İNGİLTERE’DEN… Terörün dersleri

Sonunda terör İngiltere’yi de vurdu. Terörün tehdit ettiği ülkelerin çıkaracağı dersler epey çok…

Öncelikle Pakistan’ın çıkardığı derse Türkiye ve İngiltere de kulak vermeli… Bu ders kontrolsuz dini eğitime son vermektir…

Dini eğitim; evrensel değerlere saygı duymayan, kişiliksiz, cahil, beyni yıkanmış fanatiklerin eline düşünce işte böyle dinini öğrenmek kaygısıyla eğitime başlayan masum insanları canavarlaştıyor ve masum insanları da katlettiriyor…

Burada terörü yönlendiren uzaktan kumanda edenlerden söz etmiyorum. Bunlar terörün vurduğu ülke gizli servisleri de olabilir. Ama adına ‘terörist’ denilen canlı bombaların geçtiği çocukken beyin yıkama sürecine tabi tutan tekke ve Kur’an kurslarından söz ediyorum…

Türkiye’de AK Parti hükümetinin kapı araladığı bu tür eğitim, İngiltere’deki demokratik ortamda beslenerek ölüm makinaları yetiştirdi. Geçenlerde İngiliz televizyonunda İngiltere’den 4 bine yakın çoğu göçmenin Pakistan’a gidip bu tür yerlerdeki eğitimini gösterdi. Görüntüler ürkütücüydü.

Pakistan lideri Pervez Müşerref, Aralık ayından itibaren tüm medreselerin ve diğer dinî okulların resmî kurumlara kayıt yaptırmaları gerekeceğini ve bu okulları denetleyecek yeni bir hükümet birimi oluşturulacağını açıkladı. Doğru da yaptı…

***

İkinci konu “önyargı”…

Tarih boyunca öldürülemeyen ve her şartta, her aşamada bir şekilde karşımıza çıkan önyargıdan ya da önyargıya yol açacak olaylardan kaçınılmalı. İngiltere’de yaşayan çoğu yoksul Müslümanlar göçmenlerin yaşamı medyanın birden odağı oldu. Başbakan Tony Blair, fanatiklerin hakkından ılımlı islamın geleceği varsayımıyla ılımlı islamı öven demeçler verdi. Laik bir ülkede Hıristiyanlığı baskın bir din olarak öne çıkarırsanız diğer dinleri “öteki”, diğer din mensuplarını da “başkaları” diye düşünülmesinin önüne geçemezsiniz. Laik bir devlette dinlere mensupların sayıları ne kadar olursa olsun hepsi devletin gözünde aynı sırada eşit uzaklıkta olmalı… Prens Charles’ın evliliğine kadar kilisenin yorum yaptığı bir ülkede Müslümanlar’ın ötekiler olarak görülmesi doğal değil mi?

Bir başka görevde medyaya düşüyor. BBC’ye Müslüman toplumun temsilcisi diye çıkardıkları “din adamları” saldırıların Müslümanlıkta yeri olduğunu söyledi. Bu zavallı adam farkında olmadan bütün Müslümanları potansiyel terörist ilan etti… Şimdi burada gazetecilik adına yapılan “önyargı” yatırımı değil mi? Müslümanlığı bilmeyen bir İngiliz seyirci ne düşünecek?

Kur’an; değil masum insanların canına, kendi canınıza bile değil kıymaya izin vermez. Bizim okuduğumuz Kur’an onlarınkinden farklı mı? Hayır! Fanatizm, gerçekleri kendine göre yontarak, kalıp bularak farklı gösteriyor…

***

Üçüncü konu, bireysel hakların gaspedilmesi…

Demokratik haklar gökten zembille inmedi. Uzun bir mücadele sonunda bu noktaya gelindi. Şimdi çoğu AB üyesi terörün tehdit ettiği pek çok ülke anti-terör yasalarını gözden geçiriyor. BM’den AB’ye uluslar üstü kurallar getiriliyor. İngiltere Başbakanı Tony Blair’in hukukçu eşi Cherie Blair bu konuya parmak basarak alınacak yeni önlemlerde bireysel özgürlüklerin korunmasını istedi.

Londra’da yaşayan bir işadamı olarak bireysel hakların üzerine düşecek gölge özellikle beyaz Hristiyan İngilizler’in dışında herkesin yaşamını zora sokacağını söyleyebilirim. İngiltere’de polis silah taşımıyor, trafik yanlışı yapmamışsanız polis sizi durduramaz, halk kimlik taşımak zorunda değil… Bütün bu uygarca uygulamaların terörü engellemek adına kaldırılmasından yitiren yine insanlık olacaktır…

***

Son olarak ‘terör’ bilimsel bir gözle ele alınmalı…

İngiltere’deki saldırılar sonrasında Liberal Demokrat Parti’nin lideri Charles Kennedy, ilk kez Irak savaşıyla terörü ilişkilendirdi. Bence bu İngiltere için doğru ve gecikmiş bir saptamaydı. Her ne kadar Başbakan Blair sert tepki gösterse de rüzgar ekenin fırtına biçeceği bir gerçektir. Terörden şikayet eden ülkeler çuvaldızlarını kendilerine batırma erdemliliğini göstermeli.

ABD ve İngiltere’nin Irak işgali pek çok Müslüman’ı incitti. Fanatikleri harekete geçiren olgular irdelenirken Kennedy’nin saptamasına tepki göstererek ya da duymamazlıktan gelmekle terörle mücadele edilmez.

Hükümet bu olguları politik bir tavırla değil sosyologların yönlendiriciliğinde ele almalı. Üstelik Müslümanların kendilerini aktarmalarındaki kanalların önü açılarak, karşı mücadelede “terör”e gerek olmadığının altı çizilmeli. “Ilımlı islam” desteğiyle ülkedeki Müslümanlar arasında polisiye otokontrol yaratmak yerine Irak işgali başta dış politikada incinen Müslümanlara kulak verilmeli…

Ülkenin ulusal çıkarları petrol alanlarını kontrol etmek diyerek, dışarıda ve evde toplumsal barışı bozmak pek kazançlı gözükmüyor…

___________

* Akşahin: BABİK Yönetim Kurulu Başkanı ve Türk İngiliz Sanayi ve Ticaret Odası’nın Avrupa – Türkiye İlişkilerinden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi, Türk İşadamları Dernekleri Avrupa Federasyonu Başkan Yardımcısı ve İngiltere Temsilcisi, Açık Gazete Danışma Kurulu üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.