İNGİLTERE’DEN… Ne? Türkler Avrupalı mı?

Ankara’da İlkokulumda, taa o seneler evvel, kolaydı. Türküm, doğruyum, çalışkanım…Ne mutlu Türküm diyene….

Ne güzel. Ne doğru.   Ne basit.

Ondan sonra İngiltere’ye gönderildim. Yatılı okul.   Ondan sonra Oxford. Ondan da sonra Londra’da yaşam.

Bilmem başka ne öğrendim, ama şunu iyice öğrendim, bunların çoğuTürkün ne olduğunu bilmiyorlar.

Bazıları bilmek istemiyorlar. Bir çoğu da, bildiklerini zannediyorlar, ama yanlış biliyorlar.

İngiltere’de Türklerin Arap olmadıklarını, Araplarla hiçbir ırkî ilişkileri olmadığını,  anlattığım her kere bana bir sterling verilseydi, çoktan zengin olmuştum.
 
Çoktan da, dersimi öğrendim, başkalarına bırakmam, ben anlatırım.

Ve hemen şaşırtırım.   Örneğin o Türk-Arap konusunda.  

Bir İngiliz bana inanmaz gibi görünürse, “Benim gözümde Türk ve Arap aynı, aralarında fark yok” derse, bende: “Aynı hatayı 1915 senesinde Winston Churchill, İngiltere’nin Milli Savunma Bakanı’yken yapmıştı” derim.  

“Gelibolu Yarımadasını istila etmeye çalıştı.   Ordusu 250,000 kayıp verdikten sonra baktı ve anladı ki, bu Türkler sahiden değişikmiş.”
  
Ama genellikle, tabii, harp filan konuşmam.   En basit sorunlarla başlarım.  
Ve böyle de ilgi çekerim.

“Türklerin Avrupa’da iki akraba milletleri var,” derim.   “Macarlar ve Finler, yani Finlandiyalılar.”

Bir çok kere, önümdeki İngiliz afallar.  “Macar mı?  Nasıl olur?” der. “Macarlar Avrupalı, yani ne diyorsunuz, Türkler de Avrupalı mı diyorsunuz? der. 

“Ayıp değilse, ne biçim akraba?   Nasıl olur?” diye sorar bazıları.

Ben de: “Nasıl olur mu?  Çok kolay olur,” diye cevap veririm. 

“Tarih mi istiyorsunuz?” derim. 

“Efendim, tarihte, Türkler ve Macarlar, kardeş millet olarak yola çıkmışlardı.   Türkler ve Macarlar, Orta Asyadan aynı zamanda yola çıkıp, Batı’ya doğru göç etmişlerdi.   Taa bin sene evvel, Macarlar Hazer Deniz’inin kuzeyinden, Türkler Hazer Deniz’inin güneyinden geçtiler.”  

“Yoksa dil mi istiyorsunuz?” derim. 

“Macarca ve Türkce birbirine benzeyen dillerdir.  Bir çok yerde aynı kelimeler, aynı gramer var.   Mesela cebinizde çok elma olduğunu dünyaya bildirmek isterseniz, her iki dilde aynı cümleyi kullanırsınız.”

O “Cebimde çok elma var” cümlesi saçma bir cümle gibi görünebilir.   Ama dil bakımından, yani filoloji bakımından, Türkce ve Macarca’nin aynı menba’dan geldiklerini gösteriyor.  

Yani fiilin cümlenin sonunda olması, “possessive”lerin “cebimde” gibi bir kelimenin sonunda yer alması, İngilizcede “in my pocket”, Fransızca’da “dans ma poche” gibi kelimeden evvel yer alan ayrı kelime olmadıkları önemli. 

Yani tabii ki cebinizde elma olup olmaması hic önemli değil, ama Türklerin Avrupalı olduklarını ispat eden o iki cümlenin Türkce ve Macarca aynı olmaları çok önemli.

Butun bunları dinleyen İngiliz, bazen hemen kabul eder.  

Ama bazen, kızmaya başlar.

“Peki anladık” der.  

“Öyle olsun yahu, bilmiyordum, bana bir şey öğrettiniz” der.   “Aferin size.   Ama şimdi ben size başka bir soru sorayım.   Macarlar kendilerine baksınlar, elmalarından bıktım bile.  Türklerin daha yakın komşuları var.   Rumlar var.   Hele Ermeniler var.   Türkler onlara dokundu mu, dokunmadı mi, ne dersiniz?”

Bu soruya cevabımı da İngiltere’de seneler provasıyla öğrendim.

Gelecek yazımda anlatırım.

_______________

* Açık Gazete yazar ailesine yeni katılan Osman Streater, İngiltere’de uzun yıllar reklam sektöründe çalıştı. En büyük özelliği ise tek başına Türkiye için etkin bir lobi faliyeti sürdürmesi… Yazarımızın büyük büyük dedesi Namık Kemal, 1868’de Londra’da sürgündeyken Hürriyet’i çıkarmıştı. Açık Gazete günümüzde yine Londra’dan ve yine aynı sevdayla çıkıyor…  Streater’e hoşgeldiniz diyoruz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.