İNGİLTERE’DEN… Halk şiiri mi? İşte Dadaloğlu

Evvelki bir yazımda, Baki’nin Kanuni mersiyesinden birkaç satıra yer vermiştim, şiire heveslenip dedemin dedesi Namık Kemal’dan bir beyt de ilave etmiştim.

Nazik okuyucumuzlardan birisi, bunu beğendiğini yazmıştı, ve de hatta Kanuni mersiyesini gibi bir şiiri hiç Açık Gazete’de görebileceğini düşünmemiş olduğunu itiraf etmişti.  
Başka bir sayın okuyucuğumuz, Edebiyatın ‘Türk’ olduğu diyebilinmesi için, kullanılan lisanın bir köylünün anlayabilmesi kadar basit olmasının önemli olduğunu yazmıştı.
Ben de, o zaman, kendi kendime ‘Bu da mümkün, hem de ailemizin kendi tarihinden mümkün’ diye mırıldamıştım.   Ama şimdiye kadar, nasıl mümkün olduğunu göstermek fırsatını bulamamıştım.

Bizim Menemencioğlu aşireti, eski zamanlarda Toros Dağları’nın, ve de hatta bütün Anadolu’nun, en önemli, en kuvvetli, en bağımsız aşiretlerindendi.   Ve bu nedenle, halk edebiyatında epeyi önemli bir yeri olan Dadaloğlu’nun ilgisini çekmişti.

Dadaloğlu’yu tanırsınız herhalde.   Hani o Dadaloğlu ki, bütün o tarafların aşiret üyeleri gibi, Türkmenliğinden gurur duyardı:

Kalktı göç eyledi Avşar elleri                                                                                         Ağır ağır giden eller bizimdir
Ve de, tabii ki, her fırsatta, İstanbul’deki hükümete meydan okurdu:
Hakkımızda devlet etmiş fermanı                                                                           Ferman padişahın dağlar bizimdir
Biz Menemenciler için daha zor olan, Dadaloğlu’nun tarihi düşmanlarımız Kozanoğlu’lara gösterdiği alakâ ve saygı idi:
Kızıl ırmak akmam dedi
Kenarımı yıkmam dedi                                                                                               Ünü büyük Kozanoğlu                                                                                                   Ben yerimden kalkmam dedi

Ama Dadaloğlu bizim bir Menemenci aşiret beyini de çok beğenmişti.   Benim adım da ondan gelen, Boz Osman’ı beğenmişti, hatta sevmişti.  

Şu aşiret işini de biraz anlatayım.   Şimdi saçma gelir belki, ama 200 sene evvel aşiretin tuhaf tarafı pek yoktu.   Menemenci aşiret beyinin emrinde, aşiret başkent’i Karaisalı ve halkı, etrafdaki bütün köy ve kasabalar vardı, ve ondan başka 1,200 süvarisi, 80,000 koyunu, 20,000 keçisi, 18,000 ineği, 2,000 devesi vardı.

Boz Osman’ın zamanı, Adana’nın şehirliğe doğru ilk ciddi büyüklemesi, şehir ve köy arasında düsmanlığın ilk ortaya çıkması zamanı.   Boz Osman’dan evvelki aşiret beyi kör olmuştu, Adana tüccarları bundan yararlanıp aşiretten epeyi mal almışlardı.  Boz Osman’a beylik sırası gelince, o da Adana tüccarlarına bol dayak atmıştı.   Onlar da, Adana valisi Çelik Mehmet Paşa’dan Boz Osman’in kellesini istemişlerdi.  

Çelik Mehmet Paşa, bir sahte geçiş iziniyle Boz Osman’ı aldatıp yakalayıp idama mahkûm etmişti.   Türkmen aşiret halkının çok sevdikleri Boz Osman’ı kurtarmak haykırılarına, Dadaloğlu kendi harika seslenmesini ilave etmişti:

Sana derim sana ey Çelik Paşa
Aman verdin Boz Osman’ı öldürme
Şad eyleyüp nice düşmanlarını
Ara yerde acı haber bildirme
Düşmana çatal matal görünen
Şahin yelli Boz Osman’ı öldürme
Çok yüklere omuz verdi götürdü
Serbâr yüklü Boz Osman’ı öldürme
Zemheri ettik İlkbaharda yazları
Yeni açılmış demir gülü soldurma

Ama Dadaloğlu’nun bütün şiir sanatı bile Boz Osman’ı kurtaramadı. İdam edildi.  

Ve çocuksuz vefatından sonra, yerine aşiret beyi olarak, Namık Kemal’in kızı Feride’yle bir gün evlenecek Rifat Bey’in dedesi, Boz Osman’ın kardeşi Ahmet Bey geldi.

_______________

* Yazarımız Namık Kemal’in torunun torunudur…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.