N’olacak bu Avrupa’nın hali

Avrupa’nın krizi bir dünya krizidir… Bu krizden en çok zarar gören ülkelerden biri de İngiltere denilebilir. Allahtan İngiltere’nin güçlü bir ekonomiye sahip olması, dış ticaret hatlerinde kazançlı olması, AB’ye dirsek temasında bulunup euro bölgesinin dışında kendini tutması zararın hasarını hafifletiyor. Bankaları kurtarma operasyonu bütçede ciddi açıklar yarattı. İşsizlik ise ülkenin en büyük sorunlarından biri oldu.

İngiltere’deki Muhafazakar ve Liberal Demokrat koalisyonu ise sağlam temellerde oturmuyor. Muhafazakarlara göre Liberaller kendilerine ayak bağı oluşturdu. Liberaller ise Muhafazakarların koltuk değneği olmak istemiyor. Ülkenin azınlık hükümeti ya da erken seçime gitmesi belki de en akıllıcı yoldu. Son ara seçimlerinde muhafazakarların oy kaybetmesi de bir seçmen uyarısı olarak algılanabilir.

Yeni lider Ed Miliband ile İşçi Partisi’nin de oldukca işi zor. İşçi Partisi solu yeniden keşfedip küskün aydınlarla bağ kurma çabası yeterli değil. Ed Miliband, ara seçimler sonrasında Liberalleri kendi çatısına çağırdığı konuşmasında Muhafazakarların başarısız olmalarını beklemeden hatalardan ders çıkarılması gerektiğini söyledi. Bana göre Muhafazakarlar krize karşı mücadelede başarılı olursa İşçi Partisi’nin solu yeniden keşfetmesi bir işe yaramayacak.

Peki Muhafazakarlar başarılı olur mu? Muhafazakar Başbakan David Cameron’un söylemleri yardımcısı Liberal Demokrat Parti’nin lideri Nick Clegg’den daha yapıcı ve olumlu. Cameron koalisyonun uzun soluklu olduğu ve sorun olmadığı imajını vermeye özen gösteriyor. Acı receteyi uygulamaktan memnun olmadığı ama iyileşmek için de gerekli olduğu sözünü her fırsatta dile getiriyor. Clegg’e göre daha az pot kırıyor. Başbakanın henüz 39 yaşında ve yakışıklı olması da kamuoyundaki olumlu bir imaj çizmesine yardımcı oluyor hani… Tabii en büyük puanı da krizi yaratanlar ve mağdurları arasında adaletli bir denge kurmasıyla kazanacak. Bunu muhafazakar bir başbakanın nasıl kuracağı ise gerçekten yanıtını merak ettiğim zor bir soru.

Kriz mağduru olarak ülkedeki acı reçeteye karşı çıkan öğrenci, dar gelirli ve işçilerin protestosuna gelirsek… Cameron’un protestocuları ikna etmesi çok zor. Margaret Thatcher kelle vergisinde geri adım atmıştı ama madenciler grevinde direnip sendikaların belini kırmıştı. Thatcher’i uzun yıllar ayakta tutan bu galibiyetiydi. Bana göre Cameron’un bu zor denklemi çözmesi de zor. Her şeyden önce kendi seçmeni ve temsil ettiği sınıfı sevindirmek için yakın tarihten ders çıkarıp bu protestolara kulak tıkayacaktır. Zaten bir konuda geri adım atarsa bunun arkası da gelecektir. Üstelik söylediği ve yaptığının farklı olması uluslararası arenada da güvenilirliğine gölge düşürecektir. Yani başbakanın elindeki iki uclu bir değnek…

Eğer Cameron herşeye rağmen başarılı olursa kesinlikle erken seçim isteyerek, Liberal Demokratlar’dan kurtulmayı planlayacaktır.

***

Avrupa’nın diğer ülkelere gözatarsak… Alman lider Angela Merkel’in genel seçimlerde gitmesi gerekir… İspanya Maliye Başkanı “Merkel ağzını açtığında euro krize giriyor” demişti. Avrupa’daki bazı ülkeler euro bölgesinin krize girmesinden Merkel de sorumlu tutuluyor. Belçika’da hala hükümet kurulmadı. Yunanistan, İspanya ve Portekiz ciddi sıkıntı yaşıyor. AB’ye yeni katılan Doğu Blok ülkeleri ise bu evlilikten umduğunu bulamadı. Avrupa “önce can sonra canan” misali kendi derdinde ve yeni üyelere beklenen katkıyı sunamadı. Bu ülkelerde de bir patlama olursa euro bölgesi gerçek bir tehlikeye girmesi olası.

AB’deki her fırtına Türkiye’yi direk ilgilendirecektir haliyle… Üç yıl önce bir konferansta söylediğim “AB Türkiye’yi alamaz, alacağı zaman da Türkiye’nin AB’ye ihtiyacı olmayacak” sözüm hala geçerli. Türkiye’nin AB’ye ne kadar ihtiyacı varsa AB’nin de Türkiye’ye o kadar ihtiyacı var. AB ülke liderlerinin bunu bilmemesi mümkün değil. Fransız lider Sarkozy gibi bazı liderlerin iç politik manevralarda Türkiye’ye karşıtlığını kullanması ise büyük bir stratejik hata.

Gözlemci ve işadamlarına göre AB’nin geleceği net değil. Euronun güvenilirliği heyelana uğradı. İngiltere’nin yaptığı gibi bazı AB üyesi ülkeler euro bölgesinden çıkmak isteyebilir de. Böyle bir durumda eurodan kaçışın arkası da gelir… O zaman ayıkla pirincin taşını… AB bütün kara bulutları dağıtabilmek için köklü bir reform ve tek seslilik oluşturulmalı. Özellikle Türkiye’nin de beklentisi bu. AB’den Türkiye’ye yönelik her kafadan bir ses çıkması ve atılan imzalara, verilen sözlere rağmen Türkiye karşıtlığının olur olmadık yerlerde dillendirilmesi AB’nin de ciddiyetini gösteriyor.

Avrupa’nın falında ne yazık ki üç vakte kadar iyi haber yok… İşin kötüsü iyi haber verecek sağ duyulu yaklaşımlar da yok. Olursa yine sizinle paylaşacağız zaten… İyi haftalar efendim…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.