”Bin operasyon” dediği operasyonlardan biri olan Gazi Katliamı’ndan dolayı cezalandırılmasını istiyor.

(Haftaya devam edecek)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here