İNGİLTERE’DEN… ‘Ne Mutsuz İngilizim Diyene’

Modern İngilizlerin bir özellikleri var: İngiliz olmaktan utanmak.

Tabii ‘İngiliz’ değince bütün milleti kasdetmiyorum.   Normal sokakda gördüğünüz, dükkanda görüştüğünüz, pub’a giderseniz pub’da içen İngiliz’den bahsetmiyorum.  Onlar tabii ki normal, vatanperver. 

Ama kendini entelektüel diye bilen İngiliz’den gani gani bahsediyorum.   Maalesef bir çok İngiliz gazeteciden, öğretmenden, milletvekilinden, hatta kabine üyesi bakandan bahsediyorum. 

Çünkü İngilizliğinden utanır.  İngiliz pasaportundan utanır.   İngiliz tarihinden utanır. 

Mesela İngiltere’nin eski sömürgesi Hindistan’da okullarda öğretilen tarih, İngiliz İmparatorluk senelerinin iyi taraflarını hiç korkmadan anlatır.   Tabii ki hepimiz biliyoruz, derler Hintli öğretmenler, egemenlik daha iyi, ama İngiliz İmparatorluğu zamanında Hindistan’da bir çok besbelli iyi şeyler gördük, buraya kendini düşünmiyen, bizim iyiliğimizi düşünen bir çok İngiliz geldi, aramızda yaşadı, çalıştı, öldü, bize önemleri bu güne kadar devam eden şeyler öğrettiler, iyi ettiler, aferin onlara, diye anlatırlar öğrencilerine.

Halbuki İngiltere’nin kendisinde okullarda İngiliz çocuklarına öğretilen tarihde, Hindistan’daki İngiliz İmparatorluğu yüzde yüz kötü, fena, utanılacak bir safha diye anlatılır.  

New Yorker mecmuası geçenlerde bunu anlatmak için güzel bir yol buldu.   Hani Almanların bir kelimesi var, ‘Schadenfreude’, yani başkaların belaya girdiklerinden gizlice kıkırdayıp memnun olmak.  Ancak New Yorker’a göre, İngiliz entelektüellerinin tuhaf Schadenfreude’si, başka milletlerin belalarından değil, kendi İngiliz vatandaşlarının belalarından memnun olmak.   Yani “Selbst-Schadenfreude”.

İngilizlerin kendileri, aynı şeye ‘post-colonial guilt’, yani kolonializmden sonra gelen suçluluk hissi, derler.

Bu suçluluk hissini işte görmek için bir de göçmenlere bakın.

İngiltere hariç, Batı ülkelerinin topraklarına varan göçmenlere gösterilen muamele, Amerika’da 19uncu Asırda ortaya konulmuş, tesbit edilmiş, denenmiş, her taraf tarafından beğenilmiş yahut hiç olmazsa kabul edilmiş, bu güne kadar pek değişmemiş bir sistem.  

“Ülkemize hoş geldiniz,” derler.   “Bayrağımız bu, kılığımız şu, kurallarımız bunlar, sizden beklediklerimiz şunlar.   Aramızda yerleşip yaşamak istiyorsanız, bizim gibi yaşamanızı bekliyoruz.”

Dediğim gibi, İngiltere hariç.  

Çünkü İngiliz entelektüelleri göçmenlere öyle bir karşılayış vermeği kabul edemezler.   Onların da İngiltere’ye gelen göçmene dedikleri, tabii ki değişikdir.  

“Ülkemize hos geldiniz,” diye başlarlar.   Ama hemen afallarlar.   “Ülkemize mi dedim, özür dilerim, kendi ülkenize hoş geldiniz, burası bizim kadar sizindir.  Çünkü İngiliz İmparatorluğu vardı ama şimdi ondan çok utanıyoruz, yani biz başka ülkelere gittik, istila ettik, şimdi bize oh olsun, yabancılar gelip buralarını bizden alıyorlar.   Bayrağımız bu ama bayrağımızdan utanıyoruz, hemen indirelim, görmeyin, gözlerinizi rahatsız etmesin.  

Ama her nedense, göçmenler böyle düşünen entellektüellerin oturdukları mahallelere yerleşmiyorlar.   Yerleşemiyorlar.  Komşu olamıyorlar.  Çünkü oraları pahalı yerler, kiralarını, ev fiyatlarını göçmenler beceremiyorlar.

Nihayet, nihayet, 2007 yılının sonu yaklaştıkca, İngiltere’de protestolar başlıyor.   Mesela, İngiliz hastaneleri, Tony Blair’in Irak ve Afganistan harplerinde yaralanan ve yatan askerleri ziyaret etmek isteyen İngiliz askerlerine, üniforma giymeyi yasak ediyor.  

Neden?   Hastanede göçmen olabilirmiş, İngiliz askeri üniforması göçmeni rahatsız edebilirmiş.   Ondan.  

İşte böyle inanılmaz fakat hakiki saçmalıklara karşı protestolar başlıyor.

Nihayet.

_______________

* Yazarımız Namık Kemal’in torunun torunudur…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.