İNGİLTERE’DEN… Kıyıdaki yaşamlar

İNGİLTERE’DEN… Kıyıdaki yaşamlar

0
PAYLAŞ

Deliydik divane olduk,
Pervaneydik ateş olduk,
Yoktuk var olduk…

15. yüzyılda yaşamış olan Vefa’lı Musliheddin Mustafa böyle demiş o yıllarda. İstanbul’daki Vefa semtine, yaptırdığı külliyeden ötürü adını veren diğer adıda  Şeyh Vefa Efendi olan Musliheddin Mustafa, Fatih Sultan Mehmet ve onun ardından Sultan II.Beyazıt döneminin ileri gelen alimlerinden biridir.

Binlerce yıllık geçmişinde, nice derin bilgeler, alimler, filozoflar yetişmiştir Anadolu topraklarında. Bu bilgeler, alimler ve filozofların yarattığı felsefeler, çok uzun soluklu olmuş, çok büyük etkiler yaratmış ve en nihayetinde de Anadolu kültür mozayiğinin eşsiz renklerini oluşturmuşlardır.

Acı ve bilgelikle yoğrulmuş bu derin akımlara baktığımızda kendimizden de birşeyler görebilmemiz mümkündür her zaman için. Çünkü hayattaki en temel amacımız varoluşumuzu tanımlamak, ruhumuzun derinliklerine inmek ve kendimizi nasıl var ettiğimizin yolunu bulmaktır. 

Öyleyse bu noktada çok uzaklara gitmemize gerek kalmaz zaten. Çünkü acı hep bizimledir. Acı hep yanıbaşımızdadır ve o bizi yüceltir. O bizi olgunlaştırır. O bizi var eder. O bize kimlik verir ve o bizi biz yapar. Özgürleştirir. Böylece düşünmesini de öğreniriz. Böylece sevmesini de öğreniriz…

 Bir başka büyük bilge ise “zaman tüm acıları dindirir” derken, zamanın aslında yaraları iyileştirdiğini, ancak hiçbir zaman unutturmadığının çok iyi bilincindeydi mutlaka. Tıpkı yüzlerdeki izler gibi. Tıpkı gözlerdeki gölgeler gibi. Tıpkı düşlerdeki ateş gibi. Tıpkı kanatan kelimeler gibi. Tıpkı kıyıdaki yaşamlar gibi.

Zaman, ah o geçmek bilmeyen zaman! O saatleri durduran zaman…’Biraz olsun yüreğim ferahlasa ne olurdu?’ dediğimiz zaman.  “Biraz olsun unutabilsem, biraz kendime gelebilsem…” Öyle anlarda yaşam, üzerimize bir yanardağ gibi lavlarını boşaltır. Öyle anlarda kızgın lavlar, bizi yakmak istercesine yüreğimize akar.  Ve öyle anlarda yaşama umudunu tüketir insan. Öyle anlarda uzun geçen gecelerde uykuya kandıramaz gözlerini insan. Avutamaz yüreğini… 

Öyle anlarda düşer insan. Düşer kentler. Susar gece. Eller unutur. Kulaklar duymaz. Su basar her yanını. Sonsuz bir suç olursun. Sonsuz bir yorgunluk olursun. Sonsuz bir kayboluş. Beyin bedenden düşer. Öyle anlardır işte unutamazsın… Unutamazsın… Unutamazsın…

O’nu yıllar önce kalabalığın arasında gördüğüm o an…  O derin, yeşil, anlamlı bakışlarla karşılaştığım an.  Bir sokak köpeğinin hüznüyle ölebiliceğimizi düşündüğüm an. Yağmur kokunla sınırsız maviliklere uçtuğumuz an. Ve binlerce yıllık sevgimiz. İnatla, gururla, acıyla yoğrulan günlerimiz. Acı-tatlı günlerimiz. Sevgiyle daha nice yıllara derken ve iki gövdede yaşayan tek ruh gibiyken birden sahneye çıkan asıl o ‘olgunlaşmamış ruhlarımız’. Ve ayrılık.Ve hüsran. Ve acı…Karanlık. Gece. Sonra kalabalık ve yıldızların en iyi dostlarım oluşu. Zamanın ne kadar acımasız olduğununu gördüğüm o an. Güçlü olmayı denerken bunun sadece kendini kandırmanın bir başka adı olduğunu anladığım o an.

Ve böyle anlarda yaşamak için ümidi kalmaz insanın. Herşeyin bir rüyadan ibaret olmasını istersin. Uyumak ve uyandığında herşeyin geçmiş olmasını istersin. Ama nafile. Uyanırsın ve derin bir nefes alırsın sonra acılarınla başbaşa kalırsın yine. Ve o anda daha çok acı çekmeye başlarsın. Yaşamı bir anda tüketmek bile geçer aklında…

Ama yaşamak zorundasındır, bununla yüzleşmek zorundasındır. Bununla yaşamasını öğrenmek zorundasındır… İşte o anda bir dost eli hemen yanıbaşımızda belirir. Ve “Vefa”lı bir dost, seni düştüğün yerden çıkarır.

Hayatın bazen acımasız olduğunu hatırlatır o dost sana. Herşey istediğin gibi gitmez bazen ve sen acını kalbine gömüp yoluna devam etmeye çalışırsın yeniden. 

Ve ben de öyle yaptım. Acımı sonsuz bir yalnızlığın derinliğine gömdüm, sonra da “zaman en iyi ilaçtır” diyerek yoluma devam etmeye çalışıyorum.

Ama resmini yırtmadım asla. Gülüşün duruyor hala gözlerimde. Acı bir şarkı kabul ettim gidişini. Ve büyük harflerde adını yazıyorum bütün geçtiğimiz karanlık sokaklara. Gün gelir yeniden kavuşur ve neonlarda yeniden eriyip gideriz diye bekliyorum hala seni. 
 
Deliydik divane olduk,
Pervaneydik ateş olduk,
Yoktuk var olduk.

BİR CEVAP BIRAK