İNGİLTERE’DEN Sınır dışı ayıbı

Birçoğumuz için uçağa binmek heyecan verici bir duygudur. Uzun süre beklenen pasaport kuyruğu, bagaj sırası, check-in ve uçağa yerleşme telaşı… Kimimiz için uçağa binmek tatil demektir. Kimimiz için aile ziyareti…  Kimimiz için iş gezisi… Ama normal yolculardan uzak, ayrı koltuklarda, genelde en arka sıralarda oturtulan bazıları vardır ki, o uçağa binmek “ölüm”le eş anlamlıdır onlar için. Çünkü onlar o uçağa zorla bindirilmiştir ve zorla kaçtıkları bir hayata, yeniden geri dönmek içindir bu zorunlu yolculukları.

Sığınmacılardan bahsediyorum… Yaşadıkları ülkelerde  işkenceye uğramış, politik nedenlerden dolayı baskı görmüş olanlardan. Cinsel kimliğinden dolayı ayrımcılık yaşamış olanlardan. Tecavüze uğramış olanlardan. Ekonomik nedenlerden dolayı yoksulluk ve açlıkla karşı karşıya kalmış olanlardan. Dini inançlarından dolayı haksızlığa uğramış olanlardan. Vicdani nedenlerden dolayı askerlikten kaçmış olanlardan. Yani bin bir zorlukla İngiltere’ye göç etmek durumunda kalmış bulunan insanlardan bahsediyorum. Ailesinden, arkadaşlarından, doğduğu köyden, büyüdüğü mahalleden, ömrünün önemli  bir bölümünü yaşadığı ülkesinden, toprağından uzaklaşmak zorunda kalan insanlardır bunlar. Bin bir sıkıntı, bin bir acı, bin bir zorluktan sonra İngiltere’ye, ‘umut kapısı’ olarak gördükleri ülkeye varmayı başarmışlardır.

İngiltere’de onlara neler olduğunun cevabını ise Independent gazetesi veriyor: Dayak, cinsel taciz ve ırkçı aşağılamalar… İşte İngiltere’nin sınır dışı ettiği göçmenlere uyguladığı utanç verici yöntemler…

Independent gazetesi İngiltere’nin en büyük insan hakları sorunu ve en büyük ayıplarından biri olan bir konuyu manşetine taşımıştı geçenlerde. Gazete iki yıl boyunca, sığınmacılara yardım sağlayan bazı sivil toplum örgütleri, doktorlar, avukatlarla görüşmüş ve sınır dışı etme işlemlerini yürüten göçmen dairesi görevlileri aleyhine topladığı 200 şikayet dosyasından örnekler veriyor Birçok sığınmacının, Darfur gibi, Kamerun gibi, Zambiya gibi, Kongo gibi açlıkla, ölüm tehdidiyle karşı karşıya oldukları ülkelere zorla geri gönderildiğini yazıyor gazete.

“İngiltere’nin adını kirleten insanlık dışı ve iki yüzlü bir politika” diyor Independent başyazısında bu sorunla ilgili olarak. Ve bütün bunların sorumlusu olarak göçmen düşmanı sağcı basından alkış almaya çalışan İngiltere hükümetini görüyor. Göçmenlikten Sorumlu Bakan Liam Byrne Newsnight’ta “her 8 dakikada birini sınır dışı ediyoruz” diyor. Çünkü Asya’nın, Afrika’nın, Güney Amerika’nın yoksul, geri bırakılmış ülkelerinden kaçmış olan bu insanlar istatistiksi rakamlardan başka bir anlam taşımıyor onun gibiler için.

