İNGİLTERE’DEN… Kontrolü ele almanın vecdi

İNGİLTERE’DEN… Kontrolü ele almanın vecdi

0
PAYLAŞ

Oturduğum yere yakın ASDA’da (Amerikan Wall-Mart’ın İngiltere uzantısı süpermarket) kasiyerlerin bir bölümü kaldırılarak ‘self-checkout’ (Otomatik ödeme) sistemi getirildi. Artık eskisi gibi, alışverişinizi yürüyen paletin üzerine bırakıp herşeyi kasanın arkasında oturan görevliye bırakmıyorsunuz, aldığınız her şeyin bar kodlarını tek tek dijital okuyucuya gösterip, sonunda ekranda beliren toplam miktarı, kredi kart ya da nakit parayla ödeyip gidiyorsunuz. Yani, kasiyerlik görevi müşterilere verilmiş. Çok pratik ve hızlı bir servis gibi kulağa gelsede hiç de öyle değil. Aslında yeni bir sistem de değil, İngiltere’nin Tesco, Sainsbury gibi diğer süpermarket devlerinde bu sistem başlayalı bir iki sene oldu.

Ben haftalık alışveriş yapan biri olmadığım için, iki üç günde bir aldığım birkaç adet alışverişi ödemek için self-checkout bölümüne gidiyorum. Her seferinde çeşitli sorunlar çıkıyor. Bazen makine bar kodlarını okuyamıyor, (malın üzerindeki kod yıpranması sonucu ya da başka bir nedenle) bu gibi durumlarda yardım etmek için hemen orada beklemekte olan çalışanlardan (mobil-kasiyer) birini çağırmak zorunda kalıyorsunuz. Alkollü içki aldığınızda, 18 yaşın altındakilere alkollü içki satışı yasak olduğu için ve makinelerin de, canlı bir kasiyer gibi sizin kaç yaşında olduğunuzu bir bakışta anlayamadığı için “kimik kontrolü” yazısı beliriyor ekranda ve yardımcı çağırıyorsunuz. Meyve, sebze gibi önceden paketlenmemiş şeyler aldığınızda makine, sözgelimi pırası ya da kerevizi okuyamadığı için, ekranda beliren ‘açık ürünler’ bölümüne basıp pırasa resmini arıyorsunuz, oraya dokunup diğer ürüne geçiyorsunuz, çoğu zamanda, yardımcı çağırıyorsunuz. Diğer yandan, açık ürünlerin sayısı oldukça fazla olduğu için, resimlerden önce karşınıza çıkan fihristten ürünün başharfine dokunup o harfle başlayan ürünlerin sayfasını açmak zorundasınız. Ancak İngilizce’de ‘pırasa’nın karşılığını bilmiyorsanız, yardımcı çağırıyorsunuz.

Bu örnekler, mobil-kasiyerlere başvurmak zorunda kaldığınız durumlardan sadece birkaçı. Alışmakla da pek ilgili değil, çünkü sorun makineye bağlı bilgisayarın işlevlerinin sınırlı olmasından kaynaklanıyor bazı sorunlar. Örneğin, yaşınızı bir bakışda anlayamaması ya da kerevizle, pırasa arasındaki farkı bilmemesi gibi.

Merak ediyor ve soruyorum orada çalışan birine, “neden bu sisteme geçtiniz?” “hizmeti hızlandırmak için” diyor, aksanı ve tipinden Pakistan asıllı olduğu belli olan hizmetli. Zaten ben de başka bir neden düşünemiyordum. Yukarıda saydığım sorunlar sadece benim başıma mı geldi diye merak ettiğim için birkaç haftadır izliyorum bu yeni sistemi. Öyle değil. Tersine, yardımcı çağırmayan kimse hemen yok gibi. Hāla servisde olan eski tip, yani alışverişinizi bırakıp kasiyerin toplamı yaptığı, ödeyip gittiğiniz kasalara bakıyorum, onlarla yeni sistemi karşılaştırıyorum. Self-checkout’tan bir kişi çıkıncaya kadar, eski sistemle çalışan bir kasiyer en az üç kişinin alışverişini bitiriyor ki, o bölüme gidenlerin alışverişi genellikle daha fazla sayıda. O zaman bu yeni sistemin daha hızlı bir hizmet vermekle ilgisi olamaz. Yardım etmek için bekleyen mobil-kasiyerler eski tip kasalarının başına oturup hizmet verse işler çok daha hızlı ve doğru yürüyecek. Aldığım kuru kayısıların iki defa yazıldığını farketmiyorum, mobil-kasiyer uyarıyor. Biraz önceki sorularıma yanıt verir gibi pişkinlikle, “gördünüz mü, size yardım etmek için buradayız.” diyor.

