İNGİLTERE’DEN… Kayıp

Buyur ekran başına, hoyratça yitirdiğin şu geçmişine bir bak. Acımasızca harcadığın dostlukları ve umarsızca kıydığın sevdaları bir düşün.  Bir de sana vaadedilenleri… Hatırasız ve yapayalnız kalacaksın bu kentte bir gün.  Yitirdiğin her yürek kayıp giden bir yıldız olacak gökyüzünde. Sonra bir akşam üstü bakarken şehrin ıslak sokaklarına pencerenden, bütün gerçeklerin seni bulucak ve isyan edeceksin; söyleyemediğin, anlatamadığın tüm yarım kalmış sözleri kanayan şiirler anlatacak o an. 

Günlerden cuma, belki de Cumartesi olacak. Bunun hiç bir önemi yok aslında. Asıl önemlisi yanında kimse olmayacak… Yada birileri olacak ama çoğul sessizliğin izdüşümünden öte olmayacak o birileriyle paylaştığın anlar.  Çocukların. Eşin. Kardeşlerin. Arkadaşların. Hepsini yitirmiş olacaksın bol haneli rakamlı kredi kartlarında ararken hayatın anlamını. O zaman gelecekte sandığın ‘o anın’ geçmişte kaldığını farkedeceksin. Ve yine bankamatik kartların hatırlatacak sana kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gideceğini…

Toplumları alt üst eden maddi değerlerin senin değerini de belirlemiş olduğunu göreceksin ansızın. Bıkacaksın o zaman birbirine benzeyen aynı renk günlerden. Bıkacaksın o zaman aynı renk görüntülerden.  Yalnızdın.  Artık yalnızlığın daha da büyük olacak. Birilerinin gölgesine sığınmaya çalışacaksın.  Kaç sevgili öldü bu sahte aşklardan hatırlayacaksın. Kaç dost yitti bu sahte kahramanlıklardan anımsayacaksın. Hüzün tadında şiirler bulacak seni ve okuyacaksın onları bir bir.

“Oysa bunları yaşamadan önce daha mutluydum ve bunları yaşamak için yola çıkmamıştım ben” diyeceksin şehir geceye ayak basarken.  Yorgun ve solgun yüzüne çelimsiz gölgelerin düştüğü sokaklarda yürürken şehrin, herşey bir çift gözün tuzlu gözyaşlarıyla önüne dikilecek yeniden. Sonra şu birkaç gün önce yürürken görüp de nasıl olsa yine karşıma çıkar, diyerek aceleden görmezden geldiğin arkadaşın var ya; işte o an,  canlanacak gözlerinin önünde o arkadaşın, tüm yitirdiğin düşlerinle birlikte. 
Bu kez her o yola bakışında göremediğin dostlarını özleyeceksin. Başka bir zaman. Başka bir mekan. Başka bir tarih isteyeceksin. “Ben buraya ait değilim” diyeceksin. Geç kalmış olacaksın.  Gözlerin yaşaracak. Ağlamak isteyeceksin. Ama bu kez ağlayamayacaksın bile. Çünkü aşkın, tutkunun ve ölümün bir anlamı olmayacak o zaman . Korku yok, heyecan yok, beklenti yok, umut yok, sevgi yok. Umutsuzluk tek  gerçek olacak duruyor olacak önünde. Ve umutsuzluk acıtıcı içtenliğiyle bir neşter olacak bilinç altından fışkıran düşlerine. Kanatacak seni düşlerin. Ağlayamayacaksın…

Yıllar önce sana anlamsız gelen ve o boşverdiğin toplumsal, siyasal ve ekonomik meselelerin aslında seni bu hale getirdiğini acıyla farkedeceksin bir kez daha. Yaşanmıştı her şey ağır ağır. Ve hemen unutulmuştu.  Tüm hızıyla haraket ederken gecenin ince ruhu, sen kazandığını düşünürken kaybetmeyi öğrenmiş olmanın derin karmaşası içinde bir an önce güneşin doğması için yalvaracaksın.

İşte tam o an, o gece bu zalim şehri terk etmek isteyeceksin. Ama olmayacak. Kaçamayacaksın. Gidemeyeceksin bu zalim şehirden. Geç kalmış olacaksın. Çünkü sen bu şehirden vazgeçmeyi düşünsen bile bu şehir senden vazgeçmeyecek. Çünkü sen bu şehri terk etmek istediğinde bile bu şehir seni terk etmeyecek. Ve yalnızlık yine en güzel renklerine bürünmüş olarak iki adım ötende bir aşkın ölümünü kutlamaya hazır bir halde seni bekliyor olacak. Tüm kapılar ansızın kapanacak, kırılacak camlar, kanayacak yağmur ve bu şehir bir kez daha kedere doyacak. Yalnızlığıyla saracak seni. Sen ağlayamacaksın. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × five =