Kamerunlu Beatrice Guessie’nin sınır dışı hikayesi ‘insanlık dışı’ uygulamanın trajik örneklerinden sadece biri. “Bir göçmenlik memuru, üç güvenlik görevlisi ve bir doktor, gece yarısı Beatrice’in bulunduğu Yarl’s Mülteci Kampı’na geldiler. Beatrice’i dışarıda bekleyen araca bindirerek, Southampton Havaalanı’na götürdüler. Elleri kelepçeliydi. Ayakları bağlıydı. İyi hissetmediğini söylediğinde ona inanmadılar. Hatta bir görevli ‘uslu bir şekilde uçağa binmezsen seni döveriz’ diye tehdit etti onu. Bir diğeri ise, ‘seni Kamerun’a götürmezsek, para alamayız’ dedi. Beatrice protestoya başladı. Gitmek istemiyordu. Uçağa bindirildiğinde “beni zorla götürüyorlar” diye bağırıyordu… Görevliler koltukta kafasını aşağı bastırdı. Dizine ve bacaklarına tekmelerle vurdular. Kafasını bir ceketle örttüler. Bir diğeri ağzını eliyle kapattı… Beatrice uçakta tam beş kez panik atak geçirdi. Uzun bir yolculuktan sonra uçak Kamerun’a vardığında görevlilerin kolları arasında yürümüyor, sürünüyordu Beatrice.  Havaalanı müdürü görevlilere yürümesi için serbest bırakmasını istediğinde, Beatrice anında yere düşmüştü. Kamerunlu görevliler, “normalde onu hapse atardık, ancak bu halde hapiste ölürse sorumlusu biz olacağız. Aynı zamanda hastane masraflarını da ödeyemeyiz. Bu halde olan birini kabul edemeyiz” dedi. Beatrice, 28 Ağustos 2007’de tekerlekli bir sandalyede İngiltere’ye geri getirildi….

İngiltere’de sınır dışı işlemleri görevlilerin uygulamalarıyla ilgili çok fazla şikayet var. Kurallar sınır dışı sırasında “reasonable force” kullanılabileceğini söylüyor. Yani “makul” ,“akla yakın güç” anlamı taşıyor bu.  Ama “makul” olan güç nedir? Neye göre belirleniyor? Kim karar verebiliyor bu gücün makul mü yoksa keyfi mi kullanıldığına? Ve eğer bu sınır dışı yolculuğunuz, Kamerun gibi bir ülkede,  karanlık bir hücrede sonuçlandıysa; kime, neyi, nasıl şikayet etme hakkınız olabilir?

Ve Musa Demir. İngiltere’de yaşayan Türkiyeli göçmenlerin yakında tanıdığı bir isim. Bir futbolcu. Bir şair. Bir savaş karşıtı. Bir vicdani redci. Kahramanmaraş spor’da oynarken, tam zirveye çıkmaya yakın, futboldaki kirlenmeye daha fazla dayanamayarak, profesyonel futbol yaşamını noktaladı. “Yoksulluğunu takım aşkıyla örtenler, / Yenilgi sonrası karısını dövenler, / Düzene değil de sahada bize sövenler, / Futbol yoksulu, emek yoksulu olanlar / Hepinize elveda…” mısralarının sahibi, “Bir Futbolcunun Sevda Dolu Şiirleri”nin yazarı. Tam 13.5 yıldır İngiltere’de yaşayan Musa, İngiltere’nin adil olmayan göçmenlik yasalarının en son kurbanlarından. Doncestar’da 9 Ekim sabah saat 8.00’da kaldığı evi basan göçmenlik görevlileri tarafından gözaltına alındı. Bir süre önce kendisiyle Kuzey Londra sokaklarında karşılaştığımda bana, “saklanıyorum, kısa bir süre sonra 14 yılım dolacak ve sürekli oturuma başvurma şansım olacak. O zamana kadar kaçak yaşayacağım” demişti. Maalesef yakalandı. Şu anda gözaltında. Arkadaşları, dostları, yakınları, onu tanıyanlar Musa için bir kampanya başlatmaya hazırlanıyorlar. Musa’ya sahip çıkalım. Çalışkanlığı, dürüstlüğü ve insanlığıyla Musa bu ülkede kalmayı en çok hak edenlerin başında geliyor…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen − seven =