İNGİLTERE’DEN… Çürümüş bir şey var bu havada…

İNGİLTERE’DEN… Çürümüş bir şey var bu havada…

0
PAYLAŞ

Kartın ortasında bir bar kodu. CB20751.  Hükümlü Numarası 1965664. Doğum tarihi 5 Mart 1972.  Gözleri kapalı kirli sakallı bir adam resmi. Adamın kafasına bastıran bir el. Zorla çekilmiş olduğu anlaşılan bir fotoğraf. Altta bir telefon numarası. Tutuklulara verilen bir kimlik kartı bu. Resimdeki kirli sakallı kişinin adı ise Küçük Hüseyin Candemir…
Candemir’in suçu mu ne? O bir sığınmacı… Ülkeleri iyi yönetilmediği için umudu yurt dışında arayan on binlerce göçmenden biri.

İngiltere’ye dört yıl önce politik sığınma talebiyle başvurdu. Daha sonra başvurusu reddedildi. Yüksek Mahkemeye başvurdu. Yine ret cevabı aldı. Sonra 16 Şubat sabah erken saatlerde Göçmenlik Dairesi’ne bağlı ekipler aniden evini bastı. Tekme tokat alındı evinden. Zorla fotoğrafı çekildi. Bir araca bindirildi. Türkiye’ye gönderilmek üzere Colnbrook Detention Centre’ isimli mülteci kampına götürüldü.

Hüseyin Candemir’in artık tutunacak bir şeyi kalmamış orada. Bıkmıştı artık belirsizlikten. Bıkmıştı artık her an geri gönderilme korkusu yaşamaktan. İngiltere’de kalmayı sağlamak için her şeyi göze almıştı. Ölümü göze almıştı…

Tarih 27 Mart Pazartesi 2007. Ve yer Hillingdon Hastanesi. Yüzünde kibar, ürkek ve kederli bir ifade var Hüseyin Candemir’in. İp ince zayıf kalmış vücuduyla tir tir titriyor sesi. Elleri çok zayıf. Sesi çok zayıf. Bakışları çok derin. Sakalları uzun. Saçları karışık ve kirli. Doğrulmaya çalıştı bizleri görünce odasında. “Depresyonda” olduğunu düşünüyoruz hala diyor ağabeyi.  Psikolojik durumu iyi değil… Doktoru… onlara boş yatak lazım. “Çıkabilir, eve gidebilir..Daha iyi olacak” diye rahat rahat konuşuyor…

 Depresyonda benim vicdanım. Depresyonda beynim. Doktor çok rahat. Çevredeki hemşireler çok rahat. Espri yapıyorlar. Kebap yemekten bahsediyorlar.
Soru sormaktan korkuyorum. Ne soracağımı bilmiyorum. Sorular incitecek belki…
Yemek yiyebiliyor mu acaba? Yürüyebiliyor mu? Eyleminin vücudunda kalıcı izler bırakacağından haberdar mı? Peki ya  değer mi acaba buna? Soru soramıyorum. Soru sorma hakkını kendimde bulamıyorum. Susuyorum…

Sonra Hüseyin yavaş yavaş anlatmaya başlıyor yaşadıklarını.

“Sabah 6’da gelip aldılar evden. Zorla araca bindirdiler. Götürüldüğüm tarihten itibaren açlık grevine başladım. Rahatsızlıklarımdan dolayı beni özürlülerin tutulduğu bir hücreye kapattılar. Bacaklarımda ve belimde ağrılar vardı. Yere sağlam basamıyordum. Ancak koltuk değnekleriyle yürüyebiliyordum. Ama kararlı bir şekilde açlık grevine devam ettim. Talebim beni serbest bırakmaları ve Türkiye’ye geri göndermemeleriydi. İki hafta boyunca birkaç istisna dışında sıvı da almadım.  Her geçen gün zayıflıyor ve durumum daha da kötüye gidiyordu. Bana psikolojik işkence yapmaya başladılar. Görevliler sürekli hücremin önünde gürültü yapıyor, yüksek sesle müzik dinliyor ve beni yemek yemeye, içmeye zorluyorlardı. Bir şeyler yemediğim ve içmediğim içinde zaman zaman zorla yedirmeye çalışıyorlardı…”

Gel gitleri var konuşurken. Kendisiyle savaşır gibi hala. Çevresiyle savaşır gibi. Herkesten şüpheleniyor. 21 Mart tarihinde ağabeyi İbrahim Candemir’i aramış görevliler. “Beni iki hafta boyunca görüştürmediler. Sürekli bahaneler buluyorlardı. Telefona bile gelmesine izin vermiyorlardı. En sonunda bana ‘kardeşin kötü durumda, gel al’ dediler. O’nun durumunu görünce şok olmuştum. Tanınmaz bir haldeydi. Çok kötüydü. Hiç gücü kalmamış, çok zayıflamış ve psikolojik durumu da çok bozulmuştu. O’nu bu halde nasıl götürürüm diye sorduğumda ise, ‘bizim sorunumuz değil’ dediler. Sonra onu ambulans olmadan alamayacağımı söyledim. Bir gün sonra Hillingdon Hastanesi’ne götürüp bırakmışlar…”
Hüseyin Candemir’in doktoru açlık grevinden sonra uygulanan tedaviden sonra durumunun iyiye gittiğini ancak böbrekleriyle, ciğerlerinde hala sorunların devam ettiğini ve iyi bakılması gerektiğini söylüyor bu arada. Uzun süre açlık grevinde kalanlarda bazı sağlık sorunları kalıcı olabiliyor. Özellikle böbreklerde yaşanan sorunun kalıcı olma ihtimali yüksek.  İbrahim Candemir kardeşinin yeniden açlık grevine başlamasından korkuyor. “Bunun sonu ölüme kadar gider” diyor. Göçmenlik Dairesi yetkilileri Hüseyin Candemir’in 21 Nisan tarihinde yeniden imzaya gitmesi gerektiğini bildirmişler. 

Elleri çok zayıftı. Vücudu da öyle. Sonra bıraktık onu orda öylece. Kaldı tek başına. Doktoru bir gün sonra Hüseyin’i evine göndereceklerini söylediler…

Ve kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum arabayla geri dönerken Londra’ya. Kopup gidiyorum kendimden. Benliğimde başka bir ruh var. İçimde vicdanını rahatlatamayan bir ruh var.   Durmadan ağlayan bir ruh… Kısır bir döngüydü bu yaşananlar. Bu ülkede binlerce insan vardı bu şekilde olan. Avrupa’da on binlerce…  Daha iyi bir hayat, daha güzel bir gelecek için ailesinden, yurdundan, arkadaşlarından, kopup gelen ve göçmenlik trajedisini bu şekilde yaşayan insanlar.

Suçları neydi..?  Susuyorum. Derince bir iç çekiyorum. Araçlar geçiyor yanımızdan hızla. Onlarca, yüzlerce, binlerce araç. Onları izliyorum ve sonra görebildiğim, ulaşabildiğim her insana haykırmak istiyorum: Çürümüş bir şey var bu havada! Çürümüş bir şey var bu ülkede! çürümüş bir şey var bu dünyada!


 

BİR CEVAP BIRAK