İNGİLTERE’DEN… Karanlıktı görmedim!

Zimbabve kara Afrika’dan ABD ve İngiltere’nin nasırına basan bir ülke. Geçen hafta yapılan seçimleri ve sonrasındaki gelişmeleri Açık Gazete takip etti.

Seçimleri Başkan Robert Mugabe’nin iktidardaki partisi Zanu-PF kazandı. Anti-emperyalist bir söylemle seçim propagandası yapan Mugabe, ülkesini dikdatörlükle yönettiği söylenebilir. Muhalefet Kırgızistan’dan da cesaret almalı ki seçimlere hile karıştığını öne sürdü ve yenilenmesini istedi. ABD (büyük olasılıkla kendi planıydı zaten) Mugabe’ye karşı muhalefete destek çıktı. Zimbabve’yi yılarca iliklerine kadar sömürmüş, bir deri bir kemik HIV’in pençesinde kıvranır hale sokmuş İngiltere de seçim sonuçlarını tanımayacağını ilan etti hemen…

Bu hafta, İngiltere ve Zimbabve arasında süregiden düşmanlığın kökenini anlatmak istedim… Geçen yıl beni çok güldüren Mugabe – Jack tokalaşmasını da aktarmalıyım tabii…

İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw geçen Eylül’de BM Genel Kurul toplantıları dolayısıyla bulunduğu New York’ta Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe’nin elini sıkması medyada eleştirilmişti… Jack bizim politikacıları aratmayacak bir açıklama yapmış, “Bulunduğumuz yer karanlıktı. Orada bulunan birinin elini nezaket icabı sıktım. O elin sahibi Başkan Mugabe’ymiş” demişti… “İlahi Jack, iyiki karanlıkta Mugabe’nin başka bir yerini sıkmadın” diye düşünmez mi insan…

Eski adı Rodezya olan Zimbabve’nin 11.2 milyon nüfusu var. Güney’inde Güney Afrika ile komşu… Kara Afrika’nın zengin doğal kaynaklarına sahip olan Zimbabve 17’nci yüzyılda Portekizliler, 19’ncu yüzyılda da İngilizlerin sömürgesi olmuş. Irkçı beyaz azınlık yönetimine karşı kara derililerin kanlı özgürlük mücadeleleri asırlar boyu sürdü. 21 Aralık 1979’da Londra’da imzalanan Lancaster House Anlaşması ile sömürge statüsüne son verildi ve 18 Nisan 1980 tarihinde başlayarak bağımsızlığını elde etti.

Bağımsızlık mı? Zimbabve için askeri işgal yerine aslında ticaret hadleriyle ülkelerin sömürüldüğü “yeni sömürgecilik dönemi” başlamıştı.  Bağımsızlık sonrasında da zaten “İngiliz Uluslar Topluluğu”nun bir üyesi olarak ekonomik ilişkilerini sürdürecekti…

İngilizler ünlü klasik “böl-yönet” yöntemi Zimbabve’nin bağımsızlığını geciktirdi. ülkenin iki ana halkı, Shona’lılar ile Ndebele’liler yıllarca İngilizlere karşı savaşmak yerine birbirleriyle vahşice didiştiler. Bağımsızlık sonrasında da bu kan davası dinmedi. Yeni devlet iç barış için en şiddetli yöntemleri kullanmaktan kaçınmadı. 2000’lere yaklaşıldığında seçim propagandalarında anti – emperyalist söylem doruğa çıktı. Hükümet beyaz azınlığın çiftliklerini ve evlerini devletleştirmeye başladı. çiftliklerin yoksul köylülerin ellerine geçmesi üretimi ve verimi düşürdü…

İngiltere eski sömürgesinden kovulmasını hazmedemedi… Mugabe’nin devlet başkanlığını kazandığı 2002 seçimlerini “hileli” ilan etti. Afrika’nın diğer mazlum ülkelerine kötü örnek olan Mugabe’yi diktatörlükle suçladı ve Zimbabve’yi de İngiliz Uluslar Topluluğu’ndan çıkardı.

Mugabe bu… Yaşam ve ölüm arasında çizginin olmadığı bir ülkenin devlet başkanı ne de olsa… O da İngiltere’ye karşı siyasi eleştiri yerine, mahalle kavgasına benzer suçlamalar getirdi. Dilinde tüy bitinceye kadar Başbakan Tony Blair’in gangster rejimini yönettiği ve çevresinin eşcinsellerle sarılı olduğunu söyledi durdu. Son olarak da kendisine seçimi yenile diyen Blair ve Bush’a “Yüz yaşına kadar iktidarı elimde tutacağım” dedi. 

Şimdi sormazlar mı “Hadi karanlıktı ve zavallı Jack karaderili Mugabe’yi göremedi ama Mugabe, gece feneri gibi parlayan beyaz Jack’a niye elini uzattı” diye?

__________

* Doç. Dr. Cambridge Üniversitesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.