İNGİLTERE’DEN… Tibet ve solun sessizliği

Londra’da 2007 yılı 1 Mayıs kutlamalarıydı. Clerkenwell’deki Karl Marx Kütüphanesi’nin önünde başlayan yürüyüşün sonunda gruplar birer birer Trafalgar Meydanı’nındaki yerini alıyordu. Türkiyeli sol gruplar coşkulu sloganları ve disiplinli görünümleriyle, Londra’da düzenlenen 1 Mayıs’larda her yıl olduğu gibi yine en kitlesel, en renkli ve en dikkati çeken grupları oluşturuyordu.Türkiyeli gruplardan biri Karl Marx, Stalin, Mao’nun yan yana olduğu dev bir pankartla meydana girmeye hazırlanırken bir anda ilginç bir olay yaşandı. İngiliz bir genç gruba doğru koşarak, “Mao, Tibet’te binlerce insanın ölümünden sorumlu bir katildir. O’nun resmini bu alana sokamazsınız!” diye bağırmaya başladı. Bir anda herkes donmuş ve şaşırmıştı. Kimse böyle bir şey beklemiyordu.

Neyse ki grup soğukkanlılığını korudu ve genç araya girenlerin müdahalesiyle oradan uzaklaştırıldı. O gencin Çin devriminin lideri Mao Zedong hakkındaki görüşleri aslında bir çok İngiliz aydın ve solcunun Mao’yla ilgili düşüncelerini de temsil ediyordu. Dünyada birçok devrimciye ilham vermiş ve  Türkiyeli devrimciler için komünizmin en büyük sembollerinden biri olan Mao Zedong’a Avrupa’da birçok solcu veya ilericinin bakışı böyleydi…

Mao Avrupalı birçok sol görüşlüye göre bir diktatör ve katildi… Mao’nun Batı’da bu şekilde değerlendirilmesinin iki önemli nedeni vardi. Birincisi; 1949 yılında Çin’in Tibet’i işgali, sonrasında Tibet’te yaşananlar…Tibet Society UK (www.tibetsociety.com)’ye göre işgalden sonra bir milyona yakın Tibetli öldürüldü ve 100 bin Tibetli Himalayaları aşarak başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı.  Maocular ise o yıllarda Tibet’te yaşananın bir devrim olduğunu söylüyor. Çünkü Tibet o yıllarda hemen hemen hiç gelişmemiş, serfliğe dayalı feodal bir düzenle yönetiliyordu. Sanayiye ve tek bir yol sistemine bile sahip olmayan Tibet’te çok az sayıda soylu aile ve büyük manastırların baş rahipleri her şeye sahiptiler. Dini önder Dalai Lama 100’lerce odalı, 24 katlı Potala sarayında yaşarken, nüfusun yüzde 90’ı topraksız serflerden oluşuyordu.

Tibetlilerin içinde bulunduğu durum sefillik içinde, yoksul bir yaşamdan başka bir şey değildi. Belgelere göre Tibet birkaç büyük manastır dışında okula ve tek bir hastaneye bile sahip değildi… Çin’in Tibet’i işgalinin ardından Tibet’in kutsal lideri on üçüncü Dalai Lama’nın reenkarnasyonu olarak kabul edilen Tenzin Gyatso, Hindistan’a kaçtı ve sürgündeki Tibet ulusunun lideri olarak, tüm gücüyle şiddetten arınmış bir tavırla Tibet’in bağımsızlığı için çalıştı. Dalai Lama’nın çabaları Tibet’e ve Budizme karşı batı dünyasında büyük sempati uyanmasına neden oldu. Böylece Tibet sorununa olan ilgi büyüdü. Tibet sorunuyla ilgili batıda gelişen sempatinin bir diğer nedeni ise ABD’nin başını çektiği, Tibet ve budistleri kullanarak yürüttüğü anti-Çin kampanyasının bir ürünü. ABD Çin’le rekabetinde öne geçebilmek için Çin’i zor durumda bırakmak amacıyla Tibet’i koz olarak kullandı ve kamuoyunun desteğini kazanabilmek  içinde  başta Hollywood sineması olmak üzere her türlü propaganda aracını devreye soktu. ABD’nin Tibet ve Dalai Lama konusunda gösterdiği duyarlılık oldukça haklı sebeblere dayanıyor gibi görünüyor. Tibet halkı ‘Komünist’ Çin zulmü altında kan ağlıyor ve dünyadaki ezilen halkların koruyucusu ABD onlara sahip çıkıyor. Tabii bu palavraya inanmamak için ABD’nin tarihini biraz bilmek yeterli. Kendi ana yurdunda milyonlarca Kızılderili’yi soykırıma uğratan ABD’nin renklere, kültürlere fazla saygılı olmadığını herkes biliyor. Öyle fazla uzaklara da gitmeye gerek yok zaten.  Günümüzde Irak’ta yaşananlar ortada…

ABD ve diğer Batılı ülkeler Tibet’e kendi hesapları yüzünden destek oldukları bir gerçek. Amaç Çin’i bölmek ve güçsüz durumda bırakmak. Ama durum böyle diye Tibet halkının haklı davasını görmezden mi germek gerekiyor? Yani ABD’nin destek vermesi, Tibet halkının yürüttüğü davayı haksız duruma mı düşürür?

Bunlar Tibet sorununa karşı sessiz kalan Sol’un kendine sorması gereken bazı sorular…Bir başka soru da; Çin’in ‘geri kalmış’ ve ‘feodal’ diye işgal ettiği Tibet, 59 yıldan bu yana ne duruma geldi? Bu sorunun cevabını her halde yine en iyi Tibetliler verecektir. Londra’da yaşam süren çok az sayıdaki Tibetliden biri olan Tibetli Budist rahip Geche Tashi Tsering’e göre, ülkede durum gelişmediği gibi  işgal nedeniyle Tibet yerinde saydı. Tibet’te hala dinin egemen olduğu feodal yapı çok güçlü, yoksulluk aynı şekliyle devam ediyor.  En önemlisi Tibet’te halkının büyük bir çoğunluğu özgürlükten yana…

Tibetin ruhani lideri Dalai Lama hayatın nasıl daha güzel, daha keyifli yaşanabileceği, dünyanın nasıl daha güzel bir yer haline getirilebileceği ile ilgili öğütlerine yer verdiği  ‘Yürekten Gelen Öğütler’ isimli kitabın bir bölümündeki şöyle diyor:“Artık geçmişte olduğu gibi sığ bir bakış açısıyla, sadece bir etkeni hesaba katarak, tek bir sebebi veya faktörü ele alarak kurtulamayız. Günümüzde her olay bütün yönleri ele alınarak düşünülmeli…”

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.