Niye çakıldık?

“Yürütme “ ile arayı düzeltme fırsatının değerlendirilmesi paranoyasını da net yansıtıyordu… Büyük bir ihtimalle, en yukarıdan, Ertuğrul Özkök’e, “ilk fırsatta bu cepheleşmeyi yumuşatalım“ güdümü gelmişti… Ve sadece “şişi yakmamakla kalmayan“ aynı zamanda, gerekli yerlere  “bakın, uzlaşmaya meyilliyiz“ mesajını da veren bir tutumdu bu… Böyle acı bir olayın fırsat olarak kullanılabilmesi küçük bir hesaptı ve acıydı…



Ertesi gün ise, Hürriyet’te, bir önceki başlığından gocunan ve okuyucuya şirin gözükme kaygılı bir başlık atıldı… Bu da kebabı yakmamaktı… Hollanda’lılar nezdinde AB’nin bu tip durumlardaki davranış biçimini göklere çıkaran ve bizdeki çarpıklıkları anlatan bir “topu taça atma “ tutumu vardı ikinci başlığa yansıyan… Özrü kabahatinden büyük bir tutumdu aslında… Daha ayıbı, halkı enayi sanan bir tutumdu… Doğan Medya, üzerine güdümlü füze gibi salınan haksız vergi cezasındaki “haklılığını“ bile zedelemiştir bu tutumla… Hem İsa’ya, hem Musa’ya yaranma ustası Ertuğrul Bey ekibini dinlemeyerek yanlış yapmıştır… 



Ertuğrul Bey, başlıklara çok önem verir… Tüm yazı işleri karşı olduğu halde “ nazar değdi “ başlığını ve ertesi günkü çelişkili başlığı attırırken, bu hükümet geldi geleli, gazetesinin de, en az hükümet kadar, nabza göre şerbet veren politikasındaki ekşi ve tatsız gitgellerini sergiliyordu aslında… İşte yürütme organı, bu boşluklardan yürütmektedir bu ülkeyi… 



Bu basit örnekte bile, yürütme gücünün, açık gözdağları ile, ya da aba altından gösterdiği sopalarla, sermaye güçlerini ve dördüncü güç olan medya krallığını nasıl sindirebildiğini görüyoruz… Yarası olan gocunur… Hürriyet eğer başından beri istikrarlı ve kararlı bir politika ile bu hükümete sürekli karşı durabilseydi, bu hükümeti sallayabilirdi… En azından bu kadar kazık çakmasını önlerdi… Oysa Emin Çölaşan’ı yürütmeye kurban veren gazete, ne yazık ki hem şişi yaktı, hem de kebabı… Ve “hükümete halk adına karşı duruyor“ güvenini asla veremedi… Oysa kayaları bile eriten, dalgaların gücü değil, uzun müddet, sebatla ardarda vurmasıdır… Ama sütliman! denizlerde batıyoruz işte aynı gemide… Ve yürütme, halkı nasıl satın alıp, onla birlikte toptan fiyatına memleketi pazarlıyorsa, hesapta yandaş olmayan medyamız da halkı böyle satıp, güç satın almaktadır yürütme fonundan… 



Müzmin muhalefet liderliğinden feragat ederek ülkeye en büyük faydayı sağlayabilecekken, bunu yapmayan Deniz Baykal kadar, elindeki gücü samimi olarak ülke için kullanmayan Hürriyet’in de payı vardır ülkemizin ehliyetsiz, ruhsatsız yürütülmesinde… 



Gelelim, en güvenilir gazeteci Uğur Dündar’a… Konular daha tam olarak anlaşılmadan ve doğru teşhis konulmadan, Hollanda’lıların tutumlarını övmesi ve “işte AB ülkesi farkı“ demesi biraz acele, tek yanlı ve de Uğur Dündar’a yakışmayan bir hüküm oldu… Nitekim, Pilotlar Derneği bu konuda, belgesi ile, delili ile, tutarlı ve mantıklı teknik açıklamaları ile, kazanın pilotaj ya da donanım hatasından kaynaklanma ihtimalini zayıflatırken, Hollandalı’ların ön yargılı, kaypak ve gizli kapaklı tutumlarının nedenini de ortaya çıkarmış oluyordu…


“Uçak patlarsa“ düşüncesi ile 45 dakika yaralılara hiç müdahalede bulunulmaması, belki de ölmelerine göz yumulması kuralı, insancıl bir AB kriteri ise, yakınlarının onayı olmadan ölenlerin kimliklerinin açıklanmaması, methedilecek bir AB tavrı olarak, ulusal medyamızca ön plana çıkarılamaz… Bütün çelişkili ve komik bilgilerin kaynağı aşikar… 



Başımızdakiler, zaten mantalite olarak, yanlış bilgileri kamuoyuna vermeye, konuyu kadere bağlamaya meyilli dümensuyu bir zihniyetin temsilcileri olduğu için, ülke de bu zihniyetin A ve B planlı yürütme metodlarıyla, giderek çamurlu zeminlere doğru alçalmakta… Ama çakılmanın faili meçhul değil… O ayrı…  



Hollanda’lılar önce “benzin bitmiş“ dediler, sonra “motor uçmuş“ dediler, yani aslında, kendilerine toz kondurmamak adına, tipik bir AB ülkesi formatında, daha incelemeler bitmeden karşı taraf aleyhine el altından spekülasyon zeminini hazırladılar. Bu bir suçluluk ve hedef saptırma psikolojisi gibi geldi bana… 2 dakika ara ile uçak indirme izninin verilmesinden doğan türbülans ihtimalini hiç telaffuz etmediler… Pilotlar Derneği’miz bu aymazlığı belgesi ile saptayarak, fizik kurallarının nasıl çiğnendiğini ortaya serdi… Yine de “ tek sebep bu kule hatasıdır” diyecek net dayanak yok. Çünkü, uçak da sabıkalı çıktı… Biz sütten çıkmış ak kaşık değiliz elbet ama ben sadece o methedilen AB tutumunun içyüzünü de anlatmaya çalışıyorum. 



“Kurallara uymak“ dayatması içinde, mekanik robotlar gibi yaşamayı kabullenmiş toplumlar klübüdür AB… O kurallar, kendileri çiğnedikleri zaman örtbas edilir, kendi dışındakiler için ise devekuşu poposuna kalkan olarak kullanılır… Biz ortalama toplum yapısı olarak ne böyle kurallara, ne de bu kadar oynak davranış biçimlerine pek gelemezdik son zamanlara kadar… Doku uyumsuzluğumuzun kriterlerinden birisi de budur… Şimdi doğuya uçarken radarda kaybolan bir uçakta batıya koşar göründükçe bu ortalamamız bile bozuluyor… Hem de, medyanın başındaki, aydın sandığımız kanaat önderleri vasıtasıyla…  Toplumun güvendiği, doğru bilgi vericiler ve nabız belirleyiciler bile böyle durumda olurlarsa, AB’ye girmek için göstermelik çabalar sarf ederek, bunu kendi hedefleri için kullanan yürütme organı, bu ülkeyi, böyle boş meydanda işte böyle yürütür ve işte böyle becerir göz göre göre nalıncı keseri ustalığını… AB’lilerden en iyi öğrendikleri şey, hedef saptırma ve kendi veballerini karşıdakilere yükleme metodları… 


Yandaş medya çanak, yandaş olmayan medya tencere… Halkın cebinden palazlanan yeni türeme sermaye ise ikisine de kapak… Boş tencerelerin gümbürtüsünü kim duyuracak peki? Kim kaldıracak enkazı? 
 
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

15 − 4 =