Nişantaşı Paris mi?

Yeni yıla girmeye yaklaştığımız bu günlerde Nişantaşı’na arkadaşlarla yapmış olduğum bir gezinti, ışıklarla süslenmiş caddeleri, renkli mağaza vitrinleri ve kafeleri ile kendimi burada adeta başka bir dünyada hissettirdi.Ancak biraz düşündüğümde bu dünyada rahatsız edici bir şeylerin varlığını fark etmekte geçikmedim.


Bilindiği gibi uzun zamandır semtin yerel yöneticileri Nişantaşı’nda bir Paris yaratacaklarını,Nişantaşı’nın İstanbul’un,Paris’in Champs- Elysées’si olacağını söylüyorlardı.Evet,insan kalabalıkları,mağaza vitrinleri,renkli sokakları ve özellikle kafeleri,bu kafelerde Paris kafelerinin o yuvarlak küçük masalarının birebir kopyası olan masalarda şaraplarını yudumlayan insanları ile Nişantaşı  adeta bir Paris’ti.Ancak burada Paris’i Paris yapan birçok şey eksikti.


Paris;insanın içini titreten saraylar,aşıklar,sanatkârlar şehri.Tolstoy gezilerinin birinde Paris’ten Rusya’daki bir arkadaşına şöyle yazıyordu:’Azizim,bu şehir ne zaman benim üzerimde tesir etmez hâle gelecektir.’Yalnız Tolstoy değil,yeryüzünde ben hiçbir insan tanımıyorum ki,Paris adını işitsinde ruhu ürpermesin.Aşıkların şehri Paris,sanatın şehri Paris,düşüncenin şehri Paris,kafeler şehri Paris……Gazetelerini,kitaplarını okuyan,gözlerinde entelektüel çoşkunun o sönmeyen ışığı bulunan insanların telaşsız sohbetlerinin,şaraplı akşam yemeklerinin yapıldığı kafeler şehri Paris.Her Parislinin Paris’in her köşesinde sanatı,düşünceyi,aşkı,kafe sohbetlerini,keyiflerini yaşayabileceği bir hayat şehri Paris.


İstanbul’un en müstesnâ semtlerinden biri olan Nişantaşı,bir zamanlar ordunun atış talimlerinin yapıldığı,okçuların ve tabi ki padişahın en iyi atış yaptıkları yere diktikleri taşlardan adını alan Nişantaşı,saray erkânınınTopkapı’dan Dolmabahçe’ye taşınması ile saray mensuplarının semti Nişantaşı,cumhuriyet devrinin seçkin semtlerinden Nişantaşı,günümüzde İstanbul’un Champs-Elysées’si  Nişantaşı..


Evet, bugün geldiği yerde Nişantaşı süslü caddeleri,insan kalabalıkları,kafeleri ile adeta ‘küçük bir Paris’gibidir.Ancak bu manzara insana burasının gerçekten bir Paris olup olmadığını düşündürtür.Ve düşündükçe burada  rahatsız edici bir şeylerin varlığını hissettirir insana.


Küçük Nişantaşı gezintim sonrasında renkli caddelerini,kalabalıklarla dolu kaldırımlarını,kafelerinde kendilerine bir sohbet arkadaşı olmaksızın oturamayan insanlarını ve bu kafelerden son model arabalarına binerek uzaklaşan renkli insanlarını Paris’in caddeleriyle,kendilerine basit sohbet arkadaşları aramayan,tek başlarına yada arkadaşları ile gazetelerini,kitaplarını okudukları kafelerden metroya binerek evlerine giden Parislilerle karşılaştırdığımda  ve bu karşılaştırmayı tam bir tarafsızlıkla yaptığımda Nişantaşı’na sadece bir resmin,bir sonucun taşındığını anladım.Günlük hayatlarını kafelerde sabah kahveleriyle,şaraplı akşam yemekleri ile yaşamayan bu insanlar burada sadece Parisli olmayı oynuyorlardı.Ve Nişantaşı Paris değil,’Parisçilik’ oynayan insanların bulunduğu bir sahneydi.


İşte Nişantaşı’nda insanı rahatsız eden şey tam da buydu.’Parisçilik oyunu’ ve ‘bu oyunu oynayan yeteneksiz oyuncular’


Bahar Gidersoy / bahar_cagdas@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.