İNGİLTERE’DEN… Nükleerlesekde mi üretsek, yoksa…

Ingiltere önemli bir konuyu tartışıyor: Enerji politikası…

Enerji çok önemli bir konu. Sonuçta medeniyetin en temel taşlarından birisi. Ne kadar enerji üretip, faydalı bir şekilde harcayabilirsek o kadar yaşam kalitemiz yükseliyor aslında… Ama öyle bir noktaya gelindi ki, artık “nasıl olursa olsun üretelim” denemiyor. En etkin enerji politikasını tasarlayabilmek için konunun çevresel, sosyo-ekonomik ve uluslararası boyutunu da ele almak gerekiyor…

Önce sorunu tanımlayalım: Günümüzde Ingiltere ihtiyaç duyduğu enerjinin yüzde yirmisini nükleer reaktörlerden, yüzde otuzüçünü kömür, yüzde kırkını doğal gaz terminallerinden, sadece yüzde dördünü ise rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklardan karşılıyor. Türkiye’nin aksine hidroelektrik üretimi burada yok denecek kadar az…

Ülkedeki nükleer santraller yaşlanıyor. Eğer yenileri yapılmazsa 2023 yılına kadar biri hariç bütün nükleer santraller devre dışı kalacak. Öte yandan İngiltere çevresel etkilerden dolayı kömürle çalışan santrallerin de kullanımını sınırlamak zorunda; karbon gazlarının emisyonunu 2050 yılına kadar yarıyarıya azalmakla yükümlüler… Bu durumda Ingiltere 2020 yılında enerji ihtiyacının yüzde almıştan fazlasını doğal gazla çalışan santrallerden karşılayacak.

Gümüzde yüzde kırk, onbeş yıl sonra yüzde altmış… Bu mu yani bütün sorun?

Hayır, işin bir başka boyutu daha var: Günümüzde bu santralleri çalıştıran gaz İngiltere’nin kendi karasularından, Kuzey Denizinde’ki platformlardan geliyor. Ancak yakın bir gelecekte Kuzey Denizinde’ki gaz kaynaklarının tükeneceği biliniyor. Yani günümüzde İngiltere için kendi kaynağı olan gaz, onbeş yıl sonra dünyanın en çalkantılı, politik açıdan en belirsiz bölgelerinden ithal etmek zorunda kalacağı çok değerli ve stratejik bir kaynağa dönüşecek…

İşin ekonomik boyutu aşikar. Ama önemli olan işin stratejik yanı: Üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk günlerinden beri enerji kaynaklarını hep kendi kontrolü altında tutmuş İngiltere yakın bir gelecekte enerji üretimi gibi en kritik, en stratejik konuda kendini üzerinde çok da fazla direk kontrolü olmayan dış dünyaya karşı bağımlı bir halde bulacak…

İşin aciliyeti ise bir nükleer santralin devreye girmesinin on yıl sürmesinden kaynaklanıyor. Yani önümüzdeki birkaç yıl içinde enerji politikası netleşmezse 2020 yılında enerji krizi kaçınılmaz olacak İngiltere için…

İşte pek dile getirilmese de nükleer enerji tartışmalarının temelinde yatan en önemli faktör bu…

Biraz da nükleer enerjiden bahsedelim. Güvenli mi değil mi? İşin doğrusu kimse net bir cevap veremiyor bu soruya… Güvenli olduğu yönünde yüzlerce makele, yayın, rapor, konuşma var… Eğer gerçekten güvenliyse neden bu kadar çok değerli beyin hala kamuoyunu ikna etmeye çalışıyor? Şüphelenmemek elde değil. Ama tabii ki biz de işin uzmanı değiliz, onun için bir yorum yapamıyoruz. Ama bilinen gerçek, başta Fransa, Finlandiya gibi yaşam kalitesinin yüksek olduğu, demokrasinin iyi işlediği kabul edilen, vatandaşına değer veren ve halkın eğitim seviyesinin yüksek olduğu birçok ülkede nükleer santraller enerji üretiminde en büyük payı alıyor. Hatta halen Finlandiya beşinci santralini inşaa ediyor… Kötü birşey olsa yapmazlardı değil mi???

Maaliyet boyuntunda da nükleer enerji avantajlı görünüyor: Mart 2004 fiyatları ile bütün masraflar (sermayenin maaliyeti, finansman, amortisman, bakım, kontrol, operasyon, atık maaliyetleri, vesaire) dahil nükleer santrallerde üretilen enerjinin maaliyeti her MWh için 23 pens. Gaz 22, rüzgar gibi alternatif kaynatlar 37 ile 54 pens arasında değişiyor.

Çevresel açıdan da nükleer, bir kazaya kurban gitmedikçe çok avantajlı gözüküyor: Santralin inşaasından, en son atık yakıtın ortadan kaldırılmasına kadar bütün aşamalar işin içine dahil edilse bile atmosfere dağılan zararlı gazlar (özellikle karbon türevleri) açısından nükleer teknolojinin ortaya çıkardığı emisyon gazla çalışan santrallerin yirmide biri, kömür ile çalışanların ise altmışta biri… Yani eğer küresel ısınma gerçekten varsa (ki bir türü aslında ispat edilmiş değil, bkz “State of Fear”, Michael Crichton), hatta küresel ısınmanın karbon gazlarından oluştuğuna inanılıyorsa, o zaman kesinlikle nükleer teknolojinin tercih edilmesi gerekiyor…

Nükleer enerjinin bir de ulusal güvenlik boyutu var: Dünyada nükleer teknolojiye sahip çok az sayıda ülke var. Ve Batı Dünya’sı “nükleer klübüne” yeni bir üye gelmemesi için elinden geleni yapıyor. Nükleer silahlanmaya bir aşama teşkil edebileceği endişesi ile nükleer enerjiye yönelen bütün ülkelerin önüne, belki de haklı nedenlerle, birçok engel çıkarılıyor. Bu konuya yatırım yapan Iran’a karşı Batı Dünya’sının tavrı ortada…

İşte özetle konuyu şekillendiren faktörler bunlar… Önemli bir konu. Nasıl şekilleneceğini ise zamanla göreceğiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.