İNGİLTERE’DEN… Seçim değerlendirmesi

Büyük Britanya’daki seçimler resmi sonuçlarıyla açıklandı. 8 yıldır  yönetimde bulunan İşçi Partisinin  diğer partilere göre milletvekili çoğunluğu düştü. Muhafzakar Parti 30 civarında Liberal Demokrat Parti de 10 civarında milletvekilliğini İşçi Partisinin elinden aldı.

İskoç Milli Partisi aynı oy oranıyla  2 milletvekili daha fazla çıkarırken Galler milli partisi1  milletvekili kaybetti.Bu arada  Respect adında yeni bir partiyle seçimlere giren İşçi Partisi eski Glasgow milletvekili George Galloway seçimlerin en büyük sürprizi ve mesajı haline geldi. İşçi Partisine karşı muhalefetin merkezi durumuna gelen Londra’nın  özellikle müslüman seçmenlerinin yaşadığı  Bethnel Green ve Bow seçim bölgesinden fundamentalist müslümanların ölüm tehdidine rağmen  İşçi Partisi adayına karşı milletvekili seçildi.
 
Genelde seçmenlerin Bay Blair’in liderliğindeki İşçi Partisi’ni Irak savaşına katılması ve orada oynadığı rolden dolayı cezalandırdığı açık bir şekilde  görüldü. Bu konuda  üç büyük parti içinde en düzenli savaş karşıtı tutumu benimseyen Liberal demokratlarda  tepki oylarının toplandığı adres oldu. Üç büyük parti içinde oylarını bir tek Liberaldemokratlar artırırken  Britanya siyasetine artık üçlü parti sisteminin debir olgu olarak  yerleştiğini de gösteriyordu. Aslında oy oranını artıramasa bile hem İşçi Partisinin düşük performansından hem de seçim sisteminin açıklarından dolayı Muhafazakar Parti de İşçi Partisinden parsa toplamış oldu.

Daha öncede Londra Türk radyosunda Açık Gazete adına katıldığım programlarda da açıkladığım gibi bu sonuçlar konunun erbabı için  şaşırtıcı değildi. İşçi Partisinin bir  uyarıya ihtiyacı vardı ve bu uyarı verildi. Keşke bu tepkinin hepsi  aynı çizgide toparlanabilseydi de ve meclise o ölçüde  güçlü yansıyabilseydi. Seçim sisteminin küçük partilere hayat hakkı tanımaması da sanki  evrensel bir  kural gibi Britanya da da kendini gösterdi. Ama düzen içi kurumlar  meşruiyetlerini savunmak için halkın çoğunluğunun katılması söyleminden de  güya vazgeçmiyorlar. Ama halk kendisini temsil etmeyen bir seçim yarışına niçin katılmıyor, bunu fazla hesaba  katan yok birkaç  bilim adamı dışında. Gerçi şimdi nispi temsil sistemini tartışmanın tam sırası Liberal eğilimli yayın organları bu konuyu bir süre işleyecek. İşin en ilginç yanı yabancı kökenliler arasında seçimlere  çok yüksek bir katılım var (yüzde  75-79). Bu durum genel seçimlere katılma oranı olan yüzde 61 ile karşılaştırıldığında oldukça önemli bir oran. Bu anlamda Restpect’in 1 milletvekilini meclise göndermesi azınlık grupların radikal  konumlarını yansıtmanın koşullarının olgunlaştığının nesnel bir göstergesi oluyor..

İki büyük Partinin derdi de seçimleri kazanmaktı.  Dolayısıyla seçmenlerin katılımıyla ilgili gerçekci tespitler onların pek umurunda değil. Yaptığımız mini anketinde gösterdiği gibi kendisini bu sistemin içinde görmeyen, temsil edildiğini hissetmeyen  seçmenlerin gerçek istekleri doğrultusunda hareket edilmedikçe Britanya’da demokrasinin işlediğinden  söz etmek boş laftan başka birşey değil. Düşünsenize postayla  8 milyon kişi oy  kullanmış. Burada  da ciddi hile iddiaları var. Ama hiçbir uluslararası kuruluş Britanya seçimlerine hile karıştı diye T. Blair’in işine karışmıyor. Söz konusu ülke  Asya eski Sovyetler Birliği üzerinde kurulan bir ülke ya da Ortadoğuda olsaydı bir devrim yaptırırlardı. Nerede Soros bey.. Britanya’da seçimlerin demokratik yapıldığını gözlemlemek için hiç para yatırılmadığı için burada demokrasiyle ilgilenen yok. Açık toplum  kuruluşlarımız nerede? Seçmenlerin yüzde 61’i oy kullandı diye seviniliyor.Çünkü bir önceki seçimlerde yüzde  59’luk bir katılım sağlanmıştı. Yüzde 61’lik bir katılıma ulaşmada seçmenlerin yüzde 30’nun postayla oy kullandığını ve binlerce, belki de onbinlerce sahte oy kullanımı vakasının olduğu nun ciddi gazetelerdeki haberler arasında yer aldığını da belirtelim.

T. Blair’in süresi biçilmiş bulunuyor. Muhafazakar Parti Parti liderinin seçim sonrası yenilgi gerekçesiyle istifa etmesi üzerine  Muhafazakarlar yeni bir yarışa giriyor.

Türk  adaylar meselesine gelince. Biri Muhafazakar Parti diğeri İşçi Partisinden İki  Türkçe  konuşan milletvekili adayımız oldu. Aslında her ikisininde seçilme şansı olmayan yerlerden  aday gösterildiğinin altını çizmeliyiz. Üstelik her ikisinin de Türk aday olarak  girdiği  halde Türkiyeliler ya da Türkçe konuşanlara ilişkin bir program maddelerinin olup olmadığı  pek gündeme getirilmedi.

Önümüzdeki seçimlerde buna daha fazla dikkat etmeliyiz. Ayrıca Türkçe konuşan toplumda dahil tüm yabancılara düşmanlık zemini yaratan bir partiden aday olmanın Türklükle ne ilgisi var. Adamlar bir yandan seni istemiyor bir yandan da git sen onlardan aday ol. Bu durumda  bir saygınlık görülmüyor.

“Seçimlerde Muhafazakarlar gelseydi ne olurdu?” diye sorarsanız yanıtını Muhafazakar lider M. Howard’ın “İşçi Partisiyle aramızda özünde bir fark yok” yanıtını hatırlatabilirim. Britanya İşverenler Derneği ve Britanya’nın ençok satan üç büyük sağcı gazetesi’ nin (the Sun ve The news of the world ve The Times) İşçi Partisini destekleme kararı alması da partiler arasında dikenli tel bulunmadığını gösteriyor.

Türkçe konuşan toplum olarak bu seçimlerdeki deneyimleri bir sonrakinde kullanmak üszere pek de iyi olmayan toplumsal hafızamıza yazmamız gerekiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here