İNGİLTERE’DEN… N’olacak bu İngiltere’nin hali?

N’olacak İngiltere’nin bu hali? İngiltere’de bu soruyu sorsak da dış politika satrancında en fazla hamleyi önceden bilme yetilerinden dolayı sihirbaz Hudini gibi bir yolunu bulacaklarını düşünürüz…

İngiltere’de yaşayan bir işadamı olarak İngiltere-AB ilişkilerine değinmek istiyorum. Ne de olsa bu ilişki hâlâ başkanlığını sürdürdüğüm Tekstil İşverenleri Derneği’ni direk etkilemiş onbinlerce Türk çalışanı işsiz kılmıştı. (İşsizlerin konumuna bir başka yazımda değinmek istiyorum…)

İşçi Partisi üçüncü dönemde de seçimleri kazanarak iktidara geldi. Lider Tony Blair’in bu dönemin ikinci yarısında koltuğunu Maliye Bakanı Gordon Brown’a bırakarak bir sonraki seçimlere dopingli olarak girmeye çalışacağı söylenebilir. Tabii, İşçi Partisi’nin tekrar iktidara gelmesi yalnız Brown’a bağlı değil. İşçi Partisi’nce verilen sözler tutulmalı ayrıca ülke ekonomisi ve küresel şartlarda olumsuz değişikliklerin olmaması gerekiyor.

Tony Blair geçen seçimlere hazırlanırken İngiltere AB Anayasası için referandum sözü vermişti. Fransa’nın referandumunda ‘Hayır’ çıkarsa İngiltere referanduma gitme gereği duymayacaktır. Fransa’da “Evet” çıkarsa İngiltere referanduma gidecek ve büyük olasılıkla da “Hayır” çıkacaktır…

İngiltere, AET’nin ilk kurucularından olmasına karşın İngiltere’deki ekonomik kriz dönemi 1980’lerin sonunda Para Birimi’nden ayrılmıştı. O dönemde AB ortaklığından 7 milyar Sterlin yitiren İngiltere şimdi yoğurdu üfleyerek yiyor. Bir başka deyişle AB’nin içinde dönem başkanlığı üstlenecek kadar içinde ama pek çok karara “ben katılmam şerh”i koyacak ve kendisini Para Birliği’ni uygulamayacak kadar da dışında tutmayı beceriyor.

Yıllar önce bir resepsiyonda Türkiye’nin Londra Büyükelçisi’nin de katıldığı bir sohbette o dönemin muhafazakar lideri William Hague’a AB ile ilişkilerini sormuştum. Hague aynı soruyu bana sordu. Benim de şairliğim yine üzerimdeydi o gece “We want to be in Europe but We don’t want to be run by Europe – Avrupa’yı istiyoruz ama Avrupa’ca yönlendirilmeyi değil ” demiştim… Hauge bu sözü tekrarlattırmış ve “Çok iyi… Bizim de görüşümüzü dile getirdiniz” demişti. Mütevazılık yapmadan ekleyeyim Muhafazakarlar bir sonraki seçim kampanyasında benim yani sosyal demokrat bir göçmen işadamının sözünü kullandılar…

AB’de alınacak bir kararı Yokshire’da bir köyde uygulamak çok zordur. Türkiye’nin Latin kökenli AB’ye belki İngiltere’den daha çabuk uyum sağlayabileceğini söylersek yanılmayız. Çünkü İngilizler değişime kapalı ve muhafazakar bir kültüre sahipler. Londra’yı gezme şansı olanlar binalarından posta kutularına bu tutuculuklarını hemen farkederler. Zaten Britanya adası Avrupa kıtasında görülse de İngilizler (Türklerin tersine) kendilerini Avrupalı görmezler ve ana kıtadan sözederken de kendilerini dışarıda tutarak “Avrupa” ya da “Avrupalı” diye hitap ederler…

