İNGİLTERE’DEN… Kayıplar nerede?

‘Sadece Birkaç Saatliğine’ isimli şiirinde şöyle diyordu Şilili edebiyatçı Ariel Dorfman:
“Oğlum, geçen yılın 8 Mayıs’ından beri kayıp… Sadece bir kaç saatliğine aldılar, söylediklerine göre sadece olağan sorgulamalar için.. Araba gittikten sonra -o plakasız araba- hiç birşey öğrenemedik onun hakkında. Ama şimdi durum değişti, duyduk ki bir arkadaştan -yeni çıkan birinden- beş ay sonra ona işkence ediyorlarmış Villa Grimaldi’de.. Eylül’ün sonunda sorguya çekiyorlarmış bir zamanlar Grimaldililer’in olan o kırmızı evde… Söylediklerine göre sesinden, çığlıklarından tanımışlar onu, öyle diyorlar… Bu ne biçim dünya nasıl bir ülke? Soruyorum size nasıl oluyor da bir babanın en büyük sevinci bir ananın en büyük sevinci onların hala işkence ettiklerini öğrenmek oluyor oğullarına? Demek ki hala yaşıyor beş ay sonra Ve en büyük umudumuz gelecek yıl sekiz ay sonra ona hala işkence edildiğini düşünmek…”

Arjantinli bir kayıp annesinin hissettiği bu acı 1976’dan sonra Arjantin’de binlerce annenin ortak acısı oldu.

24 Mart 1976 tarihinde Arjantin ordusu, “anarşiye son vermek ve ekonomiyi düzeltmek için” yönetime el koydu. Sendikacılar, solcular,  sosyalistler, aydınlar ve  kendilerinden farklı düşünen herkes hedef tahtasına kondu. Evlerin kapıları gece yarıları, silahlı siviller tarafından kırılıp, gençler„ ifadeleri alınmak üzere işkencehanelere götürüldü. Kendilerinden bir daha haber alınamadı. Ama anneler her şeye rağmen evlatlarını aramaya devam etti. Sayıları giderek artan sayıda anne ve onların dostları acılarını birleştiriyor ve karanlığın hükümdarlarına karşı beyaz eşarplarıyla Plaza de Mayo Meydanı’nda sessiz bir çığlık oluyorlardı:“Sağ aldınız sağ istiyoruz..”

1976 – 83  dönemleri arasındaki askeri cunta yıllarında yaklaşık 30 bin kişinin kaçırılarak gözaltında kaybedildiği, yüz binlercesinin işkenceler gördüğü, kirli bir tarihe sahiptir Arjantin. Halkına karşı kirli savaş yürütmüş olan dönemin cunta şefleri, polis müdürleri ve diğer sorumluların yargılanması onlarca yıl boyunca engellendi.

1983’te Arjantin’de yapılan seçimlerle “sivil” dönem başladı. Karanlık dönem sonunda iktidara gelen Alfonsin verdiği tüm vaatlere rağmen dönemin cunta liderleriyle anlaşarak, ‘itiat yasası’ çıkarıp orduyu akladı. Cellatların özgürlüğü böylece yasal güvenceye alındı. Ancak Palaza de Mayo Anneleri oğullarının akıbetini  ısrarla sormaya devam ettiler: Kayıplar nerede? Eğer gözaltında değillerse, sorumlular onların resmen öldürülmüş olduğunu kabul etmeli ve yargılanmalı.

Plaza de Mayo anneleri, Arjantin’in yeniden aşkın ve tangonun ülkesi olması için,  ülkelerinin aydınlık geleceği için oradaydılar. Tıpkı Şili’deki Siyah Eşarplı Anneler gibi. Ve tıpkı Türkiye’deki Cumartesi Anneleri gibi…

KIBRIS…

Türkiye 20 Temmuz’da 1974’te,  Yunanistan’daki cunta yönetiminin Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Makarios’u devirme girişiminin ardından adaya askeri bir müdahale yaptı.
24 Eylül’de, Ağustos ayında savaş esirlerinin iadesi anlaşması imzalandı ve her iki taraf ilk esirleri serbest bıraktı. Ve 28 Ekim’de ikinci esir değiş tokuşu sırasında “kayıp”ların durumu ortaya çıktı. Kıbrıs’ta 1960’tan 1974’e kadar yaşanan olaylarda yaklaşık bin 500 Kıbrıslırum ve 500 Kıbrıslıtürk kayıp.

Bu kişilerin çoğunun ismi Uluslararası Kızılhaç Teşkilatı’nın Kuzey Kıbrıs’a giderek oluşturduğu listede yer alıyordu. Bir de Türk tarafının oluşturduğu listeler vardı. Kıbrıs’ta kayıplarla ilgili olarak 1981’de kurulan “Kayıp Kişiler Komitesi” isimli bir örgüt çalışma yapıyor. Ama Kıbrıs’ta savaş kayıplarının durumu hala meçhul…

Kayıp etme iktidarlarını baskı, sömürü ve adaletsizlikler üzerine inşa edenlerin başvuruduğu bir yöntemdir. Genel olarak devletler tarafından savaş durumlarında, muhalefetin yükseldiği dönemlerde devlete doğrudan veya dolaylı olarak bağlı olan merkezler tarafından yapılır.
Kayıpların akıbetinin açıklanması ve sorumluların yargılanmasını talep eden Uluslararası Gözaltında Kayıplar Komitesi (ICAD) İngiltere Seksiyonu 17-31 Mayıs Kayıplar Haftası nedeniyle Londra’da Wood Green Kütüphanesi önünde bir oturma eylemi gerçekleştirdi. Ellerinde kayıp fotoğraflarını taşıyan grubun talebi Plaza de Mayo Anneleri’yle aynıydı: “Kayıplar nerede? Eğer gözaltında değillerse, sorumlular onların resmen öldürülmüş olduğunu kabul etmeli ve yargılanmalı.”

ICAD, 1996 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen 1. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı sonucunda kuruldu. Türkiye’de kayıplar sorunu 21 Mart 1995’te gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Ocak’ı bulmak için yürütülen Hasan Ocak Kampanyası ve ardından Cumartesi Anneleri’nin yürüttüğü mücadeleyle ivme kazandı. 

17-19 Mayıs 1996 da İstanbul’da gerçekleştirilen 1. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı’nda 14 ülkeden bir araya gelen delegeler, Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Komite – ICAD’ı oluşturdular. Kurultay, 17-31 Mayıs tarihini Uluslararası Gözaltında Kayıplarla Mücadele Haftası olarak kutlanmasına karar verdi. ICAD, İstanbul’daki kurultaydan sonra Kolombiya’da, Filipinler’de, Almanya’da ve Türkiye’de kurultaylar gerçekleştirdi.  ICAD bu kurultaylarda ve yürüttüğü mücadelede, dünyanın neresinde olursa olsun; tüm insan hakları ihlallerinde, insan ve doğanın tahrip edilmesinde ve gözaltında kayıplar olgusunda, devletlerin ve uluslararası tekellerin doğrudan sorumlu olduklarını kabul ediyor.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.