İNGİLTERE’DEN… Sen ne şekersin!


Ya şu İngiliz politikacılar var ya az buz değiller hani. Politik gündemi biraz dikkatli izlediğinizde asla sizi karşısına alıp şövalye gibi meydan okumadıklarını görürsünüz… Konuşurken kelimeleri o kadar güzel seçerler ki şeytanlıklarını melek diye yuttururlar…

Westminister Parlamentosu’nda karşılıklı oturan iktidar ve muhalefet parti konuşmalarını bir dinleyin. Konuşmalar hep ince espirili ve taşlamalı… “Kesin” diyorum bu adamlar feodal dönemde de bizim aşıklar gibi karşılıklı çalıp atışırlarmış…

Son günlerde İngiltere gündeminde Afrika konuşuluyor. Maliye Bakanı, Simgeleşmiş çantasını (yenisiyle değiştirdiği için çok kızdım) alıp Afrika ülkelerini tek tek gezdi. BBC de adamın ne kadar iyi olduğunu anlattı durdu. BBC’ye göre İngiltere, Afrika’ya yardım edecekmiş…

“Uluslararası yardım” sözü geçti mi hep huylanır, tüylerim diken diken olur. Bak yine öyle oldu… Şimdi sormazlar mı Afrikalıya “Enişten seni niye öptü?” diye? Öyle di mi ama yıllarca sömürüp dillerini unutturduklarına gel sana yardım edelim diyorsun. Üstelik yardım bekleyen Güney Asya önceliğindeyken…

Körolası Yeni Dünya Düzeni… Bu işin altındaki Çapanoğlu, İngiltere’deki 1960’lardan sonra Uzak Doğu’ya kayan fason üretimin yeni adresinin artık Afrika olması (Üretimin neden kaydığını bir başka yazıda ele almak istiyorum)… Güney Asya Depremi fason üretimi de olumsuz etkilemişti. ABD ve İngiltere’nin gözünde ucuz işçiler telef olmuştu… Fason üretim bölgelerinde tüketici pazarlar da yaratılarak sürekli büyümek zorunda olan şirketlere taze kan sağlanmıştı.

İşte Mr David Brown, Afrika’da teknik okullar açılarak işgücünü nitelikleştirme ve Afrika’nın yollarını, limanlarını adam etme operasyonuna, “Yeni Dünya Düzeni’ne Entegre” ya da “Bizim sömürü hortumlarını yerleştirme” operasyonu demiyor da “yardım” diyor… Şu Brown var ya çok şeker birisi… Kibar adam… Gülümseyip duruyor… Bunu yutturan BBC de maşallah çok şeker… (Sözüm kuruma Firdevs, valla size değil)

Dünya Sosyal Forumu’nun savunduğu “yardım” ile Davosçuların yardımı arasında işte böyle bir fark var efendim… Mr Brown öyle şeker konuşuyor ki Davos’cu mu?, Porto Alegre’ci mi? Şaşırtıyor insanı…

Bakanlardan hangisi şeker değil ki? Örneğin İçişleri Bakanı “çapkın” David Blunkett’in yerine gelen Charles Clarke var ya, o da çok şeker… Yeni bir Göçmenlik Yasası Tasarısı sundu ki, yani helal olsun! İngiltere’ye gelip çalışmak için can atan göçmenlerden nitelikli işgüçlerini seçecek, kalanını da kovacakmış… Helal sana Mr Clarke, İngiltere seninle gurur duyuyooor!

Bu tasarı yasalaşınca hani o “yardım” edecekleri Afrika var ya, oradan beyin göçünü sağlayacaklar. Düşünün bir kere, yoksul Afrikalı 20 yıl boyunca evlatlarına yaptığı yatırımı tam geri alacakken, İngiltere’ye kaptırıverecek. Üstelik Anadolu’daki gibi başlık parası bile vermeden… Seni de koyun “Dolly” gibi kopyalayalım Clarke! Çünkü sen bir insan değil, şekersin!

Başbakan Tony Blair ise o tam bir şekerleme… Son olarak ne yapacakmış biliyor musunuz? Çıtayı yükselterek, işkenceden kaçıp İngiltere’ye sığınanları bile “nitelikli işgücü mü?” diye sorgulayacakmış. Tony için ben diyeyim ki “şeker küpü”, siz deyin “zeka küpü…”

Yok öyle, kolu kanadı kırık sığınmacı falan istemiyor adam. Sığınmacı oldun mu nükleer fizikçi ya da en azından bilgisayar yazılımcısı olacaksın. Üstelik deprasyon ve soykırım tanıklığı gibi (O taraklarda bezin olsa da) mazeretlerin olmayacak.

Mr. Blair seçme, eleme yöntemini şöyle yapacakmış. Önce sığınmacıyı gözü tutmadı mı? Şunu söyleyecekmiş:

“Bak kardeşim sana 5 yıl oturma iznini (BM anlaşması gereği) veririz ama sen de  (Cumhuriyet Gazetesi’nin zam yapan patronlarının sunduğu gibi) şu kağıtta yazılı olan, geçmişteki haklarını istemediğini ve 5 yıl sonra da çekip gideceğini imzalayacaksın…

Tony sen ne şekersin öyle? Ne şeker ama di mi?

___________

* Doç. Dr. Cambridge Üniversitesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here