İNGİLTERE’DEN… Hatırlanacak bir gün

İNGİLTERE’DEN… Hatırlanacak bir gün

0
PAYLAŞ

İkiz kulelere ve Pentagon’a yapılan uçak saldırısının üzerinden tam 5 yıl geçti. Independent gazetesi yine çok çarpıcı bir manşetle çıktı: “Hatırlanacak bir gün” Gazete, 11 Eylül saldırılarının beşinci yıldönümünde Amerika’nın yas tuttuğunu ve “Terörle Savaş”ın tüm dünyayı etkilediğini yazıyor. Independent, saldırıların 5. yıldönümünde Amerika’da anma törenleri düzenlenirken, gün boyunca dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan diğer gelişmeleri hatırlatıyor okurlarına.

“İngiltere, 10.00: Afganistan’da ölen İngiliz askerlerinin cesetleri getirildi. Irak, 10.30: Bağdat’taki intihar saldırısında en az 12 ölü. Katar, 12.30: El Kaide’nin ikinci adamı Eyman Ez-Zevahiri, İsrail ve Körfez ülkelerini tehdit etti. Lübnan, 13.58: Binlerce protestocu İngiltere Başbakanı Tony Blair’i “Katil Blair” şeklinde protesto etti. Afganistan, 15.50: Pazar günü ölen bir bölge valisinin cenaze törenine düzenlenen intihar saldırısında beş polis ve 12 yaşında bir çocuk öldü…”

11 Eylül günü ABD ve İngiltere’de “terör kurbanları” yine “timsah gözyaşları” dökülerek anıldı. Medyada günlerce öncesinden başlayan bombardımanla bir taraftan 11 Eylül saldırısı yeniden beyinlere kazılırken, diğer yandan  “insanlık ve insan hakları” söylemleriyle, açılan savaşın haklılığı gözler önüne serildi. Son beş yıldır dünya halklarına ve özellikle de Müslümanlara yaşamı zindan edenler, 11 Eylül 2001’i bir kez daha anarken bir başka 11 Eylül’den ise hiç bahsetmiyorlardı. Çünkü aynı 11 Eylül, Şili’de yaşanan ve otuz bine yakın insanın yaşamına mal olan askeri darbenin de yıldönümüydü aslında…

1970 öncesinde Latin Amerika’nın en yoksul ülkelerinden biri olan ve ‘ABD’nin arka bahçesi’ olarak bilinen Şili, bir yandan yoksulluk, işsizlik, cehaletle boğuşurken diğer yandan ABD’ye ve diğer ülkelere olan 4 Milyar Dolar’a yaklaşan dış borcunu ödemeye çalışıyordu.  Zenginin daha da zenginleştiği, yoksulun daha da yoksullaştığı ülkede solun Unidad Popular (UP)  (Halk Birliği) adıyla oluşturduğu seçim koalisyonunun adayı Salvador Allende oyların yüzde 36.8’ini alarak devlet başkanı seçilmişti. En önemli hedef Şili’nin başta ABD olmak üzere diğer emperyalistler tarafından sömürülmesine son vermekti…

Ve tarih 11 Eylül 1973. Ajanslar Şili’de dünyada seçimle işbaşına gelen ilk Marksist Devlet Başkanı olan Salvador Allende hükümetinin askeri bir darbe ile devrildiği haberini geçiyordu. Bir habere göre 64 yaşındaki lider ‘teslim ol’ çağrısıyla etrafını saran  generallere teslim olmaktansa kendini öldürmeyi tercih etmişti.  O gün hava kuvvetlerine bağlı uçaklar saatlerce başkanlık sarayını roket ve bomba yağmuruna tutmuştu. Diğer yandan da kara kuvvetlerine bağlı tanklar saraya aralıksız olarak ateş açıyordu. Askeri kaynaklara göre Dr. Allende, generallere istifasını bildirmek için 5 dakikalık bir ateşkes istedi. Fakat askeri yetkililer Başkana sadık kalan ‘kör nişancılar’ın başkanlık sarayının çevresinde hazır beklediğini söyleyerek, bu teklifi hemen geri çevirdiler…

BBC’ye göre Allende’nin yaşadığı başkanlık sarayına en az 17 bomba atıldı. Ordu şehir merkezindeki binalara rast gele ateş açıyordu. Başkan’a bağlı kalan ve direnen tüm güçler ateş altındaydı. Helikopterlerde makineli tüfeklerle direnişçiler sürekli kurşun yağmuruna tutuluyordu. Havadan ve karadan ateş edileceği yönünde yapılan tüm çağrılara rağmen Santiago’da binlerce işçi Başkan Allende’yi destekleyen gösteriye katıldı.

Sonuç olarak Şili’de seçimle işbaşına gelen Dr. Allende hükümeti, bu kez askeri bir cunta ile devrildi ve yerine de dünyanın en kanlı ve en zalim faşist diktatörlüklerinden biri kuruldu. Santiago stadyumu kitlesel işkence ve cinayet merkezine dönüştürüldü. Binlerce  devrimci ve sosyalist “kayıp” edildi.

Bilanço ağırdı. Devlet Başkanı Salvador Allende, otuz binin üzerinde Şili’liyle birlikte katledildi. 200 bine yakın kişi toplama kamplarına gönderildi. Sendikalar, siyasi örgütler ve sivil toplum örgütleri dağıtıldı ve yöneticileri, üyeleri, çalışanları ve hatta sempatizanları dahi gözaltına alındı, kaybedildi, öldürüldü, işkenceden geçirildi… 

Kısa bir süre sonra ise Şili’deki 11 Eylül’de gerçekleşen askeri darbenin arkasındaki planlayıcının CIA olduğu ortaya çıktı. Latin Amerika’da ortaya çıkan devrimin dağıtılması için ABD yönetimi elindeki tüm kartları sahaya sürmüş ve bilindik tüm oyunları oynamıştı.  Şili’de halkın özgür iradesi hiçe sayılmış, halkın büyük bir çoğunlukla seçtiği hükümet devrilmiş sonrada yerine ABD yanlısı faşist Pinochet rejimi göreve getirilmişti…

Gerçekten de 11 Eylül dünya halkları için ‘hatırlanacak bir gün’dü. Özellikle de Şili halkı için. 

BİR CEVAP BIRAK