İNGİLTERE’DEN… Geceyarısı Ekspresi nasıl devrilir?

1978 senesindeyiz.  

Londra’da reklamcılık ve halkla ilişki sahasında çalışıyorum. 

Alan Parker reklam filmi direktörü olarak tanınıyor.  Arada sırada onu kullanıyoruz, ama hep değil, yoksa şımarır diye.

Parker’in bürosundan bizlere bir davet geldi.   Parker, reklamcılıktan ayrılıyormuş.  Hollywood sahasına girmek üzereymiş.  Müthiş güzel yeni bir film çevirmişmiş.  Adı “Geceyarısı Ekspresi”miş.   Bizlere, herkesten evvel göstermek istiyormuş.  Özel tiyatro tuttuk, buyurun, gelin, diyormuş.

Gittik.   Seyrettik.   Alan Parker kendisi oradaydı.   Alkış bekliyordu, çok belli idi.

Ben esaslı kızmıştım.   Ama tanımadığım birisi, benim önüme geçti.   Lambalar yakılır yakılmaz, bu zat ayağa kalktı.  

Parker’e “That is a racist film” – “Bu ırkçı bir film” dedi.

Parker afalladı.  Ve verdiği cevabı hiç unatamadım: “What do you mean racist?  It’s about Turks.”  – “Nasıl ırkçı olabilir? Türkler hakkında.”

Yani Parker’in demek istediği, “Yahu filmim Türkler hakkında.  Türkler hakkında her istediğimi söyleyebilirim, ırkçı sayılmaz.   Başkaları hakkında tabii ki söyliyemem.   Mahkemelik olurum.   Mesela İtalyanlar hakkında söyliyemem, ırkçı derler, mahkemelik olurum.   Afrikalılar hakkında aman Sakın Ha! söyliyemem, çok kötü ırkçı derler, ağır cezalık, mahkemelik olurum, hem de kariyerim mahfolur.   Ama Türkler ırkçılığın dışında.   Zaten onun için Türkleri seçtim.”

Efendim, sizi sıkmak istemem.   Başlangıçta dediğim gibi, bunlar 1978 senesi hatıraları.   Yani basbaya eski.

Ama ne de olsa, önemli.   Çünkü, o Parker’in cenabet filmi, o Geceyarısı Ekspresi, Türklere halkla ilişki bakımından son 50 sene içinde aşağı yukarı en çok zarar veren olay oldu.

Ve demek istediğim bu.  O Parker, Türkleri, Türkiye’yi tanımıyordu.   Ama kendisini dünyaya tanıtma hırsı vardı.   Ve bunu becerebilmek için, bütün bir milleti, bütün bir memleketi ne kadar haksız olursa olsun, batırmaya hazırdı.   Yeter ki kendisine problem çıkmasın.

İşte onun için filmine yer olarak Türkiye’yi seçti.  Çünkü Türkler başkaları gibi böyle hakarete cevap vermezler.   “Kim miş sanki bu herif” derler.   “Kendisini ne zannediyor sanki” derler.   “Biz bize benzeriz” derler.   “Bize kimse dokunamaz” derler.   Benim de demeğe çalıştığım, böyle mertlik harb sahasında müthiş.  Ama halkla ilişki sahasında felaket.

Ben bunları 1978 senesi hatırası olarak anlatıyorum.   Ama benden daha da evvel, 1924 senesinde basılan, “Ben Kendim” isimli kitabında, Türk dostu İngiliz aristokratı Aubrey Herbert kendi hatırası olarak anlattı.   Ve Türklerin “Kindness and Silence”, yani “İyilik ve Sessizliği”ni, küçük hem de hoş bir misal hikaye olarak anlattı.

Aubrey Herbert, bir sabah, Tarabya’daki evinin yukarı katında, sigara içip pencereden bakıyormuş.   Sigaradan bıkıp sokağa atmış.   Bir de görmüş ki, hâlâ yanan sigarası, evin önünden geçen bir Rum hanımının “bouffant” yani yüksek saçlarının ortasına düşmüş.   Hanımın haberi yok, ama minik adımlarla yürürken, saçlarından dumanlar yükselmeğe başlamış.

İngiliz yazarı bunu pencereden seyrederken, Rum hanımına sokakta yaşlı bir Türk beyi yaklaşmış.   Hanımın saçlarında başlamak üzere olan mini yangına bakmış.   Ve, Türklerin tipik “İyilik ve Sessizliği” ile, hiç bir şey demeden, hanımın saçlarına elindeki baston ile vurmaya başlamış.   Yanan sigarayı söndürmüş.   Ama yanan sigaradan hiç bilgisi olmayan Rum hanımı, çığlıklarla “Beni kurtarın, bu adam beni dövüyor” diye bağırmaya başlamış.

Türkler ve dünya arasında, bir çok anlaşmamazlık var.   Keşki hepsi bu küçük anlaşmamazlık kadar önemsiz, hatta gülünç olsa.   Keşki.

Morali de varsa, artık protesto etmeğe başlamanın zamanı geldi demek.

Protesto tabii ki fazla yapılabilir.

Mesela geçenlerde okuyordum ki Pakistan lider namzeti Benazir Bhutto, her beğenmediği şeye otomatikman “ırkçı” dermiş.   “Nasıl bu kadar zengin oldunuz?” diye soranlara, hemen “ırkçı” dermiş.   “Bu pozisyonununuz yanlış değil mi?” diyenlere hemen “ırkçı” dermiş.

Yani herkese düşünmeden “ırkçısın ha!” dermiş.

Ben Türkler için öyle bir şey istemiyorum, tabii.

Ama Türklere karşı, hem tarihte, hem de hâlâ etrafımızda, mesela Avrupa Birliğinde, binbir ırkçılık misali var.

Belki biraz cevap vermeye başlasak, daha dikkatli olurlar.

Çünkü o “ırkçı” kelimesinden çok korkarlar.

Korkutalım biraz.

Şu cenabet Geceyarası Ekspresini devirmeye başlayalım.

_______________

* Yazarımız Namık Kemal’in torunun torunudur…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

11 + 9 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.