Niçin oturmamış bir ırkız?

Niçin oturmamış bir ırkız?

0
PAYLAŞ

Genetiğe dayalı, şiddete maruz, istismara odaklı, güdülmeye programlı, kronikleşmiş travmalar geçirmişiz. Çok sayıda göç, belirsizlik, itekleme, sürülme, hor görülme, bıçak sırtı tedirginlik, dış tehdit, iç istismar ve istikrarsızlık yaşamışız. Kurallara uymamak bu birikimlerim tepkisi…

Orta Asya’dan beri, hep astığı astık, kestiği kestik bir sahip’in boyunduruğundaki kullar olarak yaşamışız. Kişilik noksanlığı ve her daim yamanacak bir otorite arayışı bundan.

Sevgisizliğimiz sevilmemiş olmamızdan. Soluk borumuzdan rahatlatıcı enerji alamıyoruz, sevgi enerjisi toplayıp, yansıtamıyoruz. Barbar kodu hücrelere yerleştiği için, sevgi mefhumu hep racona ters…

Kutuplaştırılarak ve bölünerek şuursuz çoğalmışız. Düşmanlık beslemek ve pusuya yatmak en kolay rövanş yolu olmuş. Hayatla çok kulvarda mücadele, bize beyin jimnastiği bahşetmiş, pratik zekamızı doğurmuş. Ama bunu dahi,  kestirme sonuç alma adına, olumsuz yönde kullanma kolaycılığına kaçıyoruz. Yani, pratik zekamızı, pratik üç kağıt için kullanıyoruz hoyratça.

Kimse gerçek anlamda birbirine şeffaf değil. Samimiyetsizlik, sahtekarlık ve plancılık boyutuna ulaşmış. Sinsilik diz boyu ve profosyonelleşmiş. Başkasının kötü olmasından bıyık altı orgasmic haz duyuluyor. Sunilik doğal hale gelmiş.

Tüketim şuursuzluğu sidik yarışını tetiklemiş. Kendisi için değil, başkası için yaşayan, ihtirasa kapıldığı için çamura sapmış yol haritalarımız,  geri kalmışlığın km. taşı hüviyetinde belirgin keskin semptomlarımız var, tedavisi mümkün değil, toplum dokularında tümör gibi yayılıyor.

Din, yol gösterici değil, yoldan çıkarıcı yorumlarla çıkara dayalı tesir alanları yarattıkça ve bu istismar profosyonelleşip, kılcal damarlara servis edildikçe, oluşan alçak basınç yoğunluğu, kulları içine çeken hortumlar yaratmış. Sulara, sellere, girdaplara, anaforlara kapılmışız.

Kayıtsız şartsız teslimiyet, kabullenme ve güdüme girme sendromu oluştumuş. Her baskın aura dayatıcı ve güdücü olabilmiş. Kronik eziklikten dolayı tepede bir üst akıl yaratmış ve bunun tokatlarının sersemi, şamarlarının oğlanı olmuşuz. Taşkın gurur, sapkın eğitim ve kifayetsiz ego, o müzmin kayıp kimlikle çarpıştığında, kendi statümüzü başkalarıyla kıyaslayıp iyileştirme gereksinimi duymak yerine, ortaya tam tersi, hınç besleme, kin gütme, rövanş kollama güdüleri açığa çıkmış. Yılana fason zehir yapan taşeron yeşilbaşlar gibi, türlü zehirler geliştirip, başkalarına zerk ederek, uyuşturan ve düşmanlık yaratan sirayet zincirleri oluşturmaktayız, birilerinin hizmetine sunmak için…

Mitoz bölünme hesabı vazife yapar gibi şuursuz, dengesiz, kontrolsüz çoğalıyoruz. Bu durum, trafiğe hesapsız kitapsız hergün binlerce aracı mikrop gibi enjekte etmeye benziyor. Oysa yollar dar, çıkış yerleri kapandı, yaşam alanları bitik, gelecek flu. Sürücüler hem eğitimsiz, hem de gözü kara… Balıkçıdan feribot kaptanı, müezzinden sosyolog, ev kadınından yaşam koçu türetebiliyoruz.

Gözümüz hep başkalarında… Başkasının hayatını, başkasının yaşam tarzını, başkasının başarısını çekemememiz, kendi gelişmemiz için kullanmamız gereken enerjiyi boşa harcatıyor. Kıskançlık birikimi toplum düşmanlığını yaratıyor, gerçek sosyal doktrinin içine banal kişisel beklentilerle sızıp total sosyalist kollektivitenin saflarında gedikler ve onulmaz zaafiyetler yaratıyor. Kısacası bizim kısır toplumda, basit kıskançlıklar ve diyalektik sosyalistlik aynı potada eritiliyor, güdücünün kepçesiyle karıştırılıyor, pişmemiş ve çok sıcak servis ediliyor.

Doğadan nasiplenme programımız, su boyunda, ya da ağaç dibinde mangal yapmakla sınırlı. Tracking, rafting, camping gibi, metropolden kaçma ve doğayla bütünleşerek deşarj olma yolları sanki sadece modern kent insanının ihtiyacıymış gibi, hiçbir maliyeti olmadığı halde varoşlarca dışlanıyor ve olan, sahil boylarında, denize sırtı dönük mangalcı atıklarından dolayı kirlenen çevreye oluyor.

Çevre bilinci, kendini doğanın bir parçası olarak göremeyen yığınlara yanlış ve tarihi geçmiş aşılar uygulanmasından ötürü gelişmiyor. Bazılarında ise şiddete yönelik ters tepiyor. Insan olmanın, bir rüçhan hakkı sağladığını sanan ilkel ego, sadece insan dışındaki canlılara değil, kendi dışındaki insanlara da hoyrat davranma hakkı ve mesneti buluyor alacaklı gibi.

Sonuç olarak, nehrin alüvyonlarının deniz ağzında birikip nehri ummana kavuşturmaması gibi, bu tür yanlış yorumlanan, nalıncı keseri ile yontulan türlü yaşamsal safralar, olası gelişim yollarımızı tıkıyor, sular kirlenip, ters akmaya, saat ters dönmeye başlıyor.

Zengin ülkelerde olmayan israf bizde var, araba sayısını, bina betonlarını, tukalı duble yolları gelişmişlik sananlar belirleyici olunca, israfla belirtiyoruz tatmin güdümüzü. Tahterevanla pis alaturka tuvaletlere gidenlerin, güney sayfiyelerine, gitmiş olmak için gidip, plajda yatmalarından farkı yok. Kurban kesip, fakiri değil, egomuzu doyurmamız gibi, insan sevgisizliğinden köpek beslemeye sığınan bencillik gibi, sabah 6’da kalkıp, bi gölgedeki, bi de güneşteki şezlonga havlu atıp yer kapmamız gibi kendine dönük empatisizliğimiz. Ki güneşin, gölgenin yer değiştirmesini hesaplayamadığımızdan kavrulmalarımız…

Durgun zamanı bile yaşayamıyoruz, geriye çekiliyor ve geriye gidiyoruz. Çünkü böyle olmamızdan geçinenler var. Bizi 8’lik bit gibi görüp, üzerimize gigabytelarca güdüm ve tahrip programları yükleyenler var… Hepsini yiyoruz, patlayana kadar…

BİR CEVAP BIRAK

15 + seven =