İNGİLTERE’DEN… Çin’e karşı cin gibi olunmalı

İNGİLTERE’DEN… Çin’e karşı cin gibi olunmalı

0
PAYLAŞ

Türkiye’nin iki lokomotif sektörü var. Biri turizm, diğeri tekstil… İkisi de sancılı sektör. Her iki sektör temsilcileri de sorunlarını hükümete anlatmakta oldu bitti zorluk çeker.

Turistik yerlerde patlayan bombalar nasıl turizmcilerin yüreğini kaldırıyorsa, tekstildeki Çin’in ucuz ürünleri de Türkiye’deki tekstilciler için aynı. Ömrünü Londra’da bu sektöre vermiş ve bu sektörü temsil eden birisi olarak Türkiye’deki hükümetlere kendimizi aktarmada yetersiz kaldığımızı ya da hükümetlerin bizi anlamakta zorluk çekindiğini söyleyebilirim… Ama artık ne Türk hükümetlerin ne de sektörün böyle Türk filmlerindeki iletişim kopukluğundan kaynaklanan sorunlara katlanma lüksü yok. Çünkü AB ve ABD’yi bile korkutan Çin, üstelik Türkiye’nin rakibi olarak geliyor…

Çin konusuna değinmeden önce, Türkiye’nin tekstilde yaptığı uluslararası büyük hatayı bir paragrafta anlatmak istiyorum. Geçmişte dediğim 7-8 yıl öncesinde… İngiltere tekstil sektörü Türk göçmenlerin elindeydi. Çeşitli nedenlerle (ayrı bir yazı konusudur) tekstil sektörü ucuz emek bölgelerine kaymaya başladığında İngiltere’deki patronların çoğu fabrikalarını Türkiye’ye hatta çoğunun Doğu Anadolu olan doğdukları topraklara taşımak istedi… Bu Türkiye için gerçek bir fırsattı. Düşünün yabancı sermaye ve işçi dövizi diye kıvranan Türkiye için yurt dışındaki yöneticileri Türk kökenli yaklaşık 2 bin İngiliz Şirketi ‘know how’ı da beraberinde getirerek Anadoluya yayılacak. Yüzbinlerce istihdam yaratacak ve ürettiklerini de yine başta İngiltere olmak üzere Avrupa’ya satacaktı… Ne yazık ki Türkiye bu fırsatı tepti. O dönemde “Memleketi eski makina mezarlığı yapmayacağız” diye vatansever bir görüş ortaya atıldı. Bu (!) vatanseverler sayesinde de İngiltere’deki koskoca sektör (bir kaç istisna dışında), Türk yöneticilerinin dillerini, kültürlerini bilmese bile Romanya, Bulgaristan, Polonya gibi ülkelere kaydı…

Çin konusuna geri dönersek… Çin, tekstilde emek ucuz aynı zamanda çalışma koşullarında standart dışı üretimiyle dünya piyasasında rekabet gücü kazandı. Küresel dev bloklar Çin’e karşı iki tür önlem alıyor. Birisi resmi görüşmelerle saptanan kotalar, ikincisi gayri resmi zorlaştırmalar…

Dünya Ticaret Örgütü’nün kararıyla 1 Ocak 2005’te, küresel kota sisteminin bitişinden sonra ABD ve AB, çeşitli kategorilerdeki Çin tekstil ürünlerine ithalat kısıtlaması başlattı. Bu uygulamalar “gayri resmi” zorlaştırmalara giriyordu. Çin’i uluslararası ticaret kurallarında haklı konuma soktuğu söylenebilir. China Daily’ de yer alan resmi açıklamasında Çin, ABD’yi ticari korumacılık yapmakla ve kendi  iç problemlerini Çin tekstil işçileri üzerine havale etmekle itham etti. Yani kotalar kalktığında ABD ve AB deyim yerindeyse kendi tekstil sektörünü korumak için oyun bozanlık yapmıştı.

ABD, Çin tekstilini engellemek için bir başka yolu daha devreye soktu. Çin’e parasını dalgalanmaya bırakması için baskı yaptı… Böylece emperyalist bir manevra ile Çin’in parasının değerini resmen düşük tutmasını engelleyecek, dolayısıyla da ihracatını artırmasının da önünü kesecekti… Çin-ABDgörüşmeleri bu konuda hâlâ sürüyor.

Çin – AB ilişkilerine gelirsek; AB, Çin’in tekstilinin kotaların kalkmasıyla Avrupalı üreticilerin rekabet edemeyecek durumda kalmasından ciddi bir biçimde kaygılandı. Kotaların kalkmasından hemen 6 ay sonra Çin ile anlaşma yoluna gitti. Her iki dev de geri adım atarak ortak bir noktada buluştular. Böylece Çin, 10 tekstil ve giyim ürünü için ihracat artışını yılda yüzde 12,5 ile sınırlı tutmayı kabul etti. Biz tekstilciler bu oran ile Çin tehditinin sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Çünkü; bileşik oranla (yani artış oranı eklendikten sonraki tutara yine yeni artış oranı eklenmesiyle) bir kaç yıl sonra Avrupa’daki Çin tekstili ciddi bir artış rakamına ulaşmış olacak…

Bu oranları tehlike gören İtalya, ABD gibi uyanık bir formül buldu. Adriyatik Denizi’nde Yugoslavya sınırına yakın bir adasında tekstil ihtisas gümrüğü kurdu. Bu adaya ihraç mallarını götürüp, sonra tekrar Çizme’ye taşımak büyük bir külfet olunca Çin ihracatı gayri resmi olarak darbe yedi. Haliyle İtalyan tekstili de canlanmaya başladı.

Türkiye’ye gelirsek, ABD gibi Çin’in kuruyla oynayabilecek güçte olmadığına göre bari İtalya örneğini zaman geçirmeden uygulamalı. Türkiye, kalkınmadaki öncelikli bir Güney Doğu şehrine tekstil ihtisas gümrüğü kurmalı. Ayrıca Türk tekstilini canlandırmak için de bilimsel hesaplar yapmalı. Örneğin asgari ücret kavramını serbest bırakarak Doğu’da hem vergi kaçağının önüne geçmeli hem de tekstil işverene soluk aldırmalı. Böylece, Batı’da da ‘resmi ücret’ bahanesiyle sunulan asgari ücrete işçilerin katlanması önlenmeli…

Kısaca Çin geliyor! Türkiye, küresel önlemleri kendisine uyarlayıp gardını almalı… Çin’e karşı cin gibi olunmalı…

___________

* Akşahin: BABİK Yönetim Kurulu Başkanı ve Türk İngiliz Sanayi ve Ticaret Odası’nın Avrupa – Türkiye İlişkilerinden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi, Türk İşadamları Dernekleri Avrupa Federasyonu Başkan Yardımcısı ve İngiltere Temsilcisi, Açık Gazete Danışma Kurulu üyesi

 

BİR CEVAP BIRAK

16 + eleven =