İnsan gibi anlatmak

PAYLAŞ

İnsan gibi anlatmak varken öküz gibi anlatmanın bir anlamı var mı? Öküzün anlatım olanakları sınırlıdır. Möö sözcüğü binbir anlama gelir. Doğa öküzü anlatsın diye değil de iş yapsın diye düşünmüş sanki. Öküz ağzı dili olmadığı için beden diliyle konuşur. Onun beden dili kabadır. Bu dili ancak inek anlar. O da ne kadar anlarsa. Bizler öküzün kuyruk sallayışından bazı anlamlar çıkarabiliriz. Kuyruk üst düzey hayvanlarında dil gibi çalışır. Öküzün dilini sökmek zordur ama kedinin köpeğin dilini sökmek o kadar zor değildir. Kedileri köpekleri yakından tanıdığım sanılmasın. Bende ne köpek sevgisi vardır ne kedi merakı. Gene de onların sevinçlerine ve öfkelerine azçok tanık olmuşumdur. Kedi gerildiği zaman kuyruk sallıyor, köpekse sevindiği zaman. Benim hayvanlarla ilgili gözlemim bu kadar. Omuzundaki köpeği pışpışlarken “Bak amcası nasıl da anlamlı bakıyor benim güzel yavrum” diyenler kadar bu işlerin içinde olmayı hiçbir zaman düşünmedim. Bizim işimiz insanlarladır.
İnsanların ağzı var dili yok bu güzel yaratıkları sözde hayvanseverlik adına köleleştirmeleri çocukluğumdan beri kanıma dokunur. Bencilliğin en çirkin biçimlerinden birinin adını hayvanseverlik koymuşlardır. Öküzden kalktık buraya geldik doğaldır. Öküzden kalkıp Ay’a gidecek değildik ya. Konumuz insandır: insan gibi anlatmakla öküz gibi anlatmak arasındaki ayrımdır. Adam bir şeyden gocunmuş besbelli. Durmadan surat asıyor. Surat asacağına neden rahatsız olduğunu ağzınla anlat be adam! Kusurumuzu söylersin biliriz, utanır özür dileriz. Belki bir yanlış anlama vardır. Ağzınla anlatsan daha kolay değil mi? Daha kolay değil. Onu yapacak kadar yürekli değil arkadaşımız. Cebinden bıçağı çıkarıp karşısındakine saplayabilir ama açık açık konuşamaz. Bir şeyi ille ağzıyla anlatmak zorunda kaldığı zaman da bas bas bağıracaktır. İnsanlıktan biraz pay almış olsa her şeyi alçak sesle anlatabilir. Bağırgan insandan çocukluğumdan beri ölesiye nefret ederim. Annem bana şöyle derdi: “Bağırmazsın çağırmazsın ama oğlum yeri geldiğinde öyle bir söz söylersin ki dirhemini yiyen kudurur.”
Bu toplumun insanı hayır demekten korkar. Birine karşı çıkmak birini eleştirmek biriyle tartışmak terbiye sınırlarını aşmak gibi anlaşılır. Bu yüzden sallabaşlığın geçerli olduğu bir ortamda yaşıyoruz. İçtenliksiz onaylamalar çok yerde dedikodu düzeneğini etkin kılıyor. Tutarsız şeyler söyleyen birinin karşısında susup kaldığını söyleyen birine neden böyle yaptın diye sormaz kimse. İkiyüzlülük bir ahlak sorunu yaratmaz bu toplumda. Elbette yaşamda karşılığı olmayan bir takım saçmalıklara yanıt vermekle yükümlü değiliz. Ama bir de gerçekler var. Şöyle bir görüşle karşılaşabilirsiniz: “Bu ülkede yoksulluk olduğu yalandır. İnanmayan Boğaz’daki lokantalara baksın!” Al sana bir görüş, tepe tepe kullan. “Bu ülke eğitim alanında her gün biraz daha iyiye gidiyor” diyen birine söylenecek iki çift sözünüz de yok mu? Ben böyle densizliklere aldırmam güler geçerim diye işi kolayından almayalım. Adama yanlışını bildirmek gerekir. En azından köpeksiz köyde dolaşmadığını bilsin. Araziye uymak için ileri geri konuşan da ağzıyla anlatmaktan kaçınan da bana tehlikeli görünür. En azından kendine güvenemeyen biridir o.
Kendine güvenememenin başlıca nedeni kötü eğitilmiş olmaktır. Konu geldi gene eğitime dayandı. İzini sürdüğümüz her sıkıntı bizi eğitim sorununa çıkarıyor. İyi eğitilmiş insan kişilikli olur. Kişilikli insan doğru bildiğini belli bir tutarlılıkla ve belli bir ağırbaşlılıkla söyleyebilen insandır. Kıvırtanlar da, her yere çekilebilen sözler edenler de, doğru bildiğini üstünlük havalarına girip uydurma bir bilgelikle kendine saklayanlar da, birilerinin dümen suyunda fikir üretir gibi yapanlar da uygar dünyanın ham meyvelerinden başka bir şey değillerdir. Görüşlerini açık açık ortaya koyamayan ve görüşleri adına efendilik sınırları içinde kıyasıya kavga etmeyi bilmeyen insanlardan kaçmak gerekir. Küsmüş numaraları yapmak, ne demek istediğimi anla salaklıklarına sığınmak, açık açık konuşacak yerde dokundurmalara kalkmak, bağırıp çağırmak zavallılığın belirtisidir. Nerede surat asan bağırıp çağıran dokundurmalarla konuşan birini görsem işte zayıflığını dünyaya kusan biri daha diye düşünürüm. Anababalar çocuklarına öğretmenler öğrencilerine bu gibi davranışların çirkinliğini anlatmalılar. İnsan çocuklukta edindiği alışkanlıklarını sonraları kolay kolay bırakamıyor. Her yaptığımızı doğru sandığımız zamanlar gelmeden birileri bizi bu gibi konularda uyarmalı.

CEVAP VER