İNGİLTERE'DEN… Çözümsüzlük

Türkiye'de iki ayrı dünya var. Bir tarafta Diyarbakır. Bir tarafta Ankara. Türkler ve Kürtler. Yan yana yaşayan ama bir arada olamayan iki ayrı halk. Yanyana yaşayan ama birbirlerinden uzaklaştırılmış iki halk. Türkler, Kürtleri hiç anlamıyor. Türkler, Kürtleri hiç ama hiç tanımıyor. Türkler, yanı başlarında yaşayan, kardeş bir halk olduklarını söyledikleri bir halk hakkında hiçbirşey bilmiyor. Türklerin gerçekliği farklı. Kürtlerin gerçekliği farklı. Türkler, Türkçe konuşuyor. Kürtler, Kürtçe konuşuyor. İki ayrı dünya. Birbirinden uzak. Birbirinden habersiz. Birbirine öfkeli.

Türkiye'de iki ayrı dünya var… İki ayrı dünya. Türkler, Kürtler'in diline saygısız. Kürtler, Türkler'in dilini zorla öğreniyor. Türkler, Kürtler'in hislerini anlamıyor. Türkler, Kürtler'in dünyasından uzak.

Türkiye'de iki ayrı dünya var. Bir tarafta Kürtler yaşıyor diğer tarafta Türkler. Birbirlerinden habersiz, birbirlerinden uzak. İki kardeş halk. KARDEŞ.

Türkiye'de iki ayrı dünya var. Bir yandan Türkler, öte taraftan Kürtler. Türkler Kürtler hakkında bilgisiz. Türkler, yanı başındaki bir halkın çığlığını duymuyor. Özlemlerinden habersiz. İsteklerine karşı duyarsız. Kürtler bağırıyor. Türkler sessiz. Türkler, bilmediği, kendisine öğretilmeyen, kendisinden saklanan, kaçırılan, inkar edilen, geçmişiyle, türküsüyle, diliyle, koskoca bir halkın, bambaşka bir dünyanın, apayrı bir özlemin varlığından habersiz. HABERSİZ.

Türkiye'de iki ayrı dünya var. Bu iki dünya arasındaki uçurum her geçen gün büyüyor. Öfke büyüyor. Şiddet büyüyor. İnsanlar birbirinden uzaklaşıyor. İnsanlar birbirlerinden kopuyor. İnsanlar birbirine düşman ediliyor. İnsanlar birbirine düşman kesiliyor… İnsanlar ölüyor. İnsanlar öldürüyor. Oluk oluk kan akıyor. Askeriyle, siviliyle, politikacısı, bürokratı, medyasıyla o ülkeyi yönetme hakkını ellerinde tutanlar ise, aynı lafları ediyorlar…. “Türkiye'nin sabrını taşırmasınlar”, “Ayrım gözetmeden terörü lanetliyoruz”, “Hesabı sorulacak”, “Birliğimizi ve bütünlüğümüzü bozamazlar” vesaire…..vesaire. Boş laflar. Havada uçuşan laflar. Bir anlamı, bir karşılığı, bir önemi olmayan laflar. Hiçbir şeyi değiştirmeyecek laflar. Öylesine söylenmiş laflar. BOŞ LAFLAR.

Türkiye, bir toplumsal gerçeğe, bir halk gerçeğine, bir tarihe, bir kültüre, gözlerini kapamış. Kulaklarını tıkamış. Tamamen inkara, yaşanmamış saymaya devam ediyor. Konuşanlar susturulmuş. Yaşananlar, gerçekler inkar edilmiş. İmhaya dayalı, inada dayalı bir devlet politikası, bir resmi ideoloji arkasına saklanmış, yalanlar dünyasında bir aldatmayı sürdürüyor…

Bugün Türkiye coğrafyasında en önemli sorun Kürt sorunudur. En önemli sorun akan kanın durdurulmasıdır. En önemli sorun acil barışa olan ihtiyaçtır. Bu kargaşada, bu toz duman içinde, Türkiye egemen sınıflarının inadı, Türkiye'yi yönetenlerin beceriksizliği, inkarı, adil çözümü engellemesi Türk gençlerinin Kürt illerinde ölmesine, Kürt gençlerinin dağa çıkmasına yol açmaktadır. Türk halkı, Kürt halkını tanıdıkça, anlamaya başladıkça, isteklerini, taleplerini sessizce, sakin bir şekilde düşündükçe bu kirli savaşın anlamsızlığını görecektir.SAKİN. SESSİZ.

Şovenizmden, ilkel milliyetçilikten, politikacıların aymazlığından uzaklaştıkça adil bir çözümü, barışı önce kendisi talep edecektir. Sorun Türk halkının aydınlanması, aydınlatılması sorunudur. Sorun Türk halkının Kürt halkını anlaması sorunudur. Sorun Türk gençlerinin Kürt illerinde neden ölüme gönderildiği sorusuna cevap araması sorunudur. Sorun Türkiye'yi yönetenler dışında hiç kimsenin anlam veremediği, anlamadığı, aklı başında hiç kimsenin onaylamadığı bir çözümsüzlükte ısrar edilmesi sorunudur. ÇÖZÜMSÜZLÜK.

Türkiye Kürt sorununda inkar ve imha politikalarında ısrarcı olmayı sürdüre dursun, gerçekler inatla, bütün çıplaklığıyla, bütün sıcaklığıyla ortada duruyor. Gerçek olan; Türkler'den farklı dili, kültürü, tarihi, kimlik aidiyeti olan Türkleştirilememiş bir halk var. Türkiye dışında, Türkler dışında dünyada herkesin kabul ettiği, dünyada herkesin gördüğü koskoca bir halk. Üstelik ister beğenelim, ister beğenmeyelim. İster kabul edelim, isterse etmeyelim, bu halk gerçeği artık siyasileşmiş bir yapıya, uluslararası bir desteğe, yıllardır sürüp giden, sürekli keskinleşen siyasal taleplerle kendini dayatan bir boyuta sahip… Sorun onu silahla bastırmaya çalışmak yerine, onu barışla, onu hukukla, onu adaletle, onu bilimle, onu sevgiyle, onu saygıyla, onu hoşgörüyle anlamaya çalışmak. Onu kabul etmek. Yani yanı başındaki kardeş halk gerçeğine tahammül etmek. EDEBİLMEK.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.