İNGİLTERE’DEN… Gujarat’ta neler oldu?

PAYLAŞ

Hindistan’ın Mumbai kentinde el bombalı ve makineli tüfekli militanların, kentin turizm ve finans merkezlerinde toplam 10 hedefe yönelik gerçekleştirdikleri saldırıların hazırlanışı, düzenleniş şekli, büyüklüğü, kapsamı inanılmaz boyutlardaydı. Saldırıyı daha önce adı duyulmamış ‘Dekkan Mücahitleri’ adlı bir örgüt üstlendi. Ancak saldırılarla ilgili spekülasyonlar uzun sure devam edecek gibi görünüyor.  

Saldırılardan sonra BBC’nin sorularını cevaplayan bir Hindistanlı gazetecinin sözleri ise oldukça çarpıcıydı: “Terörist saldırılar durmayacak? Ne yapabiliriz? Kendimizi nasıl koruyacağız?” Bu sorular aslında yeni değildi.  Hindistan’da son 10 yıl içinde benzer saldırılar ve şiddet olayları arttı. Bu nedenle benzer sorular Mumbai saldırısı öncesinde de birçok kişi tarafından soruluyordu. 

Hindistan’da yaşanan son olaylar beni geriye, 2004 yılının Ocak ayına götürdü. O tarihte Dünya Sosyal Forumu’na paralel olarak Halkların Uluslararası Mücadele Ligi (ILPS) tarafından düzenlenen Mumbai Kampı’na  katılmak için Hindistanday’dım. Kampta aralarında Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu’ndan (ATİK) delegelerinin de yer aldığı dünyanın dört bir yanından katılımcılar bulunuyordu.  Mumbai’de gerçekleşen Sosyal Forum ve hemen yanı başında düzenlenen Mumbai Kampı, dünya muhalif hareketinin en geniş buluşma noktasıydı. 

“Başka bir dünya mümkün” sloganıyla dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen insan hakları savunucuları, aktivistler, sendikacılar, sivil toplum örgütü temsilcileri, sosyalistler, anarşistler ve çevreciler, eski adı Bombay yeni adı Mumbai olan bu şehirde bir hafta süren forum boyunca başta yoksulluk olmak üzere, insan hakları, emperyalizmle mücadele, çevre, kadın ve gençlik, küreselleşme, küreselleşmenin işçi sınıfı üzerindeki etkileri ve buna benzer konularda yüzlerce seminer düzenlemişlerdi. 

Düzenlenen seminerlerden birisinin konusu “Gujarat Katliamı” idi.  Gujarat, Hindistan’ın batısında Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bir eyalet ve seminer de burada 27 Şubat 2002 tarihinde yaşanan olaylarla ilgiliydi. Olayları fitilleyen şey ise o gün bir trende meydana gelen yangın olmuştu.

Gujarat’ta görgü tanıklarının anlattıklarına göre o gün büyük bir katliam gerçekleşmişti. Katliamı Hindistan’ın milliyetçi partisi Bharatiya Janata’nın (BJP) yani Hindistan Halk Partisi’nin militanları gerçekleştirmişti. O sıralar Gujarat, BJP’nin Hindistan’da elinde tuttuğu tek eyaletti ve Hindu faşizminin politik deneyler yaptığı bir laboratuvar görevi konumundaydı. Eyalette 27 Şubat 2002 tarihinde bir trende çıkan ve 58 kişinin diri diri yanarak can verdiği yangını kimin yaptığı bulunamadı.  

2 bin Müslüman öldürüldü

Ancak yangının Müslümanlar tarafından planlandığı ve gerçekleştirdiği iddialarının yayılması üzerine bir kaç saat içinde Müslüman toplumuna karşı, son derece dikkatli bir biçimde planlanmış bir soykırım uygulamaya kondu. Kısa süre içinde 2 bine yakın Müslüman öldürüldü. 150 bin Müslüman evlerinden zorla çıkartılıp sürüldü. Anne babalar çocuklarının gözlerinin önünde dövüldü, hakarete uğradı, öldürüldü. Müslümanların ibadet yerlerine saygısızca davranıldı.

Yüzlerce kız çocuğu ve kadın çırılçıplak soyuldu, toplu tecavüze uğradı, karınları deşildi ve bazıları diri diri ateşe atılıp, yakıldı.  O günkü seminerde konuşan görgü tanıklarından biri gözyaşları içinde; “Evimizi ateşe verdiler. Sünnetli olup olmadığımı kontrol ettiler. Daha sonra benim de ellerimi bağladılar. Yaşlı annemi ve babamı ellerindeki sopalarla acımadan vurarak dövdüler. Kızkardeşimi saçından sürükleyip mutfağa götürdüler….” diyerek yaşadıklarını anlatıyordu.  

Suçlular cezasız kaldı

Yine Af Örgütü’nün raporuna göre, hükümet olaydan sonra, birçok parti ve hükümet üyelerinin de yer aldığı gözlemlenen, Hindu grupların Müslüman azınlığa yönelik yaygın ve sistematik saldırılarını önlemek ya da durdurmak için hiçbir şey yapmadı. Olayların birçoğunda yapılan ihlaller insanlığa karşı suç oluşturmaktaydı. Birkaç ay sonra Gujarat eyalet hükümetinin başı Narendra Modi, gururla erken seçim istediğini açıkladı. Modi, soykırımla Hinduların kalbini kazandığına inanıyordu. 

Af Örgütü yetkilileri olayla ilgili yaptıkları açıklamada, Gujarat eyalet yönetiminin şiddet olayları sırasında başta kadınlar ve kız çocukları olmak üzere Müslümanları korumadığının altını çizerek, “Ve ne yazık ki, birçok saygın yerel gözlemcinin gösterdiği kanıtlara rağmen, hala kusurunu kabul etmeyi ve üzüntüsünü dile getirmeyi reddetmesi kurbanları bir kez daha aşağılamaktır” demişti. 

2002 yılında yaşanan olaylardan sonra Hintli yazar Arundati Roy da şöyle yazmıştı: “Küçücük bir şey, bir sinema kuyruğundaki bir kargaşa ya da trafik lambasındaki bir kavga ölümcül sonuçlar doğurabilir… Müslümanların birçoğu, özellikle de gençler, muhtemelen militanlaşacaklar. Berbat şeyler yapacaklar. Sivil toplum onları kınamaya çağrılacak…”

Yaşananların hiçbiri terörü, özellikle de masumların, savunmasız ve sivil insanların hedef gösterilmesini haklı çıkarmıyor. Ancak Hindistan’da Müslüman topluluğun büyük çoğunluğunun ikinci sınıf vatandaşlar olarak, sürekli korku içinde, en temel haklardan yoksun, adaletsizlik ve yoksulluk içinde yaşamaya itilmeleri, dışlanmaları sonucunda kendi getolarında, seslerinin kısılarak, kendine düşen payı kabul etmelerini beklemek de hayal olurdu. Dünyada bunca derin adaletsizlik, bunca büyük eşitsizlik, bunca katliam yaşanırken, bunların acısının da bir şekilde bir yerlerde bomba olarak patlayacağı gerçeğini dünyamızı yönetenlerin artık görmesi gerekiyor.

CEVAP VER