Personelden kısıtlama yapmak amacıyla bu yeni sisteme geçmiş olabilirler mi? O da olamaz, çünkü her dört self-checkout’un önünde en az iki kişi müşterilere yardım etmek için sürekli beklemek zorunda kalıyor. Yani onların işi bu; mobil-kasiyer. Eğer tüm kasaları self-checkout’a çevirseler o zaman personeli azaltarak daha fazla kar yapmış olabilirler (Böyle bir durumda tam bir kaos olacağı da kesin tabii bu arada) ama hiç de öyle değil. ASDA’da sadece dört adet self-check-out var. Tesco ve diğer süpermarketlerde de böyle en fazla on self-checkout kurulmuş durumda son iki senedir. Zamanla müşterileri alıştırır, personelin yarısından kurtuluruz anlayışı pek işleyecek gibi görülmüyor.

Hiç bir işe yaramasa bile, hatta, yapacağı işe yardımcı olması gereken bir aleti kullanırken, o işi yapacağı süre ve çabadan çok daha fazlasını harcasa bile, bazı insanların yeni çıkan bir teknolojiyi kullanırken görülmekten belli bir hoşnutluk duyduğu gerçek. Ama, böyle birileri çıkar gelir diye süpermarketler sistemlerini değiştirir mi? Sanmıyorum. Süpermarketlerin birbirlerini taklit ettikleri de doğru. Tesco ve Sainsbury’de varsa ASDA’da da olmalı elbet. Kimse teknolojinin gerisinde kalmış gibi görülmek istemez. Ama o zaman ilk defa uygulamaya konulduktan sonra bir faydası olmadığı görülen bu sistem neden bu kadar yaygınlaşsın ki?

Bana yardıma gelen mobil-kasiyer benim bu garip sorularımdan kafası iyice karışmış bir halde, nakit ödeyeceğim dememe rağmen, ‘kredi kart’ bölümüne yanlışlıkla dokunması sonucu, bir türlü bir önceki sayfaya geçmeyen bilgisayarı “ikna etmek” için kredi kartımı istiyor. “Kartınızdan para almayacağım, sadece bir önceki “emri” iptal ettirmek için bir kredi kartına ihitiyacım var.” diyor, kartımı veriyorum. Yaptığı bu yanlışlıktan özür dilerken normalde iki dakika sürmesi gereken tüm bu işlemler on dakikaya aşıyor.

“Senin de gördüğün gibi ödemeyi pek hızlandırdığı söylenemez, neden işlemeyen bir sistemi yerleştirdiler.” diye tekrar soruyorum. ‘Müşteri her zaman haklıdır’ kuralının sınırını geçmiş olmalıyım ki, artık biraz sinirlenen mobil-kasiyer, “Gördüğüm kadarıyla bu sistemden herkes memnun, eğer kendinizi rahat hissetmiyorsanız, diğer kasalara gidebilirsiniz.” diye kestirip atıyor. Dediği doğru, eski sistemle çalışan kasalara gidebilirim. Bir süre daha izliyorum, Cuma akşamının, bir an önce alışverişi bitirip eve gideyim diyen kalabalığını. Self-checkout önünde bekleyen kuyruk, diğerlerinden daha uzun. Bunun bir tek anlamı olabilir, mobil-kasiyer haklı; insanlar hoşnut bu yeni sistemden. Daha uzun süre beklemek pahasına bile olsa bu yeni self-checkout sistemini kullanmayı tercih ediyorlar.

Acaba, self-checkout’un insanları böylesine çeken yanı ‘kontrol’ mu?

Yaşamlarında giderek kontrolü yitiren insanlar, süpermarkette bile olsa, bir an için kontrolün kendi ellerine verilmesinden duydukları çocukça bir sevinç mi bu? İş yerinde, yolda, alışveriş ederken, eğlenirken, eve girerken, çıkarken sürekli CCTV kameraları tarafından izlenmenin, bireylerin özel yaşamlarındaki tüm zevklerin, nefretlerin, kızgınlıkların, hobilerin, takıntıların sürekli olarak birileri tarafından not edildiği bir toplumda, bir an için bile olsa, “O” kontrolün bir parçası olmanın ekstazı mı?


 

BİR CEVAP BIRAK