İngiltere’yi AB’ye arasında mesafe bırakan diğer nedenleri de şöyle sayabiliriz…

– POLİTİK: AET döneminde ekonomik birlik öndeydi. Şimdi siyasi ve kültürel bir birliği çatısında oluşturmaya çalışan AB, bunu başarmış değil. Zaten AB’yi oluşturan ülkeler, ABD’yi oluşturan eyaletler gibi homojen değil… İngiltere hâlâ kadim dostu ABD ile AB içinde farklı bir siyasi kanadı temsil ediyor. Irak’tan Kıbrıs’a kadar dünya politikasında siyaseti İngiltere üretiyor ve ABD’nin militarizmi (yine ABD’nin BM’yi yönlendirmesiyle) hayata geçiriyor. Bu gücünü, AB’nin siyasi çizgisine indirgeyeceğini düşünmek doğru olmaz gibime geliyor…

– ETKİNLİĞİ: AB içinde Almanya ve Fransa peşisıra İtalya motor gücünü oluşturuyor. İngiltere ilk sıralarda yer almasa da dışarıda kalarak yönlendirici gücünü artırıyor.

– EKONOMİK: Tekstil’de İngiliz kumaşı ve elbiseleri dünyaca ünlüydü. AB kararınca ulusal etiketler kalkınca İngiliz karkası da öldü. Tabii tekstil sektörünün Türklerin elinde olması faturayı biz göçmen işadamlarına ve işçilerimize ödettirdi… Şimdi dünyada üretilen kahveden bakıra her şeyin fiyatı Londra’da belirleniyor. İngiltere tekstilde yaptığı hata gibi elinde tuttuğu dünya “commodity market”i AB içinde eritmeye hiç mi hiç niyeti yok denilebilir.

– PARA BİRLİĞİ: Sterlin güçlü bir para birimi. Avrupa para birliğinden ayrılındığında 1 Sterlin neredeyse 1 dolara eşitlenecek biçimde değer yitirmişti. Sigortadan borsaya dünya para piyasasının kalbi Londra City’de atıyor… İngiltere bu gücünü de AB ile paylaşmak istemeyeceği düşünülebilir.

– AB İÇİNDE VERİMLİLİK: İngiltere ayrıca AB’ye üye olan İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Kuzey ülkeleri ile eski SSCB ülkelerinin Birliğe getirilerinden daha çok götürüsü olduğuna inanıyor. Krizdeki Almanya ve halkının yarısı AB’yi istemeyen Fransa’nın “Keşke biz de İngiltere gibi AB içinde dirsek temasında bulunsaydık” söylemiyle İngiltere’ye özendiğini söyleyebiliriz… “İngiltere’nin onaylanan bu konumundan vazgeçmesi daha zordur” denilebilir… 

– HALKIN İLGİSİ: Hani Türkiye’de muhalefet partileri ve basın (kendi gücünde Açık Gazete’yi dışında tutuyorum) AKP iktidarına muhalefet edemiyor ve neredeyse tek muhalefet AB’den geliyor… Hatta siyasi partiler bile AB’nin muhalefetine sığınıyor. Türkiye’de halkın AB’yi istemesinde anlaşılabilir bir yan da bu… Türk halkının bu ilgisi İngiltere’de yok tabi. Kendi muhalefetlerini kendileri yapma becerisindeki İngilizler, AB’ye çok kolay “Hayır” diyebileceği düşünülebilir.

Bu aşamada İngiltere’nin AB’ye daha fazla yakınlaşacak hali yok gibi…

İyi haftalar dileğiyle…

___________

* Akşahin: BABİK Yönetim Kurulu Başkanı ve Türk İngiliz Sanayi ve Ticaret Odası’nın Avrupa – Türkiye İlişkilerinden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi, Türk İşadamları Dernekleri Avrupa Federasyonu Başkan Yardımcısı ve İngiltere Temsilcisi, Açık Gazete Danışma Kurulu üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here