İNGİLTERE’DEN… İşler sadece daha kötüye gitti

“Things Can Only Get Better. …” “İşler sadece iyiye gidecek”: ‘Üçüncü Yol’cu Tony Blair ve İşçi Partisi’ni 1997 yılında büyük bir zaferle iktidara taşıyan seçim sloganıydı bu. İngiltere Başbakanı Tony  Blair, on yıllık iktidar döneminin  sonunda İşçi Partisi liderliğinden ayrılacağını resmi olarak açıkladı:Merakla beklenen veda tarihi 27 Haziran.

200 yıla yakın süre içinde İngiltere’nin en genç Başbakanı ünvanına sahipti 43 yaşındaki Tony Blair muhafazakarların skandallarla dolu 18 yıllık iktidarına son vermişti.  Karizmatik görünümü, enerjik yapısı ve sıradan bir aile babası imajıyla, İngiltere siyasetine taze bir soluk getirmiş, ülkenin geleceğine güvenle bakmasını sağlamıştı…

10 yıllık sürece bir göz atınca, zaman içinde bu umudun nasıl bir hayal kırıklığına dönüştüğünü de görürüz.

İşçi Partisi iktidara gelmeden önce seçim manifestosunda öncelikli olarak  “ethical foreign policy” kavramı öne çıkıyordu. Yani dış politikada evrensel insan haklarını merkeze alan bir siyaset yürütecekti Blair’in İşçi Partisi. Bunun kapsamında silah ticaretinin kontrol altına alınması, anti demokratik ülkelerle yapılan ticaretin yeniden gözden geçirilmesi, AIDS’le mücadele de Afrika ülkelerine daha fazla destek olunması, yoksullukla ve açlıkla mücadeleye daha fazla  kaynak ayrılması, küresel ısınma ve çevre sorunlarına yönelik politikaların yeniden gözden geçirilmesi gibi konular öncelikliydi…

Oysa İşçi Partisi iktidara geldikten kısa bir süre bir sonra  Endonezya, Sri Lanka ve Suudi Arabistan’la silah pazarlığına oturduğu ortaya çıktı. İngiltere’nin silah sattığı ülkeler arasında polisin ateşli silahlarla yılda ortalama 200 kişiyi öldürdüğü Jamaika’da vardı.

Sonrasında ise Irak işgalinde uluslararası antlaşmaları ve BM’i dahi göz ardı ederek ABD’ye yaptığı askeri destek geldi.

Irak işgaline karşı milyonlarca kişi sokaklara dökülüp ‘savaşa hayır’ derken, hatta savaş başlamadan açıklanan istihbarat raporunda, Saddam Hüseyin’in askeri tehdit oluşturduğuna dair bilgilerin abartıldığı ortaya çıkmasına rağmen Blair, ABD ile omuz omuza savaşa girmeyi göze aldı. Irak savaşı sonrası muhalefet Blair’i, “Bush’un fino köpeği’ diye adlandırdı.

Ve Blair’in uyguladığı dış politikaların yol açtığı Londra’nın ulaşım sistemini hedef alan saldırılar sonucu 52 kişi hayatını kaybetmesi, 700 kadar kişinin de yaralanması.  Ancak Blair, saldırılara uyguladığı dış politikaların neden olduğu yolundaki tüm suçlamaları her zamanki gibi reddetti.

İngiltere’nin son yıllarda sosyal devlet anlayışındaki en büyük sapması olarak gösterilen öğrenci harçları uygulaması yine Blair hükümetinin önemli icraatlarından biri olarak gösterilebilir.  Başbakan Tony Blair devletin Yüksek öğrenime katkısının azaltarak, bunun yerine üniversitede okuyan öğrenciler ile çalışanların eğitime daha fazla katkı da bulunacağı uygulamayı yürürlüğe soktu. Bu kısacası üniversitelerin paralı hale getirilmesi demek oluyordu. Bu doğrultuda üniversite de okuyan her öğrenci yılda yaklaşık 3000 Sterlin tutarında harç ödemeye başladı. Yani parayı bastıran üniversitede okuyabilecek. Parayı bastıramayan ise yaklaşık 20 bin Sterlin borçlanmayı göze alarak mezun olacat veya mezun olduktan sonra canını dişine takarak yıllarca çalışıp bu borcunu ödeyebilecek.    
 
Bir başka tartışmalı Blair icraatı ise kimlik kartı taşınması kararı oldu. İngiliz Avam Kamarası tüm muhalefete ve karşı çıkışlara rağmen zorunlu kimlik kartı taşınmasını öngören yasa tasarısını kabul etti.  2008 yılında uygulanmaya başlanacak olan zorunlu kimlik kartı uygulaması İngiltere’de devlet ve yurttaş ilişkilerine de yeni bir boyut kazandıracak.

Yabancılar için de pek parlak sayılmaz 10 yıllık dönem. Sürekli değişen göçmen yasaları. Sığınma hakkının tamamen ortadan kaldırılması. Göçmenlerin hedef tahtası haline gelmesi ve ardından artan ırkçılık Blair döneminin mirasları arasında. Mülteci Tutukevleri, yada ‘Detention Centre’ları bilmeyen ve duymayan kalmadı. İngiltere’deki insan hakları örgütleri ‘İngiltere’nin 21. yüzyıldaki utancı’ olarak kaydediyor bu uygulamayı.  Mülteci Kampları olarak da bilinen bu merkezlerde yaklaşık 3 bin kişi, herhangi bir suç işlemeden, yargı önüne dahi çıkarılmadan ve ne zamana kadar orada kalacaklarını dahi bilmeden tutulmaya devam ediliyor.

23-25 Nisan tarihinde YouGov Plc tarafından yapılan anket sonuçlarına göre ankete katılanların yüzde 54’ü Blair’in ‘hayalkırıklığı’ yarattığını, yüzde 48’i ise işlerin daha kötüye gittiğine inanıyor. Gelişme olduğuna inananların oranı ise yüzde 26.

İngiltere tarihinde hiçbir politik lider Tony Blair kadar ‘yüz karası’ olarak anılmadı. İngiltere’nin edebiyattaki gururu olan ve Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Harold Pinter daha ileri giderek, “Tony Blair Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanmalı” şeklinde konuşmuştu. Yine geçtiğimiz yıl yapılan bir anket sonucuna göre halkın yüzde 80’inden fazlası Blair’e ‘yalancı’ gözüyle bakıyor. Yine halkın yüzde 82’si Londra saldırılarının ana sebebi olarak Blair’in dış politika uygulamasını görüyor. Halkın yüzde 72’si ise ülkeyi terörizmin hedefi haline getirdiğini söylüyor. Halkın dörtte üçü  Blair’in sadece zengini daha zengin yaptığına inanıyor. Bunlar sadece 10 yıllık Blair sürecinde işlerin nasıl daha kötüye gittiğinin bazı göstergeleri